Aydınların “Aydınlık” Yüzü

60

Hepinizin malumu olduğu üzere bir ülkenin ilerlemesinin alt yapı taşlarından belki de en temeli, ülkenin aydınlarının bu doğrultuda yaptıklarıdır. Eski tabirle münevverleri özveriyle çalışan ülkelerin hızla kalkındığını, medeniyetlerin oluşumuna katkıda bulunduklarını tarih bize göstermektedir.

Tabii bahsettiğimiz hususun tersini, hem de sıkça, görmek bugün dahi mümkün.

Bunu için uzaklara gitmeye de gerek yok, ülkemize baktığımızda konuyla alakalı tablo hemen dikkati çekmektedir.

Aslında Türkiye açısından bu tablonun çok yeni olmadığını da belirtmek gerekir. Bilhassa Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren tartışılan önemli problemlerden biri, “aydınların” kendi ülkelerine yabancı olup olmadıkları meselesidir. Bugün itibariyle de yine zaman zaman bu konuların işlenmesi, sorunun çözüme kavuşmadığını göstermektedir.

Öyle ki; bugün ülkemizde “aydın” olarak nitelendirilen bazı isimlerin, adeta ülkenin geleceğini “karartmaya” yönelik yarış içerisinde bulunduklarını, ülkenin ciddi meselelerini, aynı ciddiyetle ele alıp “ülke için” çözüm üretmek yerine; çözümsüzlük merkezleri olarak faaliyet gösterdiklerini esef ve öfkeyle seyrediyoruz.

Bir aydın olarak ülkenizin meselelerine bizzat ülkenin penceresinden bakmazsanız/bakamazsanız, çözümsüzlüğün kaynağı olma yolunda temel hatayı yapmış olursunuz. Hal böyle olunca ülkenizin meselelerini kendi meseleniz olarak sahiplenip çözümü ona göre üretmeniz de imkansız olur.

Halbuki aydın dediğiniz zaman, ki burada maksadım tartışılan bu kavrama dair bir alternatif tanım koymak değildir, halkı iyiye ve güzele doğru yönlendiren, mevcut kafa karışıklıklarını “aydınlatan” ve bu esnada bir ayağı kendi kültüründe diğer ayağıyla dünyayı dolaşacak geniş bir bakış açısı ve “donanıma” sahip olarak meseleleri bu çerçevede çözümlemeye çalışan insanları anlamak yanlış olmasa gerektir.

Bugün ülkemizde tartışılan belli konulara dair halkın kafasının “aydınlanmak” yerine daha da karıştığına, “kendi geçmişiyle hesaplaşmak” gibi masum görünen bir sloganın altında, kendinden şüphe eder hale getirilmesini göz önüne aldığınızda bu duruma sebep olan ve  “aydın” olarak nitelendirilen bazı şahısların durumunu daha farklı bir sıfatla ifade etmek yerinde olacaktır.

Özellikle son birkaç yıldır ayyuka çıkan bilgi ve zihin kirliliğinin kaynağını da bu noktada aramak gerekir kanısındayım. Zira bilgi üreten merciler olarak kabul edilen bu tip sözde aydınların bu süreçte ciddi payları ve veballeri olduğunu görüyoruz.

Halkımızın söz konusu süreçte geldiği durumu, ilgilenilen konuların ve meselelere yaklaşım tarzlarının seviyelerinin genel olarak oldukça düşmüş olması, gerçekten aydın vasfını taşıyan ve bu konuda sorumluluk hissedenlerin bir an evvel harekete geçmesini, yapılan çalışmaların da sesinin daha net duyurulmasının sağlanmasını gerektirmektedir.

Unutulmamalı ki, diploma sahibi olmak aydın olmak için tek başına yeterli değildir. Bilgi faydalı kullanıma dönüşmüyorsa, üretime ve hizmete vesile olmuyorsa yüktür. Alınan diploma önce alan kişiyi daha sonra da bu kişinin muhatap olduğu insanları aydınlatmalı ki  günümüz ve geleceğimiz aydın olsun…