Anadolu Liselerine de Sahip Çıkalım

21

 

Millî Eğitim Bakanlığı son birkaç yıldır Fen ve Sosyal Bilimler Liseleri dışındaki Liseleri 2013 yılı sonuna kadar Anadolu Lisesine dönüştürmek istiyor. Gelişmiş Batı ülkelerinde öğrencilerin farklılıklarına, özel ilgi, yetenek ve becerilerine göre çeşitli Liseler açılırken, Türkiye’de tek tip Lise uygulamasına gidilmesi gariptir. Çünkü Anadolu Liseleri bir ihtiyaçtan doğmuş, misyonu ve vizyonu olan okullardır.

Anadolu Liseleri, ülkenin çok iyi yabancı lisan bilen insan ihtiyacını karşılamak üzere kurulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nda özellikle dışişleri bürokrasisinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere 1850’li yıllarda Paris’te bir Lisan Okulu açılmıştır. Fakat bu okul yeterli ilgiyi görmeyince bir müddet sonra kapatılmıştır. İhtiyaç uzun süre özel eğitimle yabancı dil öğrenen Osmanlı aristokrasisinin çocuklarıyla karşılanmıştır. 1868’de Fransız ve Osmanlı hükümetlerinin ortak Kültür Anlaşması ile Mekteb-i Sultanî (Galatasaray Lisesi) açılmıştır. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’ndaki azınlık çocuklarının eğitilmesi amacıyla açılan bu okula, Osmanlı saray çevresi ve aristokrasisinin çocukları da belli oranda alınmışlardır. Bu yüzden uzun süre Türk hariciyesinde Galatasaraylılar ve onların çocukları görev yapmışlardır.

Galatasaray Lisesi dışında İmparatorluk coğrafyasında kolejler açan  ülkeler, bu okullarda kendi dillerinde  eğitim ve öğretim yapıyorlardı. Bu kolejlerden Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalanlar, Lozan Anlaşması’nın güvencesi altında bugün de eğitimlerini sürdürmektedirler. 1872 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nda öncelikle Hukuk, Tıp ve Mülkiye Mektepleri gibi yüksek okulların ihtiyacını karşılamak üzere “İdadi” adıyla Liseler açılmaya başlamıştır. Bu Liselerin ilki “Dersaadet İdadi-i Mülkî-i Şahanesi” adıyla “Vefa Lisesi“dir. Bu Liselerde, öğrencilere hazırlanacağı yüksek öğretim programının ihtiyacına göre yabancı dil öğretiliyordu. 1916 yılından sonra İstanbul Lisesi’nde de Almanlarla yapılan bir anlaşma gereği 22 Alman Öğretmenle Almanca ağırlıklı eğitim başlamıştır. Fakat bu okulda Almanca ağırlıklı eğitim, ancak 1957’de Türk-Alman Hükümetleri arasında yapılan bir Kültür Anlaşması ile kalıcı bir statüye kavuşmuştur.

Cumhuriyet‘in ilk yıllarında ülke genelinde, büyük kısmı İstanbul’da olmak üzere toplam 30 civarında Lise bulunmaktaydı. Bunlarda da yabancı dil öğretimine fazla önem verilmiyordu. Milli Eğitim Bakanlığı, 1954 yılında iyi yabancı dil bilen insan ihtiyacını karşılamak için okullar açılması gereğini hissetti. Bunun sonucunda 1955-1956 öğretim yılında 6 Maarif Koleji (İstanbul-Kadıköy, İzmir-Bornova, Diyarbakır, Konya, Samsun, Eskişehir) öğretime açılmıştır. Bu okulların adı, 1975 yılında “Anadolu Lisesi“ne dönüştürülmüştür. Milli Eğitim Bakanlığı, 1976 yılında bu okulların sayısının arttırılmasına karar vermiştir.  Bu karar sonucunda Anadolu Lisesi açılmasına hız verilmiş ve l993 yılı sonunda bu sayı 193‘e ulaşmıştır. 2003 yılına gelindiğinde bu sayı 500‘e varmıştır. Mevcut hükümetin 2013 yılı sonuna kadar, Fen ve Sosyal Bilimler Liseleri dışındaki bütün liseleri Anadolu Lisesine dönüştürme projesi sonucunda 2011 yılı sonu itibariyle Anadolu Liselerinin sayısı 1700’e ulaşmıştır.

ANADOLU LİSELERİ NASIL KAN KAYBETTİ ?

Anadolu Liseleri Yönetmeliği’nin (Amaçlar) maddesinde, bu okulların amaçlarının ; öğrencilerini bir taraftan diğer Liseler gibi “ ilgi, yetenek ve başarılarına göre yüksek öğretim programlarına  hazırlarken“, bir taraftan da diğer okullardan farklı olarak  “öğrencilerine yabancı dili, dünyadaki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri izleyebilecek düzeyde öğretmek” olduğu belirtilmiştir. Görüldüğü gibi, Anadolu Liseleri, “bilgi toplumu” aşamasına geçen ve ulaşım, bilişim ve iletişim teknolojisindeki baş döndürücü gelişmelerle hızla küreselleşen dünyamızda, ülkemizin “çok iyi” düzeyde yabancı dil bilen insan ihtiyacını karşılamak üzere kurulmuş özellikli okullardır. Bir ülkede herkesin “çok iyi” düzeyde yabancı dil bilmesine gerek yoktur. Ülkenin yüzde 10-15’inin “çok iyi” düzeyde yabancı dil bilmesi yeterlidir. Diğer Liselerdeki öğrencilerin de, en azından yurt dışına çıktıklarında ihtiyaçlarına cevap verecek, yurt dışı ile iş yapabilecek kadar yabancı dil bilmeleri gereklidir.

