Ali Rıza Temel Hocaefendi ile Ramazan Sohbeti

68

Oğuz
Çetinoğlu:
Sekülarizm
ile laiklik arasında bir ilişki kurulabilir mi?

 

Ali Rıza
Temel:

Latince asıllı ‘seküler’ terimi, zaman ve mekân anlamlarını ifâde eder, kısaca
dünyevîlik’ diye ifâde edilir.
Düşünce sistemi olarak ise insan aklı ve dili üzerindeki dinî ve metafizik
denetimin kaldırılması, tabiatüstü tabu ve mukaddeslerin parçalanması,
tabiattaki tılsımın bozulması, insan aklının bağımsızlaşması şeklinde ifâde
edilir. Kilise ve ruhban sınıfına karşı geliştirilen bu tavır bir bakıma
tanrıyı devre dışı bırakmak, insanı hâşa Allah yerine koymaktır. Sekülerizm din
dışılığı, laiklik ise devletin dinler ve mezhepler karsısında tarafsızlığını
ifâde eder.

 

Çetinoğlu: Seküleristler, ateistler ve
agnostikler… ayrı kavramların mensupları olmakla birlikte, laiklik kavramının
arkasına sığınmakta birleşiyorlar. Laikliğin; ‘inançlarını yaşamak isteyenlere karşı çıkanların sığınağı’ olarak
kullanılmasını nasıl yorumlamak gerekir?

 

Temel: Dindar toplumun
reaksiyonundan çekindikleri için dine karşı açıkça cephe alamayanlar laikliği
kendilerine kalkan edinerek dolaylı şekilde din düşmanlığı yapmaktadır. Bunlar;
açıkça dindar olma faziletine de mertçe dinsiz olma cesâretine de sâhip
değildirler. Milletçe tam anlaşılmayan, târifi net olarak yapılmayan yabancı
kelimelerin sis perdesi gerisinden milletin değerlerine saldıranlar nâmert bir
tavır içerisindedirler.

 

Çetinoğlu:  Zaman
zaman; ‘geldi’, ’geliyor, ‘gelecek’ denilerek ve ‘korkunç’ olduğu iddia edilerek irtica
tehlikesinden söz edilir. İ
rtica kavramını efradını câmi, ağyarını mâni ve
ekseriyetin kabul edebileceği bir târife kavuşturmanız istense, neler
söylersiniz?
 

 

Temel:  İrtica kavramı, laiklik taraftarı gibi
görünen din aleyhtarlarının Müslümanlara dolaylı yoldan saldırma vasıtasıdır. ‘İslâm tehlikesi’ diyemeyenler, ‘irtica tehlikesi’ ifâdesini kullanarak
dindarlara saldırmaktadırlar. Merhum Mehmet Âkif de bu saldırıdan
rahatsızdır: 

 

 ‘Kimse söyletmiyor artık bizi bak sen
derde                                       
                                                          ‘Mürteci’
damgası var şimdi bütün ellerde   

                                                                                                             

Geriye dönüş, körü körüne eskiyi taklit, yeniliklere
kapalı olma anlamındaki ‘irtica’, âdeta İslâmiyet’in simgesi hâline getirilmiş
ve etkili bir silah olarak kullanılmış, hâlen de kullanılmaktadır. Hâlbuki İslâmiyet
faydalı olan her yeniliğe açık olup taassuba tamamen karşıdır. ‘İki günü eşit olan zarardadır’ diyen bir
din irtica ve gerililikle nasıl itham edilebilir? Yeni, yeni olduğu için
alınmaz. İyi ise alınır. Eski, eski olduğu için atılmaz. Kötü ise atılır. Biz
kökü mâzide olan âtiyiz.

 

Çetinoğlu: Kurtuluş Savaşı döneminde
ve Cumhuriyetin ilk birkaç yılında İslâmî düşünceler saygı görüyordu. Sonraki
yıllarda Cumhuriyet yönetimi, İslâmiyet ile arasına mesâfe koydu. Bu mesâfenin
toplumumuza sağladığı yararlar ve zararlar konusunda bir değerlendirme yapar
mısınız?

