Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. MEHMET İNBAŞI

149

İle Târih Sohbetin’de; Osmanlı Cihan Devleti’nin Sevk ve İskân Politikasını,

Fetihlerin Kültür ve Siyâsî Sebeplerini Konuştuk.

(Birinci Bölüm)

Oğuz Çetinoğlu: Osmanlı Cihan Devleti’nde fethedilen toprakların iskânı hakkında bilgi lütfeder misiniz?

Prof. Dr. Mehmet İnbaşı: Osmanlılar, yeni fethedilen yerlerin güvenliğini sağlamak maksadıyla iyi hazırlanmış bir iskân programı kullanmışlardır. Başıboş göçebeler veya bir köyün ve kasabanın problemli halkı, Osmanlı Devleti’nin uzak bir bölgesine kaydırılırdı. Fetihlerin devam ettiği ilk yıllarda Osmanlılar, Anadolu’nun her tarafından akın akın kendi topraklarına gelen Müslüman Türk halkın, Balkanlara gönüllü göçünü sürekli teşvik etmiştir. Nüfus fazlasını yerleştirme maksadının yanı sıra, askerî ve malî şartlarda, bu iskân politikasını mecburî kılıyordu. Ordunun büyük bir kısmını azab (*) ve yaya adlarıyla, şehirlerden ve köylerden askere alınan Türklerin oluşturduğu Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde, Türk nüfusun askerî açıdan büyük bir önem taşıdığı muhakkaktır.

Çetinoğlu: Osmanlı’nın iskân politikası ile ilgili bilgilere kayıtlarda rastlayabiliyor muyuz?

Prof. İnbaşı: Süleyman Paşa’nın (*) Gelibolu’ya yerleşmesinden sonra, fethettiği yerlerde emniyeti temin etmek maksadıyla Anadolu’dan Türkmenler getirterek iskân ettirdiği bilinmektedir. Bununla ilgili olarak kaynaklarda benzerlik arzetmekle birlikte pek çok kayıt bulunmaktadır. Bu kaynaklardan ilki olan Âşıkpaşazâde’de; (*)

Gaziler geçdi kâfir mülküne hoş

Nice kâfir sarayı etdiler boş  

Çün Rumiline geçdi Müsülmân…

Atası Orhan Gazi’ye haber gönderdi kim devletinle himmetinle Rum ili feth olunmağa sebeb olundı. Kâfirler gayet zebundur, imdî şöyle mâlûm ola kim, bu tarafdan feth olunan hisarlara vilâyetlere ehl-i İslâm’dan çok âdem gerekdir. Bu feth olan hisarlar içün içine komağa ve hem yarar gaziler gönderin. Orhan Gazi dahî kabul etdi. Vilâyetine göçer Arab evleri gelmiş idi. Anları Rum-iline geçirdi. Birinci zaman Gelibolı nevâhisine sâkin oldılar…’ 

Şeklinde yer alan kayıtlardan Süleyman Paşa’nın (*) iskân faaliyeti hakkında bilgi edinmek mümkündür.

Benzer bilgiler diğer kaynaklarda da yer almaktadır. Bunlardan Hadîdi*’de;

‘…Bir iki gün içinde daşınub er

İki binden ziyade geçdi leşger, …

Hem alduk Rumeli’nin üç hisarın

Tekturtağı, Gelibolı diyarın,

Gaza içün bize leşger gerekdür. 

Hisarın hıfzı içün er gerektür…’

Şeklinde manzum bir kayıt yer almaktadır.

