Aydınlarımız  ve  İzmler

57

     İnançsızlık, inkâr, materyalizm, maddiyyunculuk, sosyalizm, liberalizm ve komünizm gibi tüm.izmler; dünyada görülen haksızlık, kötülük ve sömürü gibi vak’a ve olaylara karşı; kimi düşünürlerin, bunlara bir çare arayış ve çıkış yolu bulmak gayreti içinde olmaları ve güya onu bulmalarından kaynaklanmaktadır.

     Kurtarıcı olarak karşımıza çıkarılan her …izmde güzel, doğru ve iyi taraflar olduğu gibi,  her …izm’in çirkin, yanlış ve kötü yönleri de var. Üstelik bunlar çoğunlukta.

     Oysa, bunlardaki müspet taraflar; İslam’da fazlasıyla mevcut. Menfî kısımları ise, İslâm’da zaten yer almaz.

     Bunlara yönelişin, bir kurtuluş arayışın ve onlardan medet umuşun temelinde ise, aydınlarımızın lâyıkıyla İslâmı bilmeyişi veya doğru dürüst anlamayışları yatmaktadır.

     …izmlerin herhangi birinde gördükleri iyi taraflar onları celbetmekte ve ona sarılmalarına sebep olmaktadır.

     …izmlere sarılışın bir başka sebebi de, Allah’ın kâinatı ve insanı yaratış sebep ve hikmetini bilmeyiş ve şöyle bir düşünceye saplanışlarından ileri gelmektedir:

     Allah niye insanın yanlış işler yapmasına, kötülüklerde bulunmasına, kimilerinin kimilerini ezip sömürmesine fırsat veriyor, bunlara engel olmuyor?

     Yüce Allah, istese elbette bunlara mâni olur, insanın fenalıklar yapmasına imkân vermiyebilirdi.

     Fakat bu, ancak insanların robot olmalarıyla mümkündür.

     Siz hiç, bir kadının çamaşır makinesini okşayarak, “Çamaşırları ne güzel yıkamışsın, aferin sana!” diyerek onu sevdiğini, takdir ettiğini gördünüz mü? Çünkü o bir robot hükmündedir. Ne iş için yapılmışsa, onu yapmak zorundadır. Yoksa bir kenara atılır.

     Yüce Allah insana şahsiyet vermiş, değerli kılmış; tercih, tasarruf, seçme ve karar alma yetisiyle donatmış. Doğru yolu göstermiş. Eğri yolu seçmemesini öğütlemiş. Cüz’-i ihtiyarisiyle başbaşa bırakmış. “İyi veya kötüyü yapmayı tercih senin, istediğini yaratacak ise Ben’im.” demiş. Tercihinden dolayı mükâfat veya ceza vereceğini hatırlatmış. Bu şekilde insanı dünya denen imtihan ve sınav meydanına göndermiş. İyi, doğru ve güzel işleri yaparak kendisini memnun etmesini arzu etmiş. Aksi takdirde cezalandıracağını hükme bağlamış.

     Herkesin ve herşeyin sesli, sözlü, renkli ve hareketli olarak, yeri ve zamanıyla kayda alındığını ve zamanı gelince, mutlaka hesaba çekileceğini belirterek; geçici olarak muhtar / isteğini yapmakta serbest bırakmış.

     Bu durum ve hususları bilmeyen ve hesaba katmayan, yapanların yaptıklarının yanına kalacağını zanneden iyi niyetli ve merhametli aydınlarımız; zahiren / görünüşte şahit olukları haksızlıklar, yosuzluklar karşısında, -kendilerine göre- haklı bir arayış içine girdikleri için, bu …izmlerden birine kapılarak, düzelmeyi onlara sarılmakta görüp, ümitlerini onlara bağlamışlardır!

     Allah’ın insanların yanlış ve kötülük yapmalarına; hemen, ânında müdâhele etmemesi ve karışmamasının hikmetini bir de, şu misal ve örnekle anlamaya çalışalım:

     Öğretmen, yazılı sınavı yaparken, sıraların arasında dolaşır ve öğrencilerin kopya çekmelerine fırsat vermez. Dolaşırken, talebelerin yazılı kâğıtlarına göz atmaktan da, kendini alamaz.

Ve tabii olarak bazılarının yanlış cevaplar yazdığını görür ve üzülür. Fakat onlara müdahale etmez, dikkatlerini çekerek onları uyarmaz.                                                                                                                

     Çünkü öyle yaparsa, sınav sınavlıktan çıkar! Çalışanla çalışmayanın farkı kalmaz. Âdeta çalışan cezalandırılmış olur.

     Evet imtihan esnasında öğrenciye karışılmaz. Değerlendirme, sınav bittiğinde kâğıtlar toplandıktan sonraya bırakılır.

     İşte Yüce Allah’ın umumiyetle dünyada insana müdahale etmemesinin sebebi, 

bu hikmet içindir.

     Evet, Yüce Allah ihmal etmez, imhal eder / mühlet verir, zaman tanır. Kulun kendine gelmesini, hatasını görmesini ve pişman olarak kendisine, bilinçli olarak yönelmesini umar ve bekler.

Önceki İçerikTerörle Mücadele ve Sözde Demokratikleşme Çelişkisi
Sonraki İçerikMerkezsağ, Merkezsol
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.