 

Temel: Çanakkale ve İstiklal savaşları,
Mehmetçiğin iman gücü, şehitlik ve gazilik heyecanıyla kazanıldı. İslâm’a karşı
çıkılarak zafer elde etmek mümkün değildir. Cephede ateist olunmaz derler.
Ölüm, iman dışında her şeyin bittiği andır. Hiç kimse boşu boşuna bitip
tükenmek istemez. Ölümsüzlük duygusu sâdece imanla kazanılır.

Başlangıçta İslâm’ın gücünden istifâde edilerek
savaşlar kazanıldı. Bina yapıldıktan sonra iskeleye lüzum görülmedi. Zaferden
sonra dine karşı mesâfe konulması toplumda boşluklar oluşturdu ve bu boşluklar
din dışı sahte ve yapmacık oluşumlarla kapatılamadı. Din belli zamanlarda
kullanılıp sonra kenara atılan yedek malzeme değil, bilakis hiçbir zaman
vazgeçilmez olan aslî bir unsurdur. Yanlış anlaşılıyor ve uygulanıyor diye
ortadan kaldırılma cihetine gidilmez. Tıp; nâehil ellerde yanlış uygulanıyorsa,
ehil ellere verilir. Fakat tıpsız yaşanmaz.

 

Çetinoğlu:  Türkiye’mizde; ‘dinin siyâsete âlet edilmesi’ veya ‘dinin siyasîleştirilmesi’ tartışmaları da sıkça yapılıyor.
Politikacı-inanç ilişkisi hangi seviyede ve çizgiler içerisinde olursa, din
siyasete âlet edilmemiş olur?

 

Temel: Politikacının, kendisini
inanç ve ibâdetten soyutlaması gerekmez. Önceden dindar olan kimsenin
politikaya girince dinden uzak kalması düşünülemez. Dindar olmadığı halde
menfaat için dindar gözükmek ikiyüzlülüktür. Dindarlık
istismar ve aldatma aracı olarak asla kullanılamaz. Gerçek dindarlık kişiye
kalite kazandırır. Kaliteli bir dindar politikacı olunca da çizgisini
istikametini bozmaz. Politik gücünü çıkar sağlama, tarafgirlik, adam kayırma,
grupçuluk, cemaatçilik gibi tutumlara âlet etmez. Dindarlığı reklam aracı
olarak kullanmaz. Böyle bir tutum sergilenirse din siyasete âlet edilmemiş
olur. Dini çıkar için kullanmak dine yapılabilecek en büyük fenâlıktır.
Milletin manevî değerlerine saygı esasına dayalı bir siyâset, siyâsetçiye
saygı, millete huzur sağlar.

Zâten milletimizin çoğunluğu, kim siyâset gereği
dindar görünüyor, kim samîmi dindar, ayırt etmesini bilir. Bilemeyenleri de
uyarır.

 

Çetinoğlu: Bu tür davranışlar biraz da kişilik bozukluğunun
göstergesidir
.’ Diyerek başka bir konuya; ‘İnsan ve İslâm ortak kimliği’ konusuna geçebilir miyiz Hocam?

 

Temel: Nasıl isterseniz…

 

Çetinoğlu: Kimlik
kavramının târifinden başlayalım. Kimlik nedir?

Temel: Kimlik, kişiyi başkalarından
ayıran özellikler toplamıdır. Fert olarak herkes bağımsız bir kimliğe sahip
olmakla beraber ayrıca herkesi içine alan ortak kimlikler de vardır.