Anadolu Liselerine başlangıçtan beri özel sınavla ülkenin en zeki ve çalışkan öğrencileri alınmaktadır. Acaba bu okullar, kuruluş amaçlarına öğrencilerini ulaştırabiliyorlar mı? On sekiz yıl Anadolu Lisesi türündeki okullarda yöneticilik yapmış ve son yirmi yılda bu okullarla ilgili bilimsel çalışmaların çoğuna katılmış biri olarak, bu soruya vereceğim cevap maalesef olumsuzdur. Bu amaca uygun başarılı Anadolu Liseleri yok mudur? Vardır, fakat sayıları yüzde yirmiyi geçmez. Peki 1997 yılına kadar çok iyi yabancı dil öğrettiğine çeşitli platformlarda tanık olduğumuz bu okullar bugün nasıl sıradan okullar durumuna gelmişlerdir? Bu uzun ve hazin bir hikâyedir. Bu durumun birçok sebebi ve sorumlusu vardır.

Maarif Koleji döneminden itibaren –1955’ten 1998’e kadar 43 yıl– bu okullar, İlkokul mezunu öğrencileri alıyorlardı. Bu öğrenciler, bu okulların Ortaokullarına başlamadan önce bir yıl Hazırlık Sınıfında 24 saat yabancı dil dersi okuyorlardı. Zor ve sıkı bir eğitimden sonra başarılı olan öğrenciler bu okulların üç yıllık Ortaokullarına başlıyorlardı. 6., 7. ve 8. Sınıflarda haftada 7’şer saat yabancı dil dersi görüyorlardı. Lise 9. Sınıfta haftada 10 saat, 10. ve 11. Sınıflarda haftada 4’er saat yabancı dil dersi okuyorlardı. Şimdi hesap edelim. Bir öğretim yılı 36 hafta olduğuna göre, Ortaokul Hazırlık’ta toplam 864 saat, Ortaokulda toplam 756 saat, Lise 9. Sınıfta toplam 360 saat, 10. ve 11. Sınıflarda toplam 288 saat olmak üzere yedi yılda toplam 2268 saat yabancı dil dersi okunuyordu. Bu dönemde Vefa Lisesi’nde Müdürdüm. Ortaokulu bitiren öğrencilerimiz, istedikleri yabancı koleje girebilecek düzeyde yabancı dil bilgisine sahiptiler. Peki sonra ne oldu da, Anadolu Liseleri bugünkü acınacak durumlarına düştüler?

Ülkemiz gençlerine,  çağdaş dünyanın gençleriyle rekabet edebilecek düzeyde eğitim ve öğretim verme amacı ile  kurulan bu okulların bu duruma düşmesine sebep olan birçok etken var. Akademik başarısına bakılmaksızın her okulun Anadolu Lisesi yapılması, yetersiz yöneticilerin bu okullarda görevlendirilmesi,  seçilmiş öğrencilere -sınav kazananlar hariç- seçilmemiş öğretmenlerin atanması, fiziki yetersizliklerin bulunması (bina, donanım, teknoloji, salon ve akademik birimler)  gibi sebeplerin bu süreçte mutlaka etkisi olmuştur. Fakat, bu işin asıl sorumluları siyasetin rotasını saptıran toplum mühendisleri ve bizzat siyasilerin kendileridir.

28 ŞUBAT EN ÇOK ANADOLU LİSELERİNİ VURDU

28 Şubat 1997’de toplanan olaylı ve sonuçları hükümet değişikliğine kadar giden  Milli Güvenlik Konseyi toplantısı, Türkiye için bir milattır. Bu tarih Anadolu Liseleri için de bir milattır. “Laiklik elden gidiyor” paniğiyle alınan 28 Şubat Kararlarının en önemlilerinden birisi, zorunlu eğitimin kesintisiz olarak beş yıldan sekiz yıla çıkarılmasıdır. Zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarılması doğru bir karardır. İmam-Hatip Liselerinin Ortaokullarını kapatmak için zorunlu eğitimin kesintisiz olmasına karar verilmiştir. Bu doğru bir karar olmamıştır.  Ayrıca İmam-Hatip Liselerinin orta kısımları kapatılırken, Anadolu Liselerinin ve diğer meslek liselerinin de orta kısımları kapatılmıştır. Bu durumda, belki İmam-Hatip Liselerinden fazla Anadolu Liseleri zarar görmüş, bu okullarda yabancı dil öğretmedeki verim, birden yüzde 50 düşmüştür.

