19.4 C
Kocaeli
Çarşamba, Ekim 14, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarİDEBİR’de Maarif Modeli’ni Konuştuk

İDEBİR’de Maarif Modeli’ni Konuştuk

“Değerli Müdürüm, istatistikleri bir kenara bırakalım, bize ‘Maarif Modeli’ diye bahsedilen projeden söz eder misiniz?” dedim.

Müdür Bey, modelin temel yaklaşımını birkaç başlık altında özetledi:

  1. Başarılı öğrenci yetiştirmenin yanı sıra iyi insan yetiştirmeyi önceliklemek,
  2. Başarısız öğrenci olmadığı anlayışından hareketle her öğrenciyi yeteneği doğrultusunda zirveye taşımak,
  3. Öğrencinin ruh ve beden gelişimini bir bütün olarak ele almak,
  4. Köklerinden kopmadan göklere yükselmeyi amaçlayan bir nesil yetiştirmek,
  5. Bilgiyi değerlerinden koparmadan hayırlı işlerde kullanabilecek insanlar yetiştirmek…

Söylenenlerin hepsi kulağa hoş geliyordu. Yağ var, şeker var, un var… Peki, bunları helvaya dönüştürecek inanmış ve adanmış ustalar nerede? diye sormak geldi içimden. Müdür Bey de işin bu tarafındaki sıkıntılardan söz etti.

Eğitim, ülkemizde her zaman çetrefilli bir mesele olageldi. Millî eğitimi bir türlü millî kılamadık. Eğitimle ilgili sorunlarımızı konuşuyor, projeler hazırlıyor, modeller geliştiriyoruz; ancak bütün bunları kalıcı başarılara dönüştürmekte zorlanıyoruz.

Eğitim üzerine gerçekleştirdiğimiz kahvaltılı sohbetin tadı hâlâ damağımda.

Şehrimizin önemli sivil kanaat kuruluşlarından İDEBİR, iki haftada bir, insanlık ve millet adına derdi olan entelektüel insanları kahvaltıda bir araya getiriyor. Alanında etkin ve yetkin kişileri davet ederek onların bilgi ve birikimlerini üyeleriyle paylaşmalarına imkân sağlıyor.

Zeki Canşi başkanlığında bu dönemde ayrı bir dinamizm kazanan derneğin bu haftaki kahvaltısına Kocaeli İl Millî Eğitim Müdürü Emrullah Aydın davet edilmişti. Ben de katılımcılar arasındaydım. Oldukça verimli geçen sohbetin, katılan herkes için ufuk açıcı olduğuna inanıyorum. Bu vesileyle dernek başkanına ve konuğumuza teşekkür ediyorum.

Emrullah Bey, hem nalına hem mıhına vuran, eğitim sisteminin işleyişine ve muhtevasına hâkim, mütevazı ve açık sözlü bir yönetici izlenimi verdi. Bununla birlikte, “Elimden gelen budur; daha fazlası benim imkânlarımı aşar.” düşüncesinin yarattığı bir çaresizliği de hissettim. Yapılması gerekenleri bildiği hâlde bunları gerçekleştirme gücünün sınırlı olmasından duyduğu rahatsızlık, yüzüne yansıyan bir mahcubiyet gibiydi. Bu, samimiyetin işaretiydi.

On iki yıllık zorunlu eğitim uygulaması neden yeniden ve bütün yönleriyle değerlendirilmiyor? Öğretmenlerin geçmişte mesleklerinin saygınlığını yansıtan bir giyim kuşam anlayışı vardı. Bu konudaki uygulamalar neden zamanla sulandırıldı? Öğretmenleri, şikâyet hatları üzerinden sürekli denetime açık hâle getirmenin, onları okulda etkisizleştiren yaklaşımların eğitimimize ne gibi yararları oldu?

Öğrencilere özgüven kazandırmaya çalışırken özgüvenle sınırsız egoyu birbirine mi karıştırdık? Velilerin okul yönetimleri ve öğretmenler üzerindeki müdahalesini kolaylaştıran anlayış, eğitim ortamına ne kazandırdı?

Millî Eğitim bakanları neden bu kadar sık değiştirilir? Müfredat ile sınavlarda sorulan sorular arasındaki uyumsuzluk neden giderilemiyor? Devletin dağıttığı ders kitaplarına rağmen okullarda neden hâlâ yardımcı kaynaklara ihtiyaç duyuluyor? Burada sorun kitaplarda mı, öğretim programlarında mı, öğretmenlerin uygulamalarında mı?

