Annenin Çocuk Sevgisinin Doğası Yahut Klonlama

34

Dur dediler,
durduk. Göçeroğlu Kenan Hoca durmayı
düşüncede durulanmaya ve dura dura düşünmeye döndürmeyi önerince korona
sürecinde fırsattan istifade Kızılderililer
gibi atları durdurup çok gerilerde
kalan ruhumuzun hızımıza yetişmesini
bekledik. Hoca, Çin’deki ilk dalga
ve eve tıkılma akabinde boşanmalar
artınca “yeni tanışmışlardır” demişti; biz de varlık gayemizle darlık pâyemizi tanıştırabildik.

            ‘Bir bu alana girmediğin kalmıştı’ diyeceğiniz çok mevzunun
düşününe girdik de Türkiye’nin hem hep
dörtnala giden hem sürekli tersyüz
edilen gündemine dair
değişme/değişmeme durumlarını da analiz alışkanlığımızdan muayene sırası bulamıyorduk. Biz ki “Tarih, tarihçilere bırakılmayacak kadar önemli bir iştir” düsturunu
kabulle fiilî hâli ilmî hâllenmeye
mesnet olsun diye
ilâna çıkanlardanız; sağlık
sosyolojisine
, sevgi psikolojisine
girerken sınır tanımayan hekimlerden izin dilenecek değiliz.

            ‘Ya Allah, Bismillah’ ve açılış:

Aslında
çocuk bir uzantıdır, bir klon tomurcuğudur. Stepne bir kol ya da
yedek bir böbrek gibi ekstra bir uzuv
düşünün; 4/3’lük yıl boyunca büyüyen ve sonra ayrılıveren. Ayrılınca da insanî
bir siluete bürünen. Ve sanki annenin
başka bir bedende temessülü
; dişil bir reenkarnasyon, kişiye özel mesihî mucize..

            Empatik olarak “başka varlıkta ben ama başkası değil
diyedir anne zihninde. Sayısı ve cinsiyeti ne kadar farklı olursa olsun ona
göre her çocuk / çocuklar anne örnekleridir. Ona/onlara sevgi kendine sevgidir; yansımasına, uzantısına, klonlanmış kopyasına..

            Bir insanın başkalarına karşı kendini tercih etmeme ihtimali yüzde 1 civarındadır. Hadi sizin hatırınız için yüzde 2,5 olsun yani
40’ta 1. Dolayısıyla böyle yetişiriz. Ki hangi meslekten olursanız olun sizin klonlanmış bir kopyanızı başkasına
tercih etmeme şansınız yoktur.

            Ergenlikte balkon demirlerinden sarkarak eğlenirdim;
annem gördüğünde içi titrerdi ve ancak bayılacak gibi olursa vazgeçerdim. Hâlbuki
yılanın ağzından balığı alabilecek kadar cesurdu. Aramızdaki derin illiyet bağını o zaman fark ettim,
şimdi de yorumluyorum.

            Dolayısıyla fizikî
durumu edebî duyumsamaya
çevirirken tercüme
hataları
yaparız. Ve hatta onun bize
düşkünlüğüdür
bizim onunla temel
bağımız
. “Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar” klişesindeki gerçek
yalan
gerisi’nin fizyonomisi
olsa gerek..

            Binaenaleyh ev
hanımının
komşuların çocuklarına, eltinin
akraba yavrucaklara, öğretmenin
diğer öğrencilere ilgi-sevgi paylaşımı temel olarak sorunludur. İstisnalarsa her zaman vardır fakat kaide kılınamazlar.
Bir annenin tekillik arz etmeyen, yalnızlıktan
azâde
duruşu kendi içinde kalabalık teşkil edeceğinden kendini yalnızca
yavrularına vakfetmesini de kolaylaştırır.

            Bu genetik şifre
içre Mecnun, Kerem, Ferhat gibileri Leylalar, Aslılar, Şirinler için hep bir
şeyler yaparak kayda geçmişlerdir. Karşı
tarafın edilgenliği
belki de bu iç kabulden ötürü tartışma konusu
edilmiyor. Hatta Mihriban’dan Mona Rosa’ya kadar en yürek titreten
şiirleri de çiziktirenler ay ışığı ve
mehtap dersinden
bile çizik yiyorlar.

Dahası
sözlü-yazılı literatür erkekleri duygusuzluk, kadınları duygu yüklülükle
tanımlamakta; romantizmi bile erillerin (Türkiye) giremediği bir kadınlar matinesine (Avrupa Birliği) çevrimi sürdürmektedir. Eşdeğer
duygu dağıtımına istidâtlı, üstelik vahyî mesuliyete muhatap kılınan yarı
guruba karşı bu geleneksel skor
üstünlüğü
de muhtemelen fıtrat kaynaklı.

Son tahlilde sevginin
ve aşkın yahut muhabbetin (hub, love,
liebe,
amour) anne & çocuk sevgisi sâbitliğinden çok yer çekimi, kütle çekimi
misilli farklı cisimlerin (erkek & kadın) birbirini cezbetmesiyle ve
başlarını belli bir yörüngede
döndürmesiyle
alâkalı olduğunu varsaymaktayız. Belki ebedî hayat da
cennet & cehennem misâli dünyadaki
geçiciliğimiz neyin yörüngesindeyse
sonrasında onun izdüşümüyle sonsuza sema etmek olacak.

            Duranlara, durmayanlara..