1998-1999 Öğretim yılından itibaren Anadolu Liselerine İlköğretim Okulu mezunları alınmaya başlamıştır. Bu okullara giriş sınavlarında, o tarihlerde Yabancı Dil sorusu da sorulmuyordu. Değişik muhitlerden, özel kolejlerden gelen öğrencilerle, varoşların Yabancı Dil Öğretmeni bulunmayan ilköğretim okullarından gelen öğrenciler  birarada  okumak zorunda kalmışlardır. Yabancı dil düzeyleri farklı,  ergenlik çağındaki öğrencilere yabancı dil eğitimi vermek, öğretmenler için oldukça sıkıntılı ve zor bir iştir. Çünkü, özellikle dil eğitiminde başarı oranı, küçük yaşlarda daha yüksektir.

1998-1999 Öğretim yılında Anadolu Liseleri Hazırlık+3 yıllık okullar haline getirildi. Hazırlık Sınıflarında 24 saat,  9. Sınıfta 10 saat, 10. ve 11. Sınıflarda 4’er saat olmak üzere dört yılda toplam 1512 saat Yabancı Dil dersi okutulmaya başlandı.2000-2001 Öğretim yılında Yabancı Dil dersi, Hazırlık Sınıfında 24’ten 20’ye indi, böylece toplamda 1368 saate inilmiş oldu. 2004-2005 Öğretim yılında Anadolu Liselerinin Hazırlık Sınıfları kapatıldı, bütün Liseler 4 yıla çıkarıldı. Anadolu Liselerine indirilen 28 Şubat’tan sonraki ikinci darbe bu karar oldu. Çünkü Anadolu Liselerini hedefine taşıyacak Hazırlık Sınıflarıdır. Bu tarihte Anadolu Liselerinin Yabancı Dil dersleri 9. Sınıfta 10 saat, 10., 11. ve 12. Sınıflarda 4’er saat olarak belirlendi. Dolayısıyla 4 yıldaki toplam Yabancı Dil dersi birden bire 792 saate inmiş oldu. Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda son düzenlemeyi 2010-2011 öğretim yılında yaptı. 9 Sınıftaki 10 saatlik Yabancı Dil dersi 6 saate indirildi. Diğer sınıflarda yine 4’er saat olarak kaldı. Böylece Anadolu Liselerindeki Yabancı Dil ders saati sayısı toplamda 648 saate inmiş oldu.

Özet ölerek ifade etmek gerekirse, Anadolu Liselerinde 1998 yılına kadar 2268 saat olan Yabancı Dil dersi, 2010’da 648 saate indirilmiş oldu, yani 1620 saat kaybedildi. Sizin anlayacağınız, Anadolu Liseleri kuşa döndürüldü, sıradan okullar haline getirildi. Ben buradan şu sonucu çıkarıyorum; demek ki, birileri İmam-Hatip Liselerine diş bilerken, birileri de Anadolu Liselerine diş biliyormuş. Yoksa bu ülkenin zeki çocuklarına sahip çıkarak onlara evrensel bir vizyon kazandıran bu okullar böyle bitirilmezdi. Bu bitiriliş sadece ders saatinin azaltılmasıyla olmadı. Bu okulların öğretmenleri, diğer öğretmenlere göre farklı ücret alıyorlardı, bu kaldırıldı. Bu okullara sınavla öğretmen alınıyordu, bu da kaldırıldı. Master, doktora yapan öğretmenler bu okulları tercih ediyorlardı, bu ünvanlarından dolayı aldıkları ücret farkı kaldırılınca onlar da bu okulları tercih etmez oldular. Anadolu Lisesi Öğretmenliği mesleki bir kariyerdi, bu özelliğini hemen hemen kaybetti. Peki Anadolu Liseleri için her şey bitti mi? Bu okulları kendi kaderlerine mi terk delim?

BUNDAN SONRA NELER  YAPILABİLİR ?

Gelişmiş Batı ülkelerinde üstün zekalı öğrenciler için özel eğitim okulları bulunmaktadır. Ülkemizde ise üstün zekalı çocukların eğitimi için kurulmuş eğitim kurumları bulunmamaktadır. Türkiye’de ise bu tür okulların önemi yeni yeni anlaşılmaya başlanmış, son yıllarda bazı üniversitelerimizde üstün zekalı öğrencilere eğitim verecek öğretmenlerin yetiştirilmesine başlanmıştır. İşte bu süreçte, Cumhuriyet eğitimi bu açığı kapatmak için, Fen Liseleri, Anadolu Liseleri ve Sosyal Bilimler Liselerini kurmuştur. Merkezi sistem sınavlarıyla öğrenci alan bu eğitim kurumları, Anadolu’daki on binlerce zeki çocuğumuzun harcanmasını önlemiştir. Bunun için, ülkemizde de Batı standartlarında üstün zekalılar okulları açılıncaya kadar,  eğitim sistemimizin oluşturduğu bu üç okul türünü, kalitelerini ve özelliklerini kaybetmeden korumalıyız.

Bakanlığımızın son üç yılda ortaöğretimde takip ettiği politika, Fen ve Sosyal Bilimler Liselerini korumak, genel liselerin tamamını da Anadolu Lisesine dönüştürmektir. Bu politika ile varılacak sonuç, genel liseleri Anadolu Lisesi yapmak değil, Anadolu Liselerini genel liseye dönüştürmektir.  Eğer bu politikadan dönülmeyecekse, Bakanlık yetkililerine iki önerim var. Birincisi mevcut genel liselerin bir kısmının, yerel ihtiyaçlara uygun meslek liselerine dönüştürülmesidir. İkinci önerim ise, mevcut Anadolu Liselerinin akademik başarısı yüksek olanlarının önüne birer Hazırlık Sınıfı açılmasıdır.