İnsan olmak bütün beşerin en üst kimliğidir.
Cinsiyeti, rengi, dili, ırkı, coğrafyası farklı olsa da herkes insan olma itibariyle
bir aile teşkil eder. Şeyh Sadi-i Şirâzî’nin dediği gibi; ‘Âdem’in çocukları bir vücudun organları gibidir.’ Yaradanın
birliği, yaradılanların da birliğini ifâde eder. Bu birlik Kur’ân-ı Kerim’de
şöyle ifade ediliyor; ‘Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan,
ondan da eşini yaratan ve ikisinden de pek çok erkek ve kadın üretip yayan
Rabbinize karşı gelmekten sakının
.’ (Nisa: 1)

 

Çetinoğlu: Ey insanlar…
hitabı, İslâmiyet’in Arap kavmine has bir din olduğu iddialarını temelden
çürütüp yok ediyor. Bu hitap üzerinde neler söylemek istersiniz?

 

Temel: Âyetin ‘Ey insanlar’ hitabıyla başlaması bütün
insanlık ailesini kapsamaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vedâ hutbesinde ‘Eyyühen’nâs!” şeklindeki hitabı da aynı
gerçeğe işâret etmektedir. Rasûlullah bu hutbede: ‘Rabbiniz bir, babanız bir. Hepiniz Âdem’densiniz. Âdem ise topraktandır.’
buyurmuştur. Bir hadisi şeriflerinde de: ‘Yaratıkların
hepsi Allah’ın aile fertleri mesâbesindedir. En sevimlileri ise aile fertlerine
en faydalı olanlarıdır
.’ (Münziri, Istınâu’l-ma’ruf, hadis, nu: 1)

 

Çetinoğlu: Bir de İslâmî kimliğimiz var…

 

Temel: Evet. Bu üst kimliğin
yanında bir de bizlerin Müslümanlar olarak ümmet kimliğiniz var. Cinsiyet, ırk,
dil, renk ve coğrafya farklı olsa da İslâm bizim en güçlü âidiyetimizdir. Hiç
bir farklılık bu ortak aidiyet ve kimliğimizi zedeleyemez, zedelememelidir.
Dillerin, renklerin, kabile ve milletlerin ayrı olması ayrılık ve düşmanlık
sebebi değildir. Haddizatında bu farklılıklar zenginlik, tanışma ve kaynaşma
vasıtasıdır. Rabbimiz de buna işâret etmektedir. ‘Ey insanlar! Gerçekten biz sizi
bir erkekle bir kadından yarattık. Tanışasınız diye sizi kabile ve milletlere
ayırdık
.’ (Hucurât, 13)

 

Çetinoğlu: Bu temel prensibe rağmen Müslümanlar gruplara ayrılıp
birbiriyle çatışıyor, savaşıyor…

 

Temel: Müslümanların birlik ve
bütünlüğünü zedeleyen unsurların başında ırkçılık gelmektedir. Kişi elbette
aslını, neslini, soyunu, sopunu inkâr edecek değildir. Fakat ırkı ön plana
çıkarıp İslâm’ı geri plana itmek büyük fitnedir. Mezhepçiliği ön plana çıkarmak
da aynı şekildedir, târihte ve günümüzde Müslümanlar olarak en büyük zararı
ırkçılık ve mezhepçilik yüzünden çektik.

 

Çetinoğlu: İslâm’ın ortak kimliği’ kavramı hakkında bilgi lütfeder
misiniz?

 

Temel: İslâm ortak kimliğine dair
çarpıcı bir tavır ve örnek sunalım:

Ashab-ı kiramdan Selmân-ı Fârisi’yi bilmeyen yoktur.

 

Çetinoğlu: Siz yine de bir hatırlatma yapar mısınız?