Yaklaşık 150 yıllık geçmişe sahip, özel anlaşmalarla açılmış müfredatı farklı, ruhu millete yabancı bazı eğitim kurumlarımızda yetişen gençlerin yurt dışında eğitim almayı tercih etme sebeplerini de düşünmek zorundayız. Elbette yurt dışında okumak başlı başına bir sorun değildir. Ancak iyi yetişmiş gençlerimizin önemli bir bölümünü ülkemize kazandıramıyorsak bunun nedenlerini sorgulamalıyız. Beyin göçünü yalnızca ekonomik şartlarla açıklamak inandırıcı olmaz.

Eğitim sistemimizin derdi büyük, yarası derin. Sorunları herkes biliyor; fakat sorumluluk üstlenme noktasına gelindiğinde kararlılık göremiyoruz. Üstelik çözüm üretmesi gerekenlerin de çaresizlikten yakındığına şahit oluyoruz.

Adamın biri psikiyatriste gitmiş. Muayene ücretini ödeyip doktorun odasına girmiş ve derdini anlatmaya başlamış:

“Doktor Bey, bir derdim var, bir türlü çözemiyorum.”

Doktor da karşılık vermiş:

“Benim de var!”

Bunun üzerine hasta, “Öyleyse ben gideyim.” demiş ve odadan ayrılmış.

“Kendisi muhtaç-ı himmet bir dede,
Nerede kaldı gayrıya himmet ede!” demiş atalarımız böyle trajik durumlar için.

Zaman zaman öğretmenlerin bilgi yetersizliğinden ve öğrencilere rol model olamamalarından yakınılıyor. Bu eleştirilerin genelleştirilmesini doğru bulmam. Bununla birlikte, meslek hayatım boyunca bazı öğretmenlerin mesleğe başladıktan sonra alan bilgilerini geliştirmek için yeterince çaba göstermediklerine ben de şahit oldum.

Oysa eğitim, öğrenim ve öğretim, beşikten mezara kadar devam eden bir süreçtir. Öğretmenlik, yalnızca bir müfredatı tamamlamak ya da bilgiyi öğrenciye aktarmak değildir. Öğretmenlik, bir adanmışlık mesleğidir; aklın yanında gönlü, bilginin yanında ahlakı, anlatmanın yanında örnek olmayı gerektirir.

Mesleğine kendini adamayan, kendini yenilemeyen ve öğrencileri üzerinde olumlu bir iz bırakmayan eğitimcilerin sistemin yükünü artırdığını, mesleğin imajını zedelediğini söylemek zorundayım. Bilgili, inançlı, kararlı, tutarlı, millî ve insani değerlere bağlı eğitimciler yetiştirmeliyiz.

Sohbet sırasında Millî Eğitim Müdürümüze bu düşüncelerim doğrultusunda bir öneride bulundum: Emekli oldukları hâlde öğretmenlik heyecanını kaybetmemiş, yıllarını eğitime vermiş öğretmenlerimiz belirlenerek okullarda görevlendirilebilir. Bu öğretmenler, hâlen görev yapan meslektaşlarıyla tecrübelerini paylaşabilir, genç öğretmenlerle sohbetler gerçekleştirebilir ve onlara mesleki anlamda rehberlik edebilirler.

Böyle bir uygulama, tecrübeli öğretmenlerin bilgi ve birikimlerinden yararlanılmasını sağlarken onların da kendilerini değerli hissetmelerine vesile olacaktır. Okullarda kuşaklar arasında bir tecrübe köprüsü kurulacak, mesleki dayanışma güçlenecek ve eğitim ortamında yeni bir sinerji doğacaktır.

Mesele yalnızca yeni bir eğitim modeli hazırlamak değil, o modeli hayata geçirecek insanı yetiştirmek ve yetişmiş insanın kıymetini bilmektir. En güzel hedefler, onları gerçekleştirecek irade ve liyakatle buluşmuyorsa birer temenniden öteye geçemez.

Maarif Modeli’nin başarısını sloganların güzelliğiyle değil, sınıflarda değişen hayatlarla ölçmeliyiz. Bir çocuğun yeteneğinin keşfedilmesi, bir öğretmenin mesleğine yeniden heyecan duyması, bir gencin bilgisini iyilik için kullanmayı öğrenmesi… İşte gerçek başarı bunlardır.

“Haydi, bu defa yazılanlar kâğıtta, söylenenler havada kalmasın!”

Seçtiklerimiz

spot_img