İkinci öneride bulununca, Bakanlık yetkililerinin  hemen öne sürecekleri mazeret şudur: “İnsan hayatında bir yıl çok önemlidir. Siz gençlerin bir yıl kaybetmesini mi istiyorsunuz? Sonra öğrenci tercih etmez kontenjanlarınız boş kalır“.  Liseler üç yıllıkken de Anadolu Liseleri dört yıllıktı. Hatta en yüksek puanla öğrenci alan Galatasaray, İstanbul Erkek ve Kadıköy Anadolu Liseleri beş yıldı, kontenjanları da hiç boş kalmadı. Şimdi soruyorum:          Ülkemizdeki yabancı kolejler ve özel liselerimizin çoğu, (Hazırlık+4 yıl) beş yıllık liseler değil mi? Hem de bu okullara girmek için öğrenciler yüksek puan tutturup, yüksek ücret ödemiyorlar mı? Bir çok aile çocuklarını okullarını bitirdikten sonra yabancı dil öğrensinler, geliştirsinler diye yüksek ödemelerle yurt dışına veya yaz okullarına göndermiyorlar mı?

2006 yılına kadar önünde Hazırlık Sınıfı bulunan üç resmi Anadolu Lisemiz vardı: Galatasaray, İstanbul Erkek ve Kadıköy Anadolu Liseleri. 2004 yılında Anadolu Liselerinin Hazırlık Sınıfları kapanınca, bazı Anadolu Liseleri yönetimleri, yabancı dil eğitimlerini kurtarmak için, okullarının önüne Hazırlık Sınıfı konulması için girişimde bulundular. Bakanlık bürokratlarının şiddetli muhalefetine rağmen, dönemin Bakanı Sayın Hüseyin Çelik’in onayıyla 2005 yılında Vefa, Kabataş Erkek ve Cağaloğlu Anadolu Liseleri de önünde Hazırlık Sınıfı bulunan beş yıllık okullar haline getirildi. Birkaç yıl sonra Ankara Atatürk, İzmir Cihat Kora, Balıkesir Sırrı Yırcalı ve İstanbul Hüseyin Avni Sözen Anadolu Liseleri de bu statü kapsamına alındı. Böylece şu anda Hazırlık Sınıfı bulunan beş yıllık 10 resmi Anadolu Lisemiz var.

Ben on sekiz yıl Anadolu Lisesi Müdürlüğü yaptım. 1992-2012 yılları arasında Anadolu Liselerinin geçirdiği bütün değişiklikleri yaşadım, uyguladım ve sonuçlarını gördüm. Yabancı dil eğitiminin en başarılı olduğu dönem, ilkokuldan sonra öğrenci aldığımız dönemdi. Yeni 4+4+4 eğitim sistemi içinde İmam-Hatip Ortaokulları açılırken, Anadolu Liselerinin Ortaokulları da açılabilirdi. Böylece bütün ülkenin geleceği ile ilgili bir eğitim sistemi değişikliği, sadece bir okul türünün yaralarını sarmak için yapılmamış olurdu. Çünkü, her iki okul türünün de orta kısım açma isteği, okutacakları yabancı dili, küçük yaşlarda öğrencilerine daha iyi öğretecekleri düşüncesidir.

2006 yılında Vefa Lisesi Müdürü iken yeniden Hazırlık Sınıfı konduğunda velilerin, bir yılın öğrencilerinin eğitimine büyük katkı sağlayacağı bilincinde olduklarını, öğrencilerin de bu düşünceye katıldıklarını gördüm. Bunun için diyorum ki, Hazırlık Sınıfı bulunan resmi Anadolu Liselerinin bu statüleri aynen korunmalı, ayrıca tarihi liselerimiz ve akademik başarısı yüksek liselerimiz de bu statüye kavuşturulmalıdır. Böyle her Anadolu Lisesi bu statüye kavuşmak için bir yarışa girmeli ve akademik başarısını yükseltmelidir. Tek tip okullar ancak, komünist ve faşist sistemlerde bulunur.

Beni yakından tanıyanlar, “Sen milliyetçi dünya görüşüne sahip bir Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenisin. Bu yabancı dil tutkun nereden geliyor, neden bu kadar Anadolu Liselerini savunuyorsun? ”  diyebilirler. Bizim kuşağımız yabancı dile önem vermenin zararlarını çok çekti. Küreselleşen dünyada Türk gençleri dünya gençlerinin gerisinde kalmasın istiyorum. Ben sonuna kadar “yabancı dil öğretiminin” yanındayım, uluslararası ilişkisi olan liselerimiz hariç,  “yabancı dille eğitimin” karşısındayım. Çünkü bir ülkenin bilim dili, millî dilidir. Sonuç olarak Bakanlığımızın Fen ve Sosyal Bilimler Liselerine sahip çıktığı gibi, Anadolu Liselerine de sahip çıkmasını bekliyorum.  

