Anadolu Türkmen Kültürü

51

Siyaseten ülkemizin yönetimini yenilemek üzere seçim
sürecine girmiş bulunuyoruz. Cumhur İttifakı ile Millet İttifakının ülkeye daha
iyi hizmet adına sunacakları projelerle Türk seçmenini ikna etmeye
çalışacaklardır

.Ne yazık ki Cemaat dediğimiz kesimin çoğunluğu Millet
ittifakının siyasi lideri Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı üzerinden
Aleviliği aşağılama söylemlerine bilgisizce devam etmeleri tehlikeli bir
durumdur. Alevi/ Sünni kavramlarını kullanarak inançlar üzerinden toplumu
ayrıştırmaya yönelik art niyetlilerin önünü açmış oluyoruz.

Çoğunluğu ’’Dindar’’ değil; ‘’Dini dar alana
sıkıştırmış’’  çevrelerden
Aleviliği—Anadolu Alevi Kültürü— kötü bir sıfat olarak tanıtma cahilliğinin
devam etmesi hali….

Bir yurttaşlık görevi kapsamında ben sadece bilgilendirme
adına konuyla alakalı araştırmalarımızdan, edinimlerimizden bahisle Anadolu
Alevi kültürünü, diğer adıyla, Anadolu Türkmen Kültürünü işlemeye tanıtmaya
çalışacağım.

*

Bildiğiniz gibi Alevilik, adını Hz. Ali’den alan, onun soyu
ve takip ederler tarafından kurulmuş bir tasavvuf yoludur.

Bu yol başta Piri Türkistan Ahmet Yesevi ve onun
yetiştirdiklerince Türk Kültür ve töresi üzerine yapılandırılan İslam anlayışı,
Türkmen Alevi anlayışı olarak ifade edilmektedir.

Öncelikle bir gerçeği vurgulayalım; Türkler, Müslüman
olmaları sayesinde birliğe kavuşmuş ve eriyip yok olmaktan kurtulmuşlardır.
Bugün yeryüzünde Müslüman olmayan Türk olmadığı gibi, Müslüman olduktan sonra
millî şuurunu kaybedip tarihte yok olan bir Türk Topluluğu da olmamıştır. Diğer
taraftan, İslam âlemi de Türklerin katılımıyla taze bir kan ve can bulmuş,
Türkler İslam’ı kendileri için bir millî din hâline getirerek, bütün benlik ve
samimiyetleriyle bu dine sarılmışlardır. Merhum Prof. Dr. Erol Güngör’ün
ifadesiyle İslam, âdeta Türk milletinin yolunu aydınlatan bir ışık olmuş, Türk
milleti bu ışığı takip ettikçe hep yükselmiştir

*.

Anadolu coğrafyasına hoşgörü tohumunu Ahmet Yesevî ve onun
takipçileri Mevlânâ, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Velî gibi şahsiyetler saçmış ve
yeşertmişlerdir

Evet, bu toprakları asker gücüyle fethedebilirsiniz… Ancak
orada kalıcı olmak istiyorsanız gönülleri fethetmelisiniz.

Tarih 1071, ünlü Selçuklu Sultanı Alparslan komutasında
askerimizin Anadolu’yu fethinin başlangıcı…Ve gönülleri fethetmenin de
başlangıcı Ahmet Yesevi….Bugün dahi binyıldır sürdürdüğümüz Anadolu
kardeşliğinin temellerini atan Hoca Ahmet Yesevi’yi kavramak,ardından gelen
halk ozanlarımızı n sunduğu ışık huzmeleri Halk Edebiyatımızın ana eksenini
olushturur.

*

Türkler 11.yüzyılıyla başlayan göçlerle Anadolu’ya intikal
etti. Bu arada yıllar boyunca, Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar yol üstündeki
bütün kültür ve inançlardan güzel ve insana yakışanı alarak belli bir yapıya
ulaştı. Yani Türkmen kültürü doğmatik değil, gelişime açık bir anlayıştır.

*

 İnsanın yeryüzünde
gök Tanrının temsilcisi olduğunu, yeryüzünde adaleti sağlamak üzere memur
edildiğini görmekteyiz. Bu anlayış, ‘’Ne ararsan İnsanda Ara’’ ifadesinin ta o
zamanlardan ruhunu yakalayan bir anlayıştır. Türkmen “kültürü İnsan merkezli
bir yaşam felsefesinin adıdır.

*

En eski Türk inançlarından kadın, erkek diye ayrımcılığın
yapılmadığını, hatta kadına özel bir değer verildiğini de görmekteyiz. ‘’Eski
Türk telakkisine göre erkek ve kadın gök ile yerin evlatlarıdır. Güneş a-Ana
ile Ay Ata onların gökyüzündeki temsilcileridir. Hakanın mümessili olan Ay Ata,
gökyüzünün altıncı katında, hatunun mümessili olan Gün Ana ise, daha üstte,
gökyüzünün yedinci katında idi.

