5.5 C
Kocaeli
Çarşamba, Ocak 21, 2026
Ana SayfaGüncelAlt Tarafı, Bir Çoban

Alt Tarafı, Bir Çoban

“Alt tarafı, işte bir çoban.” der, geçeriz. Bilmeyiz, çobanların da kendilerince bir dünyaları olduğunu. Siz onların dağlarda yalnız yaşadıklarını sanırsınız, aslında ruhları zengin, dostlukları samimidir.

Meteorolojiden anlar, göğe bakarak sana bir haftanın hava tahminin yapabilir, yere bakar toprağın yapısını tahlil edebilir, hayvanların duruşuna bakar veterinerlik bilgisini konuşturur her bir çoban.

Hayatın hızına yakalanmamış, hazzını yaşamamıştır belki. Haz ve hız sözcükleri ona bir şey anlatmaz. Dingindir ruhu, temizdir duyguları; uyanıklığın, üçkağıtçılığın ne olduğunu bilmez, ihtiyacı olmamıştır çünkü.

Bazıları, peygamber mesleği olduğuna inanır çobanlığın. Koyunlarımız, ineklerimiz olmasa da şekil olarak hepimiz sorumluluk mevkiindeki kişiler olarak birer çobanız.

Kader gerçeğini en fazla idrak edenler, çobanlardır. Birden yağan yağmur, fırtınaya dönüşen rüzgâr, çok sevdiği bir veya birkaç hayvanın birden ölmesi, her an gelmesi muhtemel kurtlar, vahşi saldırganlar, kaderin cilvesi olarak hissettirir kendini. Doğaya bakar, sanat üretir; güzellikleri görür, şiir yazar; yaşadıklarına ve diğer varlıklara bakarak felsefe yapar, isterse bir çoban.

Faruk Nafiz Çamlıbel’in Han Duvarları isimli manzumesinde “Rastlamıştım duvarda bir şair arkadaşa” dediği gibi ben de sosyal medyada bir çoban arkadaşın, samimi, biraz da kırgın serzenişlerine rastladım:

“Ey inek, niye geldin bu dünyaya? Çarşıya gitmezsin, pazara gitmezsin, düğüne gitmezsin kahveye gitmezsin, okey oynamazsın, gezmezsin; gündüz çayıra, gece ahıra… Neye geldin bu dünyaya? Ey inek desek, inek bize ne cevap verir? Ey kardeşim der: Dolabını aç; et benden, sütün benden, peynirin benden, yoğurdun benden, tereyağın benden, sucuğun benden, salamın benden, köften benden, kavurman benden, donun düşmesin diye kemerin benden, üşümeyesin diye montun benden, ayakkabın benden, hayvanlarının maması için kemiğin benden, benim dışkım bile sana gübre oluyor meyvene, sebzene. Hiçbir şeyim ziyan olmuyor, her şeyim bir işe yarıyor, fayda veriyor. Sen neye geldin bu dünyaya? Etin yenmez, sütün içilmez, saçınla çorap örülmez. “Hiçbir işe yaramazsın, dese bana, ben ne cevap vereceğim? Yine öküzün trene baktığı gibi bakacağım, yine hiçbir cevap veremeyeceğim. Doğru değil mi? Peki bu dünyaya geliş gayemi bilip, vazifemi bilip ineğe cevap versem nasıl olacak? Ey inek Allah beni bu dünyaya halife olarak gönderdi ve kendi isimlerinin cilvelerini bana verdi, ben günde beş kere Allah’ın huzuruna, miraca çıkıyorum. Yaptığım ibadetle, seninle bütün mevzuatın bütün ibadetini kıldığım namazla secdede Allah’a sunuyorum inek, vazifem de budur desem. İnek diyecek ki: “Eyvallah her şeyim sana helal olsun; ama bu dünyaya geliş gayemi bilmezsem ve vazifelerimi bilmezsem, Allah’a kulluğumu bilmezsem, Allah’ı tanımazsam yine hiçbir cevap veremem. Öküzün trene baktığı gibi yine bakarım.”

“Alt tarafı, işte bir çoban.” deyip geçmemek lazım. Hangi sözüne, hangi tespitine itiraz edebilecek gerekçemiz, gücümüz var? İnsanla inek arasında yaptığı karşılaştırmanın neresi yanlış?

Çoban kırgın, çoban sitemkâr, çoban değerbilmezlikten yakınıyor. Kendi değerinin bilinmemesinden değil, değerler arasındaki adaletsiz hiyerarşiden yakınıyor. Sözün muhatabı, inek değil, insan. İnsanoğlunun bu denli işine yarayan “inek” ve onun erkeği “öküz” sözcüklerinin günlük hayatta mecazen hangi anlamlarda kullanıldığını düşünelim. On kadına, kocalarını tanımlayan en iyi hayvan ismi sormuşlar dokuzunun “öküz” cevabı verdiğini bir gazetede okumuştum.

               Çocukluğumdan hatırlıyorum, bir ineğimiz vardı, adı Üresin. İki de öküzümüz vardı; biri Aslan, diğeri Tombak. Benim de bir Karagöz adlı kuzum vardı. Bizim için çok değerliydiler, hiçbir zaman aşağılamazdık onları. Babam Üresin’i kızım, Tombak’ı oğlum diye severdi. Ben Karagöz’le konuşurdum, küçücük ağzına minicik ellerimle yem verirdim. Kurban için hazırladığımız Karagöz’ün kesilmesiyle yeri göğü inletmiştim.

               Sevgi, emektir; değerbilirlik de öyle. Değer ölçüleri değişince, diğer varlıklar da bundan payını alıyor. Çobanın inekle ilgili övgüsünü, insanla ilgili sitem diye anlamak lazım. Bir işi en iyi, işin içinde olanlar, ona emek verenler bilir. İnsan önce kendisine emek vermeli, değer vermeli, kendi cinsini önemsemeli. Bunun yol ve yöntemini çoban, ineğiyle sohbetinde bize söylemiş. Öküze lafım yok, ama “trene bakan öküz” olmak, çok kötü bir yaşantı, israf edilmiş ömür.

Seçtiklerimiz

spot_img