Aynı şekilde Neşrî’de (*) de;

‘…Süleyman Paşa (*) Rum-ili’ne geçti, evvel atası Orhan Gazi’ye haber gönderdi kim devletli sultanımın himmetiyle Rum-ilini fethetmeye sebep olundu. Küffarın gayrette zebunluğu vardır dedi. Ve bu tarafta feth olan hisarlarda konmağa çok âdem gerek. Lütfedip yarar yoldaş gönderesiz dedi. Orhan Gazi dahî bu sözü işitip ferahnak oldu. Karesi (*) vilâyetinde göçer arab olurdu. Göçer evlerle gelmişlerdi. Anda olurlardı. Anları Orhan Gazi, Rumiline geçirdi. Bir zaman Gelibolu nevâhisinde sâkin oldular… Yevmen fe-yevmen durmadan feth içinde oldular. Ve bu taraftan Karesi (*) vilâyetinin halkı dahi gelir oldular ve gelenler yurt tutup gazâya meşgul oldular…’

Şeklinde yer alan kayıt, Âşıkpaşazâde’nin (*) verdiği bilgilerle hemen hemen aynıdır.

Diğer kaynaklardan Lütfi Paşa, Anonim Tevârih-i Âl-i Osman ve Kâtib Çelebi’de de benzer bilgiler yer almaktadır. Süleyman Paşa’nın (*) 1357’de vefatından hemen sonra da, Rumeli’ye göç devam etmiş, Rumeli’deki uç güçlenmiştir. Orhan Bey’in oğlu Süleyman (*) için Bolayır’da yaptırdığı imârete ait 1360 yılına ait vakfiyede, bu bölgede Türkçe adlar taşıyan birçok köy ve çiftliğin kurulduğu görülmektedir. Yunan kaynakları da bu göçü doğrulamaktadır.

Çetinoğlu: Osmanlı Devleti, Anadolu’dan Rumeli’ye nüfus iskânı yaparken yerli halkın durumu ne idi?

Prof. İnbaşı: Osmanlı fetihleri devam ettiği sürece şehirler dışında yaşayan Hıristiyan halk, Balkanların daha iç bölgelerine ve dağlık kesimlerine doğru hareket etmişlerdir. Fütuhat sırasında köy ve kasabalarını terk ederek başka bölgelere kaçanların yerlerine, Anadolu’dan büyük ölçüde Türkmen unsuru nakledilmiştir. Bu göç harekâtı daha ziyâde Bulgaristan’a doğru olmuştur. Köylü nüfusunu ayrıntılı olarak veren mufassal tahrir defterlerinde (*), Doğu Balkanlarda, Varna’dan Tuna’ya kadar uzanan bölgede Yörük köylerini, yerli Hıristiyan Bulgar köylerinden ayırt etmek kolaydır. Her şeyden evvel aslı Anadolulu olan Türk köylerinde, köy adları, baba-oğul adları, Müslüman-Türk adlarıdır ve bu köyler, yerli Hıristiyan-Bulgar köylerine göre genellikle daha ufak ve fakir köylerdir. Bulgar köylerinde birkaç Müslüman haneye rastlanmaktadır. Bunların İslâmiyet’i yeni kabul eden yerli Bulgarlar olduğu, baba adının Abdullah yazılması ile anlaşılmaktadır. Genel olarak Müslüman olan Bulgarlar, yine kendi köylerinde yaşamaktadırlar. Türklerin bölgeye göçleri ve yerleşmesi, Balkanların nüfus ve ekonomik şartları sebebiyle hızlı bir şekilde gelişmiştir.

Çetinoğlu: İskân politikasının iktisâdî boyutu düşünülüyor muydu?

Prof. İnbaşı: Osmanlı Devleti’nde devletin gelirlerini artırmak maksadıyla ve eski bir idârecilik ananesinin tecrübelerine dayanan basit ve pratik usullerle reayayı (*), en verimli sahalarda ve rasyonel bir şekilde çalıştırmak maksadıyla yapılan nakil ve iskânların yanında, yeni fethedilen harap bir memleketi şenlendirmek, askerî sevkıyatı ve erzak tedârikini kolaylaştıracak şekilde, yollar boyunca köyler ve kasabalar kurarak nakliyat ve seyahati teşkilâtlandırmak ve nihâyet yabancı bir memlekette diğer düşman unsurlar arasına yerleştirecek Türk ve Müslüman muhacirler ile siyâsî ve askerî emniyeti sağlamak gibi gayeler ile de, devletin sevk ve isyan usulüne sık sık müracaat ettiği görülmektedir. Rumeli’nin iskânı hususunda alınmış olan tedbirlerin içinde en dikkati çekeni, bu bölgeye daha ilk günlerden itibâren külliyetli konar-göçer unsurların aktarılmış olmasıdır.