Bu anlayışa günümüzde medeni olarak nitelendirilen hiçbir
toplum, bu anlayışa daha ulaşamamıştır. Türkmen kültürü bunu temel yapan bir
anlayıştır.

*

 Bazı kavimlerde ise,
kız evlada sahip olmak, bir felaket olarak kabul edilirken, Türk Destan ve
Efsanelerinde böyle değildir. Aksine kız erkek ayrımı yapılmaz, ikisine de
evlat olarak bakılır.

*

 Türk Destan ve
Efsanelerinde de görüldüğü gibi eski Türklerde kadının sosyal statüsü
yüksektir. Ayrıca tek eşlilik esastır. Türkmen kültürü sosyal hayatı her
ikisinin birlikteliği üzerine kurmuştur.

*

 Geçmişten günümüze,
tarihsel bir süreklilik olarak devam eden ilk dönem tasavvuf hareketi ürünü
olan ‘’Kadın Derviş’’ ve ‘’Kadın Evliya’’kültürü Türkmen kültürü anlayışında,
kadına ilişkin değerlendirmelerde önemli bir rol oynamıştır.

Türkmen kültüründe aslolan insandır. İnsanın da cinsiyeti
önemli değildir.

‘’Bizi de halk eden Sübhan değil mi?

Arslanın dişisi arslalan değil mi?

Söyleyin makbul-u Rahman değil mi?

Ümmügülsüm, Zeynep, Leylamız vardır’’

Anadolu Türk men kültüründe kadın algılamasının, Orta Asya
kaynaklı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

*

 Yeryüzünde Allah’ın
halifesi olma şerefi verilen insan, Türkmen kültürü felsefesine uygun olarak da
‘’okunacak en büyük ve en kutsal kitaptır.’’

*

 İnsanlar olarak her
birimiz, canlılar âleminin bir bireyi, toplumun bir üyesi, sahip olduğumuz
ailenin en seçkin fertlerinden biriyiz. Dünyaya insan olarak gelişimiz,
ailemize bir hediye, biz insanlar içinde anlamlı bir lütuftur.

İnsan olmak için insan taslağına uygun olarak bir insandan
dünyaya gelmek şarttır, ama yeterli değildir.

Önemli olan bu dünyanın bize insan olma yönünde
kazandırdıkları niteliklerdir. Bu kazanımlarımızı bizden çekip alsalar ortada
biyolojik varlığımızdan başka, insan ve insanlık adına neyimiz kalır?

İnsanları diğer canlılardan ayıran üstün özellikleri,
dikkati sürdürme, sabır, planlama, tasarlama, yargılama-muhakeme etme, düzenli
olma, kendini kontrol edebilme, sorunları çözme, ayrıntılı düşünme, gelecekle
ilgili öngörüde bulunma, hata ve deneyimlerden ders çıkarma, duyguları algılama
ve ifade etme, empati kurma ve sağduyu gibi melekeler olarak
sıralandırabiliriz.

İşte Anadolu Türkmen kültürü insanına bu özelliklerinin
gelişebilmesi için özgürce düşünmesine fırsat veren bu anlayışa sahiptir.

*

Anadolu Türkmen kültürü insanı, doğru var olmayı ve
mutluluğu sadece bedensel hazzı merkeze alarak yaşamayı temel alan anlayış
değil, insan olmanın haslet ve özelliklerini taşıyan bir anlayışla ele
almaktadır.

Acıma duygusunu kaybetmiş, vicdandan yoksun, bencil, çıkar
odaklı, ikiyüzlü, nefret dolu, öfkeli, riyakâr bir varlığa insan demek mümkün
müdür?

Anadolu Türkmen kültürü, var olduğu günden beri, insan
olmanın sevinciyle, acımanın, merhametin, kardeşliğin yanında maddi zenginliği
gönül zenginliğine dönüştürmek için yürümüştür.

Bu özelliği ile dört kıtaya yayılmayı başarabilmiştir.

 

 Günümüzde bile doğaya
hâkim olma anlayışı üzerine temellenen yaklaşımların yarattıkları felaket
ortalıkta. Doğayı bitirdiler. Hal bu ki, Anadolu Türkmen kültürü, doğaya hakim
olmak değil, onunla doğru empati kurarak birlikte var olmayı seçmiştir. Doğayı
yaşat ki, insanlık yaşasın anlayışıdır.

*

 Anadolu Türkmen
kültürü, insanı topluma, toplumu da insana feda etmeyen bir yaklaşımdır. ’’İnsanı
yaşat ki Devlet yaşasın’’ felsefesini ilke edinmiş ve insanı evrenin öznesi
olarak ele almıştır.