 

 

Önceki İçerikGüzellikleri Özlemek
Sonraki İçerik“ Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları ”
Avatar photo
Bulgaristan göçmeni bir ailenin oğlu Sâkin Öner 05.10.1947 tarihinde Denizli ilinin o zaman Çal ilçesine bağlı bulunan Dedeköy bucağında doğdu. Bugün Dedeköy 'Baklan' adıyla Denizli'ye bağlı bir ilçedir. Babası Emniyet Komiseri merhum Celalettin Öner, (1922-16.12.1970) annesi Denizli'nin Honaz ilçesinden ev hanımı merhume Ulviye Öner (Akkuş)'dir. Annesi 1951yılında vefat etmiştir. Babası 1953 yılında Polis Memuru olarak görev yaptığı Aydın ilinin Nazilli ilçesinde Zarife Öner (Meriçoğlu) ile ikinci evliliğini yapmıştır. Sakin Öner 1951-1953 yılları arasında Dedeköy (Baklan)'da dedesinin ve babaannesinin yanında kalmıştır. İki yıl köy ortamında kalan Öner, burada kırsal kesimdeki Türk insanının yaşantısını, gelenek ve göreneklerini, zengin halk kültürünü tanıma imkânını bulmuş ve bu döneme ait izler şiirlerine ve yazılarına yansımıştır. ÖĞRENİM HAYATI Babasının memuriyeti sebebiyle 1954-1955 der yılında Manisa'nın Kırkağaç ilçesinde başladığı İlkokul hayatı; Manisa'nın merkezinde devam edip Afyon'un Sandıklı ilçesinde tamamlandı. 1959-1960 Öğretim yılında Sandıklı Ortaokulu'nda başlayan ortaokul tahsili, Bandırma'da devam edip Van'da tamamlandı. Lise'ye Van'da başlayıp Yozgat'ta tamamladı. 1965 Haziranında girdiği Üniversite Giriş sınavı sonunda birinci tercihi olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazandı. Burada öğretimini sürdürürken Babıâli'de Sabah Gazetesi'ne muhabir olarak çalıştı. 1966 yılında Bugün Gazetesi'ne teknik sekreter olarak transfer oldu. Bu arada Hukuk Fakültesi'nden ayrıldı. 1967'de yeniden girdiği Üniversite Giriş İmtihanı'nı kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne kayıt oldu. 1967-1972 yılları arasında bu bölümde okudu. Bu süre içinde dergicilik, kitapçılık ve yayıncılık yaptı. 1972 yılı Şubat ayında diploma aldı. Babasının vefatı sebebiyle Denizli iline tâyinini istedi ve aile fertlerinin sorumluluğunu üstlendi. 1981 yılında doktora çalışmalarını başlatan Öner, 1987 yılında doktora yeterlik sınavını verdi. Ancak, idarî görevleri sebebiyle doktora çalışmalarına uzun süre ara vermek mecburiyetinde kaldığından, 2003 yılında Türk Dili ve Edebiyatı Doktoru oldu. MEMURİYET HAYATI Denizli Lisesi Edebiyat Öğretmeni olarak memuriyet hayatına başladı. 17.02.1973 tarihinde Denizli ilinin Acıpayam ilçesi Darıveren bucağında Fidan Oymak ile evlendi. 1975 yılı Temmuz-Ekim ayları arasında İzmir-Bornova'daki Topçu Taburu'nda kısa süreli askerlik görevini yaptı ve Topçu Asteğmen olarak terhis oldu. Memuriyet hayatı; İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'ne Müdür Yardımcısı ve Edebiyat Öğretmeni, Tahakkuk Müdür Yardımcısı ve Türkçe Bölümü Öğretim Görevlisi, Sinop Lisesi'nde edebiyat öğretmeni olarak devam etti. Çalışma şartlarının uygun olmaması ve ailesinin İstanbul'da kalması sebebiyle, çok sevdiği meslek hayatına Mayıs 1977 tarihinde istifa ederek İstanbul'daki günlük Hergün Gazetesi'nde önce Haber Müdürü sonra da Yazı İşleri Müdürü oldu. 01 Ocak 1980 tarihinde yeniden öğretmenlik mesleğine dönek için başvurdu. Görev emri gelinceye kadar büyük düşünür ve yazar S. Ahmet Arvasi'nin kurduğu Türk Gençlik Vakfı'nın müdürlüğünü yaptı ve bu vakfın yayın faaliyetlerini yürüttü. 23.03.1970 tarihinde İstanbul Kız Lisesi'ne tâyini çıktı. 07.04.1980 tarihinde İstanbul Şehremini Lisesi'ne Edebiyat Öğretmeni ve müdür yardımcısı oldu. 13.12.1982'de İstanbul Pertevniyal Lisesi'ne Edebiyat öğretmeni olarak nakledildi. Bu okulda 23.08.1983'te Müdür Başyardımcısı oldu. 05.12.1984'te de İstanbul Behçet Kemal Çağlar Lisesi'nde Müdür olarak vazifelendirildi. 27.06.1987 tarihinde İstanbul Millî Eğitim Müdürlüğü'ne Müdür Yardımcısı olarak görevlendirildi. 