Çetinoğlu: İskân edilen nüfus üzerinde devletin gözetimi söz konusu mudur?

Prof. İnbaşı: Osmanlılar, Balkanlara nakletmiş oldukları bu gruplarla, yakından ilgilenmişlerdir. Eski Osmanlı kroniklerine (*) göre, Süleyman Paşa (*) tarafından Gelibolu ve havalisine yerleştirilen Türkmenler daha ziyâde Karesi (*) bölgesinden getirilmiştir. Balkanlara adım atan Osmanlıların hızlı bir şekilde ilerlemesini kolaylaştıran sebep, coğrafî olduğu kadar siyâsî olaylardı. Tuna vâdisi boyunca Osmanlıların ilerlemesi kolay olmuş ve kısa sürede Eflak ve Moldovya’ya kadar fetihler uzanmıştır. Bunun yanında Bizans’ın gücünü kaybetmesi, Bulgar kralları arasındaki saltanat mücâdelesi ve Duşan’ın ölümünden sonra Sırbistan’ın Balkanlardaki nüfuzunu kaybetmesi gibi siyâsî olaylar, Osmanlı ilerlemesini hızlandırmıştır.

Çetinoğlu: Fetihlerin yalnızca askerî güçlerle gerçekleştirilmediği, başka etkenlerin bulunduğu iddialarını değerlendirir misiniz?

Prof. İnbaşı: Balkan yarımadasındaki hâkimiyetin hızlı gelişmesinin sosyal, kültürel ve siyâsî sebepleri vardır. Zira Osmanlı Devleti, Bizans ve Haçlıların getirdiği feodal (*) toprak rejimi ortadan kaldırarak araziyi mîri (*) esaslar dâhilinde işletmeye koymuştur. Ortodoks halka geniş imtiyazlar tanımıştır. 16. asra kadar Balkan yarımadasındaki halkın çoğunluğu gayr-i Müslim idi. Ama bu yapıya rağmen ideolojisi İslâm’dı ve İslâm için savaşıyordu. Nitekim Balkanların Boşnak ve Arnavut gibi iki önemli grubu 15. Yüzyılın ikinci yarısında İslâm dinine geçtiler.

Çetinoğlu: Ortodoks ve Katolik gruplar arasındaki rekabetin rolü oldu mu?

Prof. İnbaşı: Balkanların fethinden sonra bir tarafta doğu Müslüman ve Grek Ortodoks dünyâsı, diğer tarafta batıda Katolik dünyâsı olmak üzere aralarında çok güçlü bir rekabet vardı. 14. yüzyılın ikinci yarısından beri, bilhassa bu bölgeleri kontrolleri altında tutan Katolik güçler, Osmanlı yayılması ve yerli halk ile birleşip bütünleşmesi karşısında şaşkına döndüler. Bu şartlara göre Balkan Hıristiyanlarının Osmanlılarla barışı ve yakınlaşması politik bir durumu da ortaya çıkardı. İslâmî kurallara göre sâdece Müslümanların değil, Batı Hıristiyan dünyâsının üç ana kolundan birisi olan Ortodoksların da bu birlikte yer alması, Osmanlıların Avrupa’daki yayılmasında etkili olmuştur. Fâtih’in kendisini Ortodoksların hâmisi ilân etmesi ile bu politika, daha da güç kazandı.

Çetinoğlu: Bosna’daki Hıristiyanların özel bir durumu vardı…

Prof. İnbaşı: Müslüman nüfusun yoğun olarak yaşadığı Üsküp’te (*) Grek Ortodoks kilisesinin yanı sıra, Yahudiler ve Katolikler de bir arada yaşamaktaydılar. Nitekim Bosna’da bulunan Fransisken Papazlarına(*) temel insan haklarını veren ve onların Bulgaristan’da faaliyetine hoşgörü ile yaklaşan Fâtih Sultan Mehmed Han idi.

