Ayet ve Hadiste Türk Milleti

45

 

     Zaman zaman
kimilerinin “Türk Milleti” lâfzına tahammülsüzlüğü depreşmekte!

     “Türk Bayrağı”
sözündeki “Türk” kelimesine karşı çıkmaktadırlar!

     Bugün “Türk”
kelimesinden rahatsız olanların,

     Yarın “Türkiye”
kelimesinden de rahatsız olacakları muhakkak!

     Çünkü “Türkiye”
“Türklerin Ülkesi” demektir.

     Oysa, o Türk
Milleti ki, mânen değil ama maddeten,

     Bu milletin ferdi
olmayan niceleri; Türk Milleti’nin tarih boyunca yaptığı

     İnsanî, İslâmî ve
Dinî hizmetlerinden dolayı Türk Milleti’nden

     Sitayişle
bahsetmekten onur ve gurur duymuş ve duyan zât-ı şerîfler

     Daima olmuş ve
hâlen de olmaktadır.

     Çünkü güneş
balçıkla sıvanmaz.

     Bu milletin
asırlarca vatanı, milleti ve dînine; gazi ve şehit olarak

     Yaptığı sayısız
muhteşem hizmetler göz kamaştırmaktadır.

     Nitekim asrımız
âlimlerinden biri şunları söylemiştir:

     “Ben her şeyden
evvel Müslümanım.

     Ve Kürdistan’da
dünyaya geldim.

     Fakat Türklere
hizmet ettim.

     Ve yüzde doksan
dokuz menfaatli hizmetim Türklere olmuş

     Ve en çok hayatım
Türkler içinde geçmiş ve en sâdık ve en hâlis kardeşlerim Türklerden çıkmış.

     Ve İslâmiyet
ordularının en kahramanı Türkler olduğundan,

     MESLEK-İ
KUR’ANİYEM cihetiyle her milletten ziyade Türkleri sevmek

     Ve taraftar olmak
kudsî (Kur’an) hizmetimin muktezası (gereği) olduğundan…

     Türk Milleti’ne
hizmet ettiğimi, hakikî ve civanmert bin Türk gençlerini işhad ediyorum

     (Şahit olarak
gösteriyorum).”

     Çünkü Türkler,
Mâide Sûresi’nin: “Allah öyle bir topluluk getirecektir ki,

     Allah onları
sever, onlar da Allah’ı sever.

     Onlar mü’minlere
karşı mütevazi (alçak gönüllü), kâfirlere karşı izzet sahibidirler.

     Ve Allah yolunda
cihad eder (savaşır)lar.”

     Mealindeki 54.
âyetine mazhar olmuş bir millettir.

     Çünkü Türk
Milleti, bir sene on sene yüz sene değil;

     Dile kolay, bin
sene yani on asır, Kur’an-ı Hakîm’in bayraktarlığını yapmıştır.

     Çünkü Türk
Milleti, Fâtih Sultan Mehmed (Han)

     Ve askerleri
tarafından fethedilen İstanbul hakkındaki Sena-i Peygamberî’ye

     Yani Hz.
Muhammed’in Türkler hakkındaki övgü dolu sözlerine de, mazhar olmuştur.

     Böyle
mazhariyetlerden ötürü Türk Milleti, ne kadar övünse azdır.

     Fakat bu hâl, Türk
Milleti’nin başka milletleri küçümsediği şeklinde asla yorumlanmamalı.

     Lisan-ı hâlle “Biz
Türkler, bu ulvî ve yüce hizmetlerde bulunduk.

     Sizler de isterseniz bulunabilirsiniz.”
demektedirler.

     Çünkü bu ulvî
hizmet kapısı herkese açıktır. Nitekim, herkesten bu hizmet beklenmektedir.

     Herkes bu mânâda
Türkleri örnek alabilir. Mânevî ufuklara doğru kanat açabilir.

     Bu hususta herkese
imkân var. Yeter ki istesinler.

     Öyleyse,
başaranlar takdir edilmeli.

     Onlara karşı “Niye
ben değil de,o!” diye

     Kıskançlık
hislerine kapılmamalıdırlar.

     Velhasıl: Başka
milletlere düşen; Türkleri kıskanmak değil, onlara gıpta etmektir.

     “Türkler yaptı,
biz yapamadık; keşke Türkler de yapamasaydı!” demek olmamalı.

     “Türkler Allah
yolunda ne güzel hizmetler etmiş.

     O halde bizler de,
onlar gibi hizmet etmeye çalışalım.” demek olmalı.

Önceki İçerikÜçyüz Milyar Dolar Dış Kaynak
Sonraki İçerikÖğretmen Yetiştirme Süreci
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.