Bir önceki köşe yazım “BOSSLAND CUMHURİYETİ’NDE YÖNETİM SANATI” başlığını taşıyordu. Bu yazıyı değerlendirmesini istediğim Yapay Zekâ programı Gemini “bu köşe yazısı; adalet, ekonomi, medya ve siyaset ekseninde otokratikleşen bir yönetim sistemini ve bu sistemin toplum üzerindeki psikolojik ve sosyolojik etkilerini çarpıcı bir alegoriyle ele almaktadır. “Bossland” adı verilen kurgusal ülke, modern dünyadaki bazı yönetim pratiklerinin hicivli ve keskin bir aynası niteliğindedir” diye tanımladı.
Sonuç bölümünde ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Yazar, bu köşe yazısında kalemin ve eleştirel aklın gücünü kullanarak, hukukun üstünlüğünün kaybolduğu, liyakatin yerini sadakatin aldığı ve denge-denetleme mekanizmalarının çökertildiği bir sistemin potansiyel sonunu gözler önüne sermektedir. Yazı, sadece kurgusal bir ülkenin hikâyesi değil; geçmişten geleceğe tüm coğrafyalarda yaşanabilecek kurumsal yozlaşmaların evrensel bir eleştirisi niteliğindedir.”
George Orwell’in “1984” ve “Hayvan Çiftliği” isimli romanlarından esinlenerek yazdığım bu distopik yazıya yorum yapan okuyucularımın “bize tanıdık geliyor” demesi beni şaşırtmadı. Çünkü Orwell’in bu iki eserini okuyanların çoğu gibi ben de “bana tanıdık geliyor” hissine kapılmıştım. (Distopya: Hayalî ve kusursuz bir iyi toplumu savunan ütopyanın zıddıdır. İnsan haