Basar ve Basîret

37

     Basar gözün
görmesi. Gözün görme hassası / özelliği. Gözün varlıkları, varlık âlemini,
eşyayı / şeyleri, maddi / madde âlemini görmesi. Maddeyi gören bakış. Bakar ama
baktığı, gördüğü şeyin mahiyetini / içyüzünü kavrayamaz. Sadece dış görünüşü
algılar. Ona göre bir yargıya varır. Fakat tam olarak gerçeğe ulaştığı
söylenemez. Basar; görme işlemini yapan uzuv ve organ. Kısaca görme gücü.

     Basiret ise,
hakikatin kalple hissedilip anlaşılması. Kalp gözüyle görmek. Bir şeyin
içyüzünü kavramak, anlamak ve derk edip idrak etmek. İleriyi görüp ona göre
davranmak. Derin bir seziş hali. Hakikati / gerçeği kalple hissedip anlayabilme
kabiliyeti / yetisi. Kalpdeki varlığın hakikatlerine varmayı sağlayan kutsi /
kutsal, potansiyel bir kuvve / güç. Kısaca feraset / seziş. İnsana ibret
alacağı algıyı sağlayan duygu. İleriyi gören, gösteren ince bir biliş vasfı.

     Gelelim sadede:

     Madde basar / baş
gözüyle, mana kalp gözü / basiretle görülür. Baş gözü maddeyi, kalp / basiret
gözü manayı görür. Çünkü sadece akıl gözüyle yola çıkanlar; vehim, şek, şüphe
ve kuruntulara düşmekten kurtulamazlar. En yüksek gerçeklere doğru ancak,
akıl-kalp ittifakı / birliği ve ikisinin birbirine destek olması ile yola
çıkmalı. Ki basar resmi görürken, basiret de ressamı, basar binayı görürken,
basiret de mimarı görsün.

     İnsanın maddi gözü
olduğu gibi, bir de basiret denen akıl, kalp ve ruh gözleri vardır. Basar;
görme işlem ve gücünü ifade ederken, basiret; görülenin batinî / iç yönünü yani
o şeyin hikmetini, gayesini, yapılış maksadını gösterir. Basar; bakılan şeyin
ne olduğunu pek kavrayamaz.  Gerçeğin /
eşyanın hakikati, ancak kalbin basiretiyle mümkün olur. Çünkü basar; kalbin
dışa açılan penceresidir. Görüş ve görmeyi sağlar. Basiret ise kalbin iç
gözüdür. Her gören insan basar sahibidir. Fakat her gören basiret sahibi
değildir.

     Basar / göz;
varlıkları, varlık âlemini / eşyayı / şeyleri yani maddi ve madde dünyasını
görürken; basiret / mana, akıl, kalp, feraset, iç gözü ve kalp gözü ise, maddi
zuhur ve oluşun hikmet, maksat ve gayesini bilmez, anlamaz, idrak etmezse; o
bakış insan bakışı değildir. Maddi bakış, maddeyi gören bakış; manevi bakışa
vesile, basamak ve delil olmazsa; o boş bir bakıştır. Manasız, kalpsiz, gayesiz
bir nazardır. Evet, maddi bakış, manevi görüşten mahrum ve yoksun ise, kalp
gözü kör demektir. Yani o göz manen kör, kalben âmâdır.   

     Basar kitabı
görürken basiret de yazarı görmeli. Bir insan kitapta yer alan harf, kelime ve
cümleleri görüp de okuyamıyor ve anlamıyorsa; basarı var fakat basireti yok
demektir. Çünkü okuma bilmeyenler için, kitaptaki harfleri görmek bir şey ifade
etmez.

     Basar yaratılanı
görüp de, basiret Yaratanı görmezse; o bakış eksik ve noksandır. Kabukta kalıp
özü görmemektir. Evet, maddeye bakıp da manasına, yani ortaya konuş hikmetine;
yapılış gayesine, faydasına, lüzumuna ve maksadına muttali olunmamış / bu
hususta bilgisiz kalınmış ise, bu bakış; ikizinden yani manasından mahrum ve
yoksun oluşun resmidir.

     Bu durum fiilde
faili, nakışta nakkaşı, resimde ressamı, yazıda yazanı, yapıda yapanı
görmemektir. Basiretsiz basar sahibi olmaktır. Kaldı ki, insanın diğer
yaratılmışlardan asıl farkı ve gerçek üstünlüğü; görünende görünmeyeni görmek,
her şeyin var ediliş sebebini bilmek, bulmak ve anlamaktır.

     Çünkü insan
dünyaya sırf bakmak için değil, görmek için de geldi.

     Çünkü insan
dünyaya sırf bilmek için değil, bildiğini anlamak için de geldi.

     Çünkü insan
dünyaya sırf anlamak için değil, anladığını hayata geçirmek için de geldi.

     Çünkü insan
dünyaya sırf durmak, kalmak için değil, uzun sefer hazırlığında bulunmak için
de geldi. Dünyaya sırf dünyayı anlamak için değil; onun şahsında kendini
bilmek, bulmak, idrak etmek için, yani fiilde faili / yapılanda yapanı, nakışta
nakkaşı / işlenen nakışta nakşı işleyeni, resimde ressamı / resmi yapanı,
bestede bestekârı / besteleyeni; yani tüm bunlara baktığında, o aynalarda
görünen, aynalara yansıyan Müsebbibü’l-Esbab / Sebeplerin Sebebi’nin yani Yüce
Yaratıcı’nın da farkına varmak için dünyaya getirildi.

Önceki İçerikFiil Çekimi
Sonraki İçerikYaşayan Değerler ve Güvenilir Olmak
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.