Anadolu’da Türklerin Son Yüzyılı (2)

67

Yabancı sermayenin nüfuz etmediği alan kalmamış. Kurtuluş savaşıyla yabancıları Anadolu toprağından atan Türkler, 1940’lardan sonra şu ya da bu sebeplerle kaynaklarının tamamını yabancıların emrine vermiş. Bankacılık, sigorta, perakende, enerji, iletişim sektörleri yabancıların elinde. Sırada sağlık, ulaşım, tarım sektörleri ile bor vb. madenler var.

Türkler, yabancılara çalışarak her gün biraz daha fakirleşiyor ve kendilerine has bir üretimle dünya pazarlarına giremiyorlar. Bilgi ve teknoloji üretimindeki payları çok düşük. Öz vatanlarında, her geçen gün biraz daha kiracı ve işçi konumuna geriliyorlar.

Güneydoğu merkezli söylemleri dikkate aldığımızda, Türkiye’nin bir iç savaş tehdidiyle karşı karşıya olduğu anlaşılıyor.

Dış destekli bölücü hareket, hangi hak verilirse verilsin tatmin olmayacağı aşikâr bir hal alıyor. Kürt kökenli gençler arasında ayrılık rüzgârı heyecan veriyor. Ayrılıktan adrenalin devşiriyorlar. Bu eğitimsiz, örf ve adetten kopuk yapı, onları, duygularının ve kışkırtmaların esiri haline getiriyor. Hasan Sabbah’ın fedaileri gibi yakıp, yıkma merkezli güçleriyle övünüyorlar ve bu güçlerinin farkındalar. Kürt olduklarını yeni keşfetmiş gibiler ve Kürt olmayı yakıp yıkmak ve çok sayıda adam öldürmek sanıyorlar. Şehirlerde araba yakarak başladıkları Vandalizmlerini; çalışanları ve müşterileriyle birlikte bankaları, içindeki 13-15 yaşındaki çocuklarla birlikte öğrenci yurtlarını ateşe vermeye varan kıtale taşıdılar. Şimdi sivil itaatsizlik adı verdikleri gösterilerle toplu başkaldırı provalarına alet oluyorlar.

Ortada; bu yapılan doğru değildir diyecek, itidal tavsiye edecek bilge kimseler de yok. Tek görünen gerçek, Hasan Sabbah’ın türevi konumundaki Öcalan. Devlet onunla görüşüyor ve mutabakata varıyor. Bu seçeneksizlik, bir katili siyasi mahkûm durumuna getirdi ve Türk Devleti onunla görüştüğünü tüm dünyaya ilan etti. Bu nedenle Öcalan’ın daha fazla içeride tutulma imkânı kalmamıştır. Seçim sonrasında oluşacak iç ve dış baskılar neticesinde Öcalan önce ev hapsine alınacak ve daha sonra da serbest kalacaktır. Milyonların yüreğine hançer gibi saplanan bu gerçek, maalesef konjüktürel bir zorunluluk halinde karşımızda duruyor.

Bu bölücü hareketin tetiklemesiyle, Türk devleti esastan değişime uğratılmak isteniyor.

Demokratik nizamın vazgeçilmez unsuru siyasi partiler, köklü geçmişlerini inkârla işe başlıyorlar. Köklerinden kopmanın getirdiği havalanma; devleti, siyasi partiler eliyle reorganize etmek yerine geri dönülemez tavizlere sürüklüyor.

Türkiye, köklü mazisinden kopuşla şahlanan AK parti heyecanını tattı. AK partinin dokuz yıllık iktidar sürecinde, devleti, devlet idaresini ve devlet geleneğini öğrendiğine seviniyorken, şimdide mazisinden kopan ve her şeyi tozpembe gören, altı ayda hazırlanan projelerle ve hayal ticaretiyle her yeri bir anda güllük gülistanlık yapacağını sanan CHP ile karşı karşıya. Ve bu şartlarda Türkiye, Devlet yapısını değiştirecek çok köklü bir anayasal değişiklik peşinde ama seçim sürecinde anayasa içeriğinden kimse tek kelime söz etmiyor.

Bireysel hırs ve ihtiras her şeyi yakıp yıkıyor. Millet, gerilime alkış tutuyor ve bir kısım Türkler, yaşadıkları mirasyedi hayatın lezzetinden ayrılmamak ve bir kısmı da âşık olduğunu incitmemek için önlerine konulacak her türlü değişikliğe evet demeye hazır görünüyorlar. Kaderimiz tek kişinin Sayın Erdoğan’ın ellerinde şekilleniyor ve Sayın Erdoğan bu yükü taşımak için yalnızlaşarak güçlenmeye çalışıyor.

Seçim sonrasında Türkiye, çok şeylere gebe… Türkiye bölünebilir. Türkiye, “Türkiye Birleşik Devletleri” adında bir yapıya dönüşebilir. Türkiye, Yugoslavya, Irak ve Libya’da olduğu gibi bir NATO saldırısına maruz kalabilir. Türkiye’de büyük göç dalgaları, Allah korusun büyük acılar yaşanabilir.(devam edecek)