ADALETİN KILICI

111

Hz. Ömer’in adaletiyle ün yapmış bir Halife olduğunu biliriz ilgili kaynaklardan. Yaşanmış onca fiillerden sadece iki örnek verelim:
Şikâyet üzere gelen bir Yahudi, arsasının bir bölümünü de içine alan yere cami yapıldığını söyler; Hz. Ömer’in cevabı nettir: ‘’Camiyi yıkın, ama adaleti yıkmayın.’’
Yine, arkadaşlarına, yanlış yapacak olursam ne yaparsınız, diye sorar. Sahabeden biri kılıcını göstererek ‘’Seni eğri kılıcımla doğrulturum.’’ Der. Aldığı cevaptan memnun kalan Ömer, Allah’a yüzlerce kez şükreder; yanlış yaptığında kendini uyaracak insanların var olduğunu görerek. İşte o kılıç bugün hukuktur.
Şimdi soralım; hangi İslam ülkesinde, herhangi bir yöneticiye bunu söyleyebilecek bir babayiğit çıkabilir? Velev ki çıktı diyelim, başına neler gelebileceğini bir düşünün…
*
Teokratik sistemle yönetilen Osmanlı Türk devletinin en parlak döneminde devletin yönetim şekline ‘’adaletin kılıcı mutlak hâkimdi’’.Yani’’ Mutlak/tavizsiz Hukuk Sistemi’’
*
Osmanlı yönetimine mührünü vuran yaşanmış bir örnekle konuyu taçlandıralım:
Cihan Padişahı Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’un fethinden on yıl sonra Rum asıllı Mimar Atik Sinan’a, kubbesi Ayasofya’dan daha büyük bir cami yapması için emreder. Atik Sinan her ne kadar bu işe ‘’Emrin başım Üstüne’’ diyerek başlasa da yaptığı cami Fatih’in istediği ölçüde heybetli olmaz.
Fatih, yeni yapılan camiyi görünce ‘’Kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olsun…’’’emrine neden uyulmadığını sorar.
Ayasofya’dan daha küçük yapma zorunda kaldığını ve bu yüzden sütunları kestirdiğini söyler.
Fatih, mimarın hem Ayasofya’yı özellikle kayırdığını düşündüğü için, hem de kendinden izin alınmadan böyle bir işe kalkıştığı için ‘’Mermer sütunları kesen ellerin kesilmesi’’ emrini verir…
Kolu kesilen mimar Osmanlı adaletine güvenir ve ‘’İstanbul’u fetheden, fatihler fatihi, Padişah Fatih Sultan Mehmet’i mahkemeye verip hakkını aramak için Kadı Hızır Bey’e şikâyet eder.
*
Bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından atanmış, Osmanlı adaletini simgeleyen Kadı Hızır Bey, mimarı dinleyip dava açılması için haklı sebep olduğuna kanaat getirir ve Fatih Sultan Mehmet’in mahkeme edilmesine karar verir…
Fatih, mahkemeye gelir ve duruşma başlar. Fatih Sultan Mehmet Mahkeme olmadan kendi cezasını verdiği için suçlu bulunur ve kadı kararını açıklar:
‘’Padişahın mühür vurduğu sağ eli kesilecek’
*’.
Fatih Sultan Mehmet, karara tepkisiz kalır bir tek cümlesine bile karşı gelmez. Bunu duyan Mimar Atik Sinan kulaklarına inanamaz ve kadıya yalvararak şikâyetini geri çeker. Kadı; bunu göz önünde bulundurarak, cezayı maddi tazminata çevirir ve mimara yüklü bir miktarda para verilmesine karar verir…
Mimar Atik Sinan huzurdan çekilince, Fatih ‘’Eğer ki benim padişahlığıma aldanıp farklı bir karar verseydin kafanı kılıcımla koparırdım’’ der.
Kadı Hızır Bey, Fatih Sultan Mehmet’e dönerek’’ Eğer padişahlığına güvenip de benim verdiğim karara karşı gelseydin şu gördüğün topuzla senin kafanı ezer seni oracıkta öldürürdüm’’ der…
*
Yukarıda yaşanmış örneğini verdiğim Osmanlı’nın adaletine öykünecekseniz İnsanlık tarihine bakacaksınız… İnsanlık tarihi, aslında adaleti sağlama mücadelesi tarihidir. Bütün peygamberler adaleti sağlamak için görevlendirilmiştir. Bütün düşünürler, adalet peşinde koşmuşlardır. Adalet üzerine yazılan şiirler, öyküler, romanlar…
Yani hayatın her alanında insanoğlu bir haksızlığa uğradığı zaman bir adalet arayışı içine girmiştir. Adaleti ararken veya adaleti savunurken veya Adalet olması gerektiğini söylerken ne kimliğimizi ne inancımızı ne de yaşam tarzımızı öncelememiz gerekiyor. Bunlar ayrı şeyler; bunlar bizim özel dünyamız ama kavram olması gerekir.
*
Kendi iç dinamikleriyle kurumlaşarak kendi kendini denetleyen Adalet kavramının ‘’Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne dönüşmesi neyi yaratır?
Bu sisteminde öne çıkan Medya ve İktidar ilişkileri, toplumun belli bir siyasal görüş tarafından tek yönlü olarak biçimlendirilmeye çalışılması ile karşı karşıya kalırız. Karşı fikir insanları sözde hukukun kırbacıyla susturulmaya çalışılır;
Toplumun denetimi, egemen güçler tarafından en çok arzulanan şey; bu durum gücünü sürdürmek isteyen siyasetin arzusu olabilir.
*
Hukukun Üstünlüğüne dayanan Demokratik Parlamenter Sistemlerin ortak paydasında eğitimini tamamlamış modern toplum; sorgulayan, eleştirel düşünmeyi beceri haline getiren, öz saygı ve öz yeterliliklerini kazanmış bireyler yetiştirmeyi amaçlayan, körü körüne itaat etmeyen, yanlışa doğru demeyen, adil, ahlaki seviyesi yüksek bireylerden oluşan toplumdur.
Böyle bir toplum ve onun kültürünü benimsemiş insanlar ancak hukuk devleti kurabilir ve adil bir toplum olarak yaşayabilir.
A.Kemal GÜL
( 05.Temmuz.2023 )