Çetinoğlu: Rumeli fetihleri, Osmanlı gelişmesine nasıl tesir etti?

Prof. İnbaşı: Osmanlıların Avrupa’ya çok erken geçip yerleşmeleri, devlet bünyesinin kuvvetlenmesinde büyük bir âmil oldu. Boş ve zengin topraklar bulup buralarda yerleşmek maksadıyla birçok göçebe unsurlar, fakir köylüler, Rumeli’nin zengin topraklarını elde etmek isteyen sipâhiler, Orta Anadolu’dan ve Karesi (*), Saruhan, Aydın ve Menteşe gibi sâhil beyliklerden Trakya’ya geldiler. Böylece Osmanlı Devleti Rumeli’den aldığı güçle sürekli kuvvetini artırdı.

Çetinoğlu: Osmanlı’nın Rumeli’de hızla yayılmasını sağlayan özel sebepler var mıydı?

Prof. İnbaşı: Osmanlı fetihlerinin Balkanlarda bu kadar hızlı yayılmasının sebebi, bunun gerçekleşmesinde önemli rol oynayan tarîkat şeyhleri ve halkla daha yakın temasta bulunan dervişlerin faaliyetleridir.

Çetinoğlu: Ne yaptılar?

Prof. İnbaşı: Bu dervişlerin rollerini üç noktada toplamak mümkündür:

1-Fetihteki rolleri; Bu insanlar geçimlerini sağlamak için gönüllü olarak sefere katılıyorlardı. Bunlar Osmanlı Beyliği’ne gelerek bey ile ilişki kurup yanlarındaki, bazen 50-60 bazen de 150-200 kişilik derviş gruplarıyla beraber Bizans topraklarında birtakım fetihlere katılıyorlardı. Bunun en güzel örneklerinden birisi Geyikli Baba’dır. (*)

2-Türkleştirme ve İslâmlaştırmada etkin rol oynuyorlardı. Bu dervişler geçimlerini temin ederken yerleştikleri yerlerde zâviyeler(*) kuruyorlardı. Bu zâviyeler, ya kendileri tarafından veya beyler tarafından yaptıkları fetihlere karşılık olmak üzere, toprakları kendilerine vakfediliyor ve bu şekilde orada yerleşiyorlardı.

3-En önemli fonksiyonları ise, Osmanlı hâkimiyetinin meşrulaştırılmasıdır. Bu insanlar mâiyetlerindeki dervişlerin dışında çok büyük kitlelere hitap ediyorlardı. Hattâ Osmanlı yüksek bürokrasisi, yüksek askerî erkânı içerisinde de bunların müritleri olan kişiler vardı. Bu şeyh ve dervişler, Balkanlarda kurmuş oldukları zâviye(*) ve tekkeler vasıtasıyla bölgenin gayr-i Müslim halkını etkiliyor ve âdeta Osmanlı ordusunun gelip bölgeyi fethetmesinden önce bir anlamda, halkı psikolojik olarak fethe hazır hâle getiriyorlardı.  Bu zâviye (*) şeyhleri, dindeki müsamahalı tutumlarından dolayı Hıristiyanların daha kolayca ihtida (*) etmelerini sağladıkları gibi, fetih hareketlerine de katılıyorlardı.

Çetinoğlu: Fetihler, Türk-İslâm kültürünün yayılmasında etkili oldu mu?

Prof. İnbaşı: Osmanlılar tarafından iskâna tâbi tutulan Türkmenler, Anadolu’dan Rumeli’ye dillerini ve kültürlerini de getirdiler. Bunların çoğu yeni isimler altında, yeni köyler ve yerleşim birimleri kurdular. Bu yönüyle Osmanlı fetihlerinin geçici mâcera ve çapulcu hareketi değil, kesin bir yerleşme ve yurt tutma gayesini hedeflediği aşikârdır. Dolayısıyla Balkanların fethi sırasında buradaki bazı muayyen bölgeler, yoğun bir göç ve iskân hareketine sahne olmuş, kurulan iskân birimleri ile boşalmış topraklar şenlendirilmiş ve işlenmeye başlanmıştır. Buralara iskân edilen Türkmenler, zamanla buralarda han, hamam, köprü, medrese, zâviye (*), imâret (*), tekke, cami ve mescit gibi Türk-İslâm eserleri inşa etmişler ve böylece Balkanları bir Türk yurdu haline getirmişlerdir.