16.10.1992 tarihinde Vefa Lisesi Müdürlüğü'ne. 29 Haziran 1995 tarihinde ikinci defa İstanbul Millî Eğitim Müdür Yardımcılığına, 01.07.1998 tarihinde Vefa Lisesi camiasının umumi isteği üzerine ikinci defa Vefa Lisesi Müdürlüğüne, 18.08.2010 tarihinde İstanbul lisesi Müdürlüğü'ne kâyin edildi. Mart 2012'de yaş haddinden emekliye ayrıldı. EDEBİYATTA 50 YIL Sâkin Öner'in edebiyatla ilgisi, 1957 yılında şiir yazmakla başladı. Merakı gelişerek, dosya kâğıdından dergiler yaptı. İlk şiirini 1957 yılında, ilkokul dördüncü sınıfta iken yazdı. "Gurbet" başlıklı bu şiir aynen şöyleydi: Gurbetteyim bugünlerde Geziyorum sahillerde Oturup ağlıyorum Hicran dolu bahçelerde Sızlar gizli yaralar Gönlümde hatıralar Günler geçer de sonra Yaşlar gönlüme dolar Ayrı düştüm sıladan Kan damlıyor yaradan Gurbet ayırma beni Yurttan, eşten ve dosttan. Ortaokul 2. sınıfa Bandırma'daki dayılarının yanında okurken ilk şiiri, Bandırma Ufuk Gazetesi'nde yayınlandı. Öğretmeni Münevver Yardımsever her dersine, Sâkin Öner'e bir şiir okutarak başlardı. Böylece şiir okuma sanatını öğrendi. Şiir okuma görevi Van Lisesi'nde de devam etti. Millî bayramlar ve törenlerin değişmez elemanı idi, okul adına günün anlamına uygun şiiri o okuyordu. Şiirleri Van'da çıkan gazetelerde yayınlandı. Şiir yarışmalarına katılıp dereceler aldı. Ortaokul 3. sınıfta okul idaresinden izin alarak şahsı adına 'Doğuş' adıyla bir duvar gazetesi çıkardı. Bu gazetedeki bütün yazı ve şiirler kendisine aitti. Lise 1. sınıfa geçtiğinde Okul Müdürlüğü, okulun Kültür ve Edebiyat Kolu Başkanlığına Öner'i getirdi. Okulun camekânlı büyük bir duvar gazetesi vardı. Artık onu o çıkarıyordu. Gazetede makale, deneme, röportaj, hikâye, şiir, haber, karikatür, bulmaca ve spor olmak üzere çok çeşitli türlere ve konulara yer veriliyordu. 15 günde bir değişen bu gazetede kendisine çeşitli haberler ve spor haberlerinde Cafer İpek, karikatür ve bulmacada da Metin Haldenbilen isimli bir arkadaşı yardım ediyordu. 1962 yazında Ağrı'da bulunan teyzesinin yanına gittiğinde orada yayınlanan günlük Mesuliyet Gazetesi ile temasa geçti. Bu gazetede de 'GÜN-KİN' isimli şiiri yayımlandı. Lise 1. sınıfta iken 1963 yılında Sakin Öner Yeşil Van gazetesinde 'Bahçemin Çiçekleri' başlıklı bir sütunda 'Bülbül' mahlasıyla günlük fıkralar yazmaya başladı. Mahlas kullanmasının sebebi, ailesinin bu tür çalışmalara, derslerini aksatacağı gerekçesiyle karşı olmalarındandı. İçindeki yazma aşkını frenleyemeyen Öner, takma isimle de olsa yazmayı sürdürüyordu. Artık yazma işini, gazetelerdeki kendisinden yaşça büyük ve deneyimli köşe yazarlarıyla polemiğe girmeye kadar götürmüştü. Bu arada Yeşil Van ve diğer gazetelerde sık sık şiirleri yayımlanıyordu. Bu arada Serhat Postası isimli gazetenin açtığı şiir yazma yarışmasında üçüncü oldu. Bir gün, yeni taşındıkları evin sahibiyle girdiği polemiği içeren 'Ev, ev, yine ev...' başlıklı bir yazıya rastlayan babası, 'Bülbül' mahlaslı yazıları onun yazdığını anladı. Fakat hayret ki, hem fazla yüzgöz olmadı, hem de kızmadı. Belki de gizli gizli gurur duydu. Bu süreç, Van'dan Yozgat'a tayin oldukları 1964 yazına kadar devam etti. Babasının 1964 yazında Yozgat'a tâyin olması üzerine Öner, Lise 3. sınıfı Yozgat Lisesi'nde okudu ve buradan mezun oldu. En yakın sınıf arkadaşı Cemil Çiçek'ti. Sakin Öner, ailesinden, Van ve Yozgat'taki arkadaşlarından aldığı etkilerle milliyetçi ve maneviyatçı duyguları ağır basan, fikrî ve siyasî hareketlerle ilgilenen, şiir ve nesir alanında epey deneyim kazanmış bir genç olarak İstanbul'a gelince Yine şiir, edebiyat dergi yayıncılığı ile ilgilendi. Gazetelerde, muhabir, sayfa sorumlusu ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Yayınevi kurdu, kitap yayınladı, kitaplar yazdı. Üçdal Neşriyat'ta sekreter ve musahhih olarak çalıştı. Bu