Temel: Selmân-ı Fârisi, İran asıllı
olup zengin ve itibarlı bir aileye mensuptur. Mecûsi dinine mensuptu. Mecusi
ateşgedesinde mukeddes ateşin sönmemesini sağlamakla görevli iken yeni bir din
arayışına girdi. Ailesinin şiddetli muhalefetine rağmen Hıristiyanlığı
benimsedi. Önce savaş, ardından Musul, Nusaybin ve bilahare Ammuriye’ye gitti.
Kendisiyle tanıştığı papaz ölüm döşeğinde iken ona, pek yakında Arap
yarımadasında İbrahim peygamberin hanif dinine mensup bir peygamberin
gönderileceğini haber verdi. O peygamberin bâzı alametlerini bildirdi.
Kendisini çölden geçirmeleri için Arap tüccarlarla anlaştı. Fakat kervan
Vâdilkura mevkiine varınca anlaştığı tüccar onu bir Yahudi’ye köle olarak
sattı. O da Selman’ı Medineli bir Yahudi’ye sattı. Selman Medine’de iken Hz.
Peygamber (s.a.v.) geldiğini duyunca Kuba’ya gitti ve Rasulullahda, haber verilen
peygamberlik alametlerini gördü ve Müslüman oldu. Kölelikten kurtulması için
efendisiyle sözleşme yaptı. Hürriyeti karşılığında üçyüz hurma fidanı dikecek
ve kırk ukiyye ödeyecekti. Ashabın yardımı ve bizzat Hz. Peygamberin
nezaretinde 300 hurma fidanı dikildi ve beytülmalden kırk ukıyye ödenerek âzat
edilmesini sağlandı. Ebu’d-Derdâ ile kardeş yapıldı. Hendek ve ondan sonraki
savaşlara katıldı. Hendek kazılmasını da o teklif etti. Hz. Ömer kendisine maaş
bağladı. Fakat Selman bu parayı sadaka olarak dağıttı, geçimini hurma
lifleriyle ördüğü hasırları satarak temin etti. Hz. Ömer tarafından Medain
valiliğine tâyin edildi. Valiyken de mütevazı yaşadı. Vali olduğunu bilmeyenler
onu hamal sanarak yük taşıttılar. O ise durumunu açık etmedi. Dünyalık olarak bir
yolcu gibi sadece bir deve yükü kadar servete sahip olunmasına inandı ve öyle
yaşadı.

 

Çetinoğlu: Çok teşekkür ederim. Şimdi İslâm
ortak kimliğine dair çarpıcı bir tavır ve örnek hâdiseyi lütfeder misiniz?

 

Temel: Bizim onunla ilgili asıl
belirtmek istediğimiz husus tam anlamıyla İslâm’la bütünleşmiş olmasıdır. Bu
yüzden kendisini ‘İslâm oğlu Selman
diye tanıtmıştır.

 

Çetinoğlu: Bu isimlendirmenin de bir hikâyesi olmalı.

 

Temel: Evet var. Şöyledir:
Selman’ın da bulunduğu bir mecliste ensar ve muhacirler arasında soyların
belirtilmesi istenir. Orada bulunanlar uzun uzadıya soylarını sayıp dökmeye
başlarlar. Sıra Selman’a gelince: Benim soyumu bilmek mi istiyorsunuz?
Hamdolsun Rabbim beni İslâm’la şereflendirdi. O yüzden ben ‘İslâm oğlu Selman’ım’ dedi. Bu davranışıyla
Arap ve Fars olmanın bir anlam ifâde etmediğini, asıl mensubiyetin İslâm
olduğunu belirtmiş oluyordu. Hz. Ömer soy-sop meselesiyle Selman’ın rencide
edildiğini duyunca yanlarına geldi ve şu mesajı verdi:

Kureyş’in çok iyi bildiği gibi babam Hattab câhiliye
döneminin en seçkin insanlarından biriydi. Bundan sonra beni babamın adıyla
anmayın. Çünkü ben de ‘İslâm oğlu
Selman’ın kardeşi İslâm oğlu Ömer’im’
dedi.

Hz. Ömer, böyle söylerken aslını inkâr etmiş
olmuyor, soy sopla övünmek isteyenlere ders vermek istiyordu. Ona göre insan
izzet ve şerefi öncelikle mensubu olduğu İslâmiyet’ten kaynaklanıyordu.