*

 İnsanoğlu; nesillerin
akıl ve beden gücünü üst üste koymasıyla, büyük medeniyetler yaratmış, ümrandan
uygarlığa, mağaradan medeniyete yükselmiştir. Bilim, sanat ve teknolojide önemli
atılımlar gerçekleştirmiştir.

Bir yandan akıl almaz işlere, mucizevi denilecek buluşlara
imza atarak olağanüstü güzellikte sanat eserleri vücuda getirirken, diğer
taraftan içindeki vahşiyi susturamayarak savaşmaya, kan dökmeye, yakıp yıkmaya
bir türlü engel olamamıştır.

*

 Akıl, bilim ve duygu
üzerine inşa edilen Anadolu Türkmen kültürü, aklı insanın doğruyu bulmasında
rehber edinmiştir. Unutmayalım ki, insan, imanını, vicdani sorumluluklarını
ancak aklı sayesinde kendini ortaya koyabilir. Şayet akıl yoksa bunların hiç
biri de yoktur.

Aklın dayanağı bilim, duygunun dayanağı ise, Allah
sevgisidir.. Önemli olan aklı sevgiyle temellendirmektir. Aklı ve bilimi
olmayanın sermayesi, kin, nefret, düşmanlık ve ötekileştirmektir. İlimden
gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.

Buradan hareketle Türk kültürü ve İslam’ın özü üzerine
temellenen ve tüm varlığa muhabbetle yaklaşan Anadolu Türkmen kültürü bilgiliğe
giden bir yol olduğunu söyleyebiliriz. Anadolu Türkmen kültüründe bunun adı
hikmettir.

Hikmet sahibi olan kimse, kendisi ve dünyasıyla uyumlu,
kendi kendine yeterli ve bilinçli, o ölçüde de iç çalkantı ve ihtiraslardan
arınmıştır..Bu yolu seçen insan hayatın kontrolünü  ele almış üreten insandır.

Ne zaman ki koptuk özümüzden ve benliğimizden, işte o zaman
kaybettik bize ait olan nice değerlerimizi.

*

 

 Anadolu Türkmen
kültürü, her varlığa bir gözle bakar, özgürlüğü ve sorumluluğu dengeler,
liyakati önceler, paylaşmayı ve fedakârlığı sömürü değil insan olmanın bir
gereği sayar.

İslam’ın temel ilkeleri üzerine yapılanan bir Türk anlayışı
olan Anadolu Türk men kültürü, söylenceleri ile Türk dilini, Türk kültürünü ve
dolaysıyla Türk milletini canlı tutmuştur.

Bu açıdan bakıldığında Anadolu Türkmen kültürü gerçek
Atatürkçülükle de tamamen örtüşmektedir.

 Diğer anlamıyla,
‘’Anadolu beşiğim, Mustafa Kemal ATATÜRK ışığım’’ denebilir.

*

Şimdi bize düşen ise, tüm dünya insanlarının gönüllerine
seslenebilen, gönüller arası köprü kuran bir gönül eri olmaktır.

İnsanları, insan olmaktan alıkoyan en büyük neden sevgisizliktir.
Sevgi gönüllere ferahlık, ruha da huzur, bilincimize de bilgelik verir. Sevgi,
canları dirilten, vicdanı olgunlaştıran, kalplere hayat veren, kısacası, insanı
olgunlaştıran bir var oluş iksiridir. Bu sevgiyi ancak ve ancak Anadolu kültür
anlayışı içinde yakalayabiliriz.

‘’ En bilge insan, eksikliğini, kusurunu bilen kişidir.

Sözünü tutan, bencil tutkuları silen kişidir.

Kötülüklere yüz vermeyen, iyiliklerle güzelleşen;

Dünya yıkılsa, öz değerlerini söyleyen kişidir’’

Gönül sahasını, muhabbetle suladığımız, gerçeklik güneşiyle
aydınlattığımız, aşkımızın ateşiyle ısıtıp ve anlamlı bir birlik
oluşturduğumuzda insan olur ve ebedi bir iç huzuru yakalamış oluruz.

Hoca Ahmet Yesevi, Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli, Horasan
pirleri, Yunus Emre ve nice Türkmen erleri adeta insanlığın şifrelerini
tanımlamış ve duygu DNA’sının şifrelerini belirlemişlerdir. Bu şifreleri
çağımızın gözüyle okuyup özünü koruyarak günümüz insanına sunmaktır. İşte o
zaman, Anadolu irfan geleneğini yaşatan ve Resullah’a Şahmerdan’a Türk ataya
layık birer insan olabiliriz.

‘’’ Sevgidir saygıdır, varlığımızın mayası,

Ekelim gönüllere yeşertelim dünyayı,

Kin, nefret, husumet insanlığın yüz karası,

Sevgi yeşertmek için gel kardeşim.’’

Diye çağrıda bulunmayı bir görev sayalım.

*

Türkmen kültürüne has ifadeyle;

Kıymetli canlar sizleri aşkı muhabbetle selamlıyorum.