arada, 1 Kasım 1966 tarihinde Ali Muammer Işın ve Ahmet Karabacak tarafından Millî Hareket adıyla Alparslan Türkeş'in lideri olduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)'ni destekleyen milliyetçi düşünceyi temsil eden 15 günde çıkan dergi yayımlanmıştı. Bu derginin 15 Aralık 1966 tarihli 4. sayısında Öner'n 'Bekamız İçin Birleşmeliyiz' başlıklı ilk yazısı yayımlandı. Ali Muammer Işın'ın ayrılması üzerine 8. sayıdan itibaren derginin sahibi Ahmet B. Karabacak oldu. Bu sayıdan itibaren Öner de, derginin Teknik Sekreteri, 48. sayıdan itibaren derginin Genel Yayın Müdürü oldu. Dergi, Eylül 1970'de yayımlanan 50. sayısı ile kapandı. 1969 yılında kurulan Ülkü Ocakları Birliği'nin de Genel Sekreteri olan Öner, bu dönemde, Birlik tarafından düzenlenen konferansı kitap hâline getirerek bastırdı. Erol Kılıç'ın başkanlığı döneminde de Birlik adına 'Ergenekon' adıyla bir dergi yayımladı. Bu arada, Cavit Ersin'in 'Millî Ekonomi ve Ziraat', Mustafa Eşmen'in 'Türk Köyü' ve Öncüler Dergisi'nde fikrî yazıları yayımlandı. Millî Hareket Yayınevi, 1970 yılında Cağaloğlu'na taşınınca Beyazsaray 41 numarada Öner, Ergenekon adıyla bir yayınevini kurdu ve Alparslan Türkeş'in Genişletilmiş Dokuz Işık kitabını yayımladı. 1972 yılı başında Ömer Seyfettin'in 'Millî Tecrübelerinden çıkarılmış Ameli Siyaset' isimli eserini Osmanlıca'dan yeni yazıya çevirerek sadeleştirdi. Bu çalışması Göktuğ Yayınevi tarafından 'Amelî Siyaset' adıyla bastırıldı. Bu, Öner'in basılan ilk kitabıdır. 1972 Mayıs'ında Denizli Lisesi'nde öğretmenliğe tâyin edilince Ergenekon Yayınevi'ni gençlere bıraktı. Denizli Lisesi'ndeki görevi sırasında sınıf ve okul gazetelerinin çıkarılmasına öncülük etti, Mevlana ve Âşık Veysel'le ilgili yazdığı senaryoları sahneye koydu, önemli şairlerimizin anma günlerini yaptı. Okula edebî ve kültürel faaliyetler yönünden bir hareket getirdi. Orada iken yazdığı Abdülhak Hâmit Tarhan isimli biyografi çalışması, 1974'te Toker Yayınları'nca basıldı. Ömer Seyfettin'in 'Türklük Mefkûresi' isimli eserini de Osmanlıca'dan yeni yazıya çevirerek 'Türklük Ülküsü' adıyla 1975'te Türk Kültür Yayınları arasında yayımlattı. 1975 Kasımında İstanbul'a Atatürk Eğitim Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Öğretim Görevlisi olarak döndükten sonra, bir taraftan anarşinin at koşturduğu okulda düzeni sağlamaya ve derslere girmeye çalışırken, bir taraftan da edebî çalışmalarına devam etti. Burada görev yaptığı üç yıl içinde 'Ülkücü Şehitlere Şiirler' (1975), 'Ülkücü Hareket'in Şiirleri ve Marşları' (1976) isimli antolojileri, 'Ârif Nihat Asya' (1978) isimli biyografi kitabını, Müslim Ergül ve Osman Nuri Ekiz'le birlikte Eğitim Enstitüleri Türkçe Bölümü 2. sınıf Yeni Türk Edebiyatı (Servet-i Fünûn'dan Cumhuriyet'e kadar) isimli ders kitabını hazırladı ve yayımlattı. Ortadoğu gazetesinde de bazı edebî makaleleri yayınlandı. Bu arada, aralarında S. Ahmet Arvasi'nin de yer aldığı bu okulda görev yapan yirmi arkadaşıyla 'Dokuz Işık' adıyla bir yayınevi kurdu ve bu yayınevi iki yılda on kitap yayımladı. Öner, şimdi geriye dönüp baktığında, her gün anarşik olayların yaşandığı arada öğretmenlerin ve öğrencilerin dövüldüğü ve yaralandığı hatta öldürüldüğü saat 08.00'den 24.00'e kadar devam eden bir mesai sırasınca bu kadar çalışmanın nasıl yapılabildiğine şaşırmakta, bunu gençliğine, dâvâsına olan inancına ve heyecanına bağlamaktadır. 