Hz. Ömer Selman’ı İslâm kardeşi saymış, kendisine
beytülmalden maaş bağlamış, bilahare Medâin’e vâli tâyin etmiştir. Selman, Ömer
tarafından din kardeşi kabul edilmesine ve vâli tâyin edilmesine rağmen gerçek
anlamda kardeşlik hukuku gereği, yerine göre Hz. Ömer’i ikaz etmekten de geri
durmamıştır.

 

Rasulullah; Bilal-ı Habeşi’yi, Süheyb-i Rumi’yi,
Selman-ı Farisi’yi İslâm kalıbına dökmüş ve onlara yeni bir kimlik
kazandırmıştır. Onlar İslâm’ın boyasıyla boyanmışlar ve o boyayı hiç
soldurmamışlardır. Çünkü bu boya kökboyası, fıtrat boyasıdır. ‘Allah’ın boyasıyla boyanın. Boyası Allah’ın
boyasından daha güzel kim vardır
?’ (Bakara, 138) Bu boyadan maksat fıtrattır.
Zira başka boyalar kalıcı değildir. Yunus ne güzel demiş:

Boyandım rengine solmazam ayruk

Yandım aşkına ölmezem ayruk

 

Biz insan olarak dünyaya İslâm fıtratı üzere geldik,
asıl kimliğimiz budur. Bu fıtrata uygun yaşamak, renk, şekil ve kimlik değiştirmeden
özümüze sâdık yaşamak temel görevimizdir.

 

Selman-ı Farisi İslâm kimliğini öne çıkardığı ve bu
kimliğe uygun yaşadığı için başta Rasulullah olarak üzere ‘Selmân-ı pâk’ olarak herkes tarafından sevilmiş; ‘Selman bendendir, ehl-i beytimdendir
buyuran Peygamberimizin iltifatına mazhar olmuştur.

 

Çetinoğlu: Düşmanlıklar, haksızlıklar,
âdaletsizlikler günümüz insanını perişan ediyor, hayata küstürüyor, geçimsiz ve
huysuz yapıyor…

 

Temel: Genelde insanlık, özelde
Müslümanlık kimliğine sâhip çıkılıp saygı gösterilse yaşanan haksızlık ve
düşmanlıklar büyük ölçüde giderilir. Özlenen birlik, dirlik ve dostluk ruhu
ihya edilir. Kan ve gözyaşları dindirilir. Bu kuşatıcı kimlik unutulduğu,
dallarla ilgilenip kök ve gövde göz ardı edildiği için insanlık ağacı kurumaya
yüz tutmuş, beklenen meyveleri veremez olmuştur.

 

İnsanlık ağacının daima canlı ve verimli olması için
kan ve gözyaşıyla değil, sevgi ve merhamet suyuyla her an sulanması gerekir.
Cinsiyet, renk, dil, ırk ve bölge ayrımcılığı yapmak köklerden kopmaktır. Kökü
kuruyanların yaşama şansı yoktur.

 

Çetinoğlu: Teşekkür ederim Hocam. Bütün
Müslümanların sağlık ve huzur içerisinde daha nice Ramazanlara erişmesi
niyazına tercüman olacak duanızla sohbetimizi bitirebilir miyiz?

 

Temel: ‘Ey Rabbimiz! Bize dünyada da
âhirette de güzellik ver’ (Bakara: 201) Bu sözlü duamıza fiilî duamızı da
eklersek iki cihan saadetine erişeceğimizde şüphe yoktur. Hareket, hayır ve
bereket dilekleriyle…

  

 

ALİ RIZA TEMEL:

1946 yılında
Manisa’nın Demirci ilçesi’nde doğdu. 1967’de Balıkesir İmam-Hatip Okulu’nu,
1971’de İzmir Yüksek İslâm Enstitüsünü bitirdi. 1967-1975 yılları arasında
vaiz

Önceki İçerikAnneler Günü
Sonraki İçerikEşek Kafalı
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.