Ahlâki disiplinlerin ekonomik anlayışa katkıları ve zenginleşme (3)

34

Prüten düşünür olan Benjamin Franklin’ .Unutma ki vakit nakittir…. Kredi paradır…paranın doğurgan tabiatı vardır….iyi bir ödeyici herkesin cüzdanının efendisidir” gibi ifadeler kullanır. Weber bu ifadeler şu şekilde yorumlar. “Şerefli olmak yararlıdır, çünkü kredi sağlar, dakiklik, çalışkanlık, ölçülülük de aynı, bunlar, bu yüzden erdemdir.” der.

Protestan mezhepleri bilinçli olarak Tanrının zenginlikle mükafatlandıracağı inancı ile kendi öğretileri arasında bir bağ kurdular. Buna “Doğruluk en iyi siyasettir” düsturunu da ekleyerek buna göre hareket etmişlerdir.

Katolik papazların sadece günlük yaşamlarını sürebilecek ölçüde çalışmalarının öğüt verildiği, cennetle müjdelenen Katolik anlayış Katolik olanları çok fazla geliştirmemiştir. Az okuyan az iş yapan, yenilikler kuşku ile bakan günah işlemeden çok korkan insan topluluğu oluşturmuştur.

Protestan ahlakta ise meslek sahibi bir kişi işini en iyi şekilde yapacak, işini geliştirecek, düzenli ve metodik çalışacak bu çalışmayı da dinin bir parçası gibi algılayıp o şekilde çalışacak. Bu ve diğer erdemli davranış biçimleri ile beraber iyi bir ticaret ahlakı da tesis edilerek bu anlayış içselleştirilmiş olacaktır.

Calvin açıklayıncaya kadar Protestanlık’ta faiz günahtı. O tarihe kadar insanlar birbirlerine faiz almadan borç verirlerdi. Tasarruf bilincinin yüksek olduğu Protestanlarda yastık altında ciddi paralar vardı. . Faizin Calvin’le birlikte meşrulaşmasından sonra yastık altı paralar piyasaya sürüldü ve iktisadi alanda canlanma meydana geldi. Böylelikle, modern kapitalizm ile Protestanlık özdeşir olmuştur.

ABD’nin iktisadi gelişmesi Prüten ahlakla doğrudan alakalıdır. Prüten ahlak ABD’de orta sınıfın çeşitli dernek ve cemaatler meydana getirerek geliştirdiği bir yapıdır. ABD’ye baktığınızda bir kiliseye üye değilsiniz ekonomik hayatta şansınız yoktur. ABD’de genel algı inançlı olmayana kimse güvenmez. Weber bu konuya şu ifadelerle açıklık getirmiştir. “Amerikalı girişimcilerin, endüstri şeflerinin, multi milyoner ve tröst krallarının arasında resmen bir mezhebe, en çok da Baptistler’e üye olanların sayısı az değildir. (hatta eski kuşaktan olanların çoğunluğunun üye olduğu söylenebilinir)… Protestanların düzenli yaşama nitelikleri ve ilkeleri, bu dinsel toplulukların (orta sınıfın) benimsediği tutumlar yaygınlaşmasaydı, kapitalizmin bugünkü ulaştığı yere, Amerika bile gelemezdi…”

Weber dünya dinleri ile ekonomi arasında bir çalışma yapmıştır. Batı tipi kapitalizm batı uygarlığı dışında gelişmemiştir sonucuna varır. Mistik bir eğilim taşıyan dinler iktisadi gelişmeye uygun olmadığından bahseder. Dünyaya dönük asketizimle uzlaşmış dinler iktisadi gelişme için münbit bir kaynağı oluştururlar. Mistik dinler Hint Çin dinleridir. İslam dini başlangıçta aktif riyazet karakterli iken, sonradan bazı toplumsal tabakaların etkisi (tasavvufun) ile mistik karaktere bürünmüşlüğünden bahseder.

Protestan ahlak öğretisi Calvin’in İlahi taktir öğretisine dayanır. Bu öğretiye referans olarak 1647 Westminster Bildirisi gösterilir. Bu öğreti, beş noktada özetlenebilir

(Aron, Raymond (1986), Sosyolojik Düşüncenin Evreleri):

1 – Dünyayı yaratan ve yöneten, ama insanların sınırlı akıllarının kavrayamayacağı mutlak, yüce bir Tanrı vardır.

2 – Her birimizin kurtuluşu (seçilmesi) ya da helâkı (lanetlenmesi) Tanrı tarafından önceden belirlenmiş olup kişinin, kendi çabasıyla önceden belirlenen bu akıbeti değiştirmesi mümkün değildir.

3 – Tanrı dünyayı kendi şanı için yaratmıştır.

4 – İster seçilmiş ister lanetlenmiş olsun bireyin dünyadaki ödevi, Tanrı’nın şanı için çalışmak ve yeryüzünde Tanrı’nın hâkimiyetini kurmaktır.

5 – İnsan için kurtuluş ancak tanrısal merhametle mümkündür.

İlahi takdir öğretisine göre; dünyada günaha batmış mümin, Tanrı için çalışmalıdır. Her şey Tanrı’nın takdirine bağlı olduğundan, fert, kurtuluşa mı ereceğini, yoksa lanetleneceğini mi bilemez. Bu durumda bireyler “seçilmesinin” işaretlerini arayacaktır. Kalvinci mezhepler, dünyevi (ekonomik) başarılarda seçilmişliğin (felahın) kanıtının bulunduğunu düşünürler. Birey, kurtuluş (seçilmiş olmak) belirsizliğinin verdiği korkudan kurtulmak için çalışmaya yönlendirilir. Seçilmişliğinden emin olmak için bir meslekte aralıksız çalışmanın en iyi yol olduğu özellikle salık verilir. Dinsel kuşkuyu sadece bu yatıştırır ve bağışlanma kesinliğini verir. Bu psikolojik süreç neticede ferdiyetçiliği güçlendirmiştir (Aron, Raymond (1986), Sosyolojik Düşüncenin Evreleri).

Yukarıdaki cümlelerden de anlaşılacağı gibi birçok faktör bir araya getirilerek birey çalışmayı; inancının bir gereği olarak yapmaya başlar. Çalışmaktan, üretmekten, tasarruf etmekten, iyilik yapmaktan zevk alır hale gelir. İlaveten ticari bir ahlaka kavuşur ve iktisadi bir sisteme dönüştürülen bir yapı kurulmuş olur.