1978 yılı ortalarında, Sinop'a tâyin olduğu ve orada anarşi nedeniyle güvenli bir çalışma ortamı bulamadığından çok sevdiği mesleğinden istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Bu yıl içinde mezuniyet tezi olan Yusuf Akçura'nın Türk Yılı (1928)'nda yer alan 'Türkçülük' isimli 128 sahifelik uzun makalesini Osmanlıca'dan yeni yazıya çevrilmesini, sadeleştirmesini, önemli kişi, kurum ve kavramlarla ilgili notları içeren çalışmasını Türkçülük adıyla Türk Kültürü Yayınları arasında yayımlattı. Bu arada, hayatının üçüncü gazetecilik dönemi olan Hergün Gazetesinde Haber Müdürü olarak göreve başladı. Gazetede, bir taraftan bu görevi yürütürken, bir taraftan da haftada üç gün 'Ülkücünün Gündemi' isimli köşede güncel siyasî konularda fıkralar ve önemli olaylarda 1. sahifede imzasız yorumlar yazıyordu. 'Öz Yurdumda Garibim' başlıklı yurtlardan atılan milliyetçi öğrencilerin dramını anlatan röportajı ile 1978 yılında Ülkücü Gazeteciler Cemiyeti'ne 'En İyi Röportaj Yazarı' seçildi. 1979 yılında yine bu gazetede çalışmasını sürdürürken Toker Yayınları'ndan 'Nihal Atsız' isimli biyografik çalışmasını, Su Yayınları'ndan 'Köy Enstitülerinden Eğitim Enstitülerine' isimli araştırma kitabını yayımlattı. 1979 yılı başlarında gazetenin boşalan Yazı İşleri Müdürlüğü'ne getirildi. Dokuz ay bu görevi sürdürdükten sonra yıl sonunda öğretmenlik görevine dönmek için Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurdu. 1980 yılı Mart'ında İstanbul Kız Lisesi'nde depo öğretmeni olarak göreve döndükten sonra Nisan ayına da Şehremini Lisesi'ne tâyin edildi. Sakin Öner 12 Eylül 1980 İhtilâli'den sonra, Şehremini Lisesi'nde Müdür Yardımcısı olarak yeniden idarecilik görevine başladı. Burada okulun Kültür ve Edebiyat Kolu çalışmalarını yürüttü. Doğa isimli bir okul dergisinin yayınlanmasına öncülük etti. Bu arada Eğitim Enstitüsü'nde iken hazırlamaya başladığı Kompozisyon Sanatı (Düzenli Konuşma ve Yazma Sanatı) isimli kitabı tamamladı. Bu kitap, 1981 yılında Veli Yayınları tarafından yayımlandı. Ortaöğretim ve Yüksek Öğretim kurumlarında ders kitabı olarak okutulan bu kitap, Öner tarafından ancak 2005 yılında güncelleştirildi ve genişletildi. Okulun Tiyatro Kolu Başkanlığı'nı da yürüten Öner, 1981 yılında 'Gün Işığı' isimli oyunla Millî Eğitim Vakfı 1. Tiyatro Yarışması'na katıldı ve başarı kazanıldı. Aynı yıl Veli Yayınları'ndan İmla-Noktalama ve Cümle Bilgisi, Örnek Açıklamalarla Atasözleri ve Özdeyişler isimli kitabını yayımlattı. 1992 yılında Prof. İskender Pala ve Rekin Ertem'le birlikte Ortaokul 1., 2. ve 3. sınıflar için Türkçe ve Dil Bilgisi kitaplarını hazırladı. Bu altı kitap Deniz Yayınları tarafından yayımlandı. Beş yıl süre ile okutulan bu kitaplar eğitim camiasında büyük ilgi gördü. 'Millî Eğitimin İçinden' adıyla bir kurum içi halkla ilişkiler dergisi çıkardı. 1997 yılında Vefa Lisesi'nin 100. kuruluş yılı anısına bir anı kitabı hazırladı. Bu kitap Vefa Eğitim Vakfı yayını olarak 'Vefa Lisesi 125. Yıl Anısına' adıyla yayımlandı. 1997 yılı sonlarında seçtiği öğretmenlerle Milli Eğitim Bakanlığı'nın talimatıyla Lise 9., 10. ve 11. sınıfların Edebiyat, Kompozisyon ve Türk Dili kitaplarının yazımını sağladı ve editörlüğünü yapı. 2005 yılında da yeni öğretim programları ve tekniklerine göre hazırlan Lise 9. sınıf Türk Edebiyatı kitabının da editörlüğünü yaptı. Özlü Sözler isimli kitabı da1998 yılında Yuva Yayınları tarafından basıldı. 1998 yılı ortalarında yeniden Vefa Lisesi Müdürlüğü'ne dönen Öner, Kırk yılı aşkın bir süredir yazdığı şiirlerini topladı. Değerli Şairlerimiz Mehmet Zeki Akdağ, Ayhan İnal, Bestami Yazgan ve Yusuf Dursun'un beğenisi üzerine ilk şiir kitabını 2002 yılında 'İlk Dersimiz Sevgi' adıyla yayımladı. Sakin Öner, son olarak Vefa Lisesi'nin 13. kuruş yıldönümü münasebetiyle Edebiyat Öğretmenleri Hayri Ataş ve Hatice Gülcan Topkaya ile birlikte 'Vefa Lisesi 135. Yıl Anısına' isimli kitabı hazırladı. Bu arada 2001 yılından bu yana Yeşil-Beyaz isimli okul dergisinin yayınlanmasına öncülük etti ve bu derginin her sayısında bir yazısı yer aldı. 12 Eylül 1980'den sonraki dönemde başta Güneysu, Türk Edebiyatı, Dil ve Edebiyat olmak üzere çeşitli dergilerde yazıları ve şiirleri yayımlandı.