Sultan Birinci Murad’ı müteakiben Yıldırım Bâyezid döneminde Rumeli’nin Türkleşmesi maksadıyla daha büyük ölçüde Türkmen unsurun nakledildiği bilinmektedir. Bu nakil sırasında, devlet tarafından kendilerine zengin topraklar verilmek, bütün akrabalarıyla göçecek olanlara yurtluk (*), toprak, tımar (*) gibi imtiyazlar tanınmak suretiyle muhâceret teşvik edilmiştir. Yıldırım Bâyezid devrine ait ilk iskân kaydı 1400-1401 yıllarında tuz yasağına uymayan aşiretlerin nakledilmesi ile ilgilidir. Bu hususta Âşıkpaşazâde’de; (*) ‘…Saruhan ilinin göçer halkı var idi. Menemen ovasında kışlarlar idi. Ol iklimde duz yasağı varidi. Anlar ol yasağı kabul etmezler idi. Bâyezid Han’a bildirdiler. Han dahi Ertugrıl’a haber gönderdi kim. Ol göçer evleri her ne kadar var ise iyice düzene alasın. Yarar kullarına ısmarlayasın. Filibe (*)  yöresine gönderesin. Ertuğrıl dahi atasının sözlerini kabul etdi. Ol göçer evlerü gönderdi. Geldi Filibe (*)  yöresine kondurdular. Şimdiki dem de Saruhan Beğlü dedikleri anlardır. Paşa Yiğit Beğ (*), o kavmin ulusu idi. Ol zamanda anlarun ile bile gelmiş idi.’ şeklinde bir kayıt vardır. Bu bölgeye yapılan iskân neticesinde, 1516 yılına bir Tahrir Defterinde (*) merkezi Tatarpazarı olan nâhiyenin Saruhan Beyli adıyla kaydedilmesi, kuruluş safhasında buraya yoğun bir Türk unsurunun yerleştirilmiş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Çetinğlu: Yıldırım Bayezid zamanında da sevk ve iskân politikası uygulandı mı?

Prof. İnbaşı: Yıldırım Bâyezid, Rumeli’nin Türkleşmesinde büyük gayret sarf etmiştir. Nitekim Üsküp (*) ile Niş(*) arasındaki araziye Müslüman Türkleri yerleştirmiştir. Timur’un Anadolu’yu istilasından sonra da göçler yoğunlaşmış, fetret devri (*) sırasında kuvvetli ve nüfuzlu Türk unsurlarını kendi yanlarına çekmek isteyen taraflar vasıtasıyla da, Rumeli’ye Türkmenler sevk edilmişlerdir. 1397’de Mora’da Argos’un fethinden sonra Anadolu’dan bir kısım Türkmen ve Tatar göçmenleri getirilerek Üsküp (*) ve Teselya civarına yerleştirilmişlerdi. Rumeli’ye nakledilenler arasında Kırım Türkleri de bulunmaktaydı. Nitekim Kırım’da iktidar mücadelesini kaybeden Aktav Han / Aktay Han, kendine tâbi akraba ve kabilesi ile Tuna’yı geçip Sultan Bâyezid’e iltica etmiş ve onun tarafından Filibe (*) havalisine yerleştirilmişti. Speros Vryonis bunu ‘tipik bir askerî fetih, fakat sayıca oldukça fazla etnik bir göçebe hareketi’ olarak yorumlamaktadır.

(Birinci Bölümün Sonu)

Önceki İçerikYatan aslandan, gezen tilki yeğdir./Kazak Atasözü
Sonraki İçerikKutsal Topraklarda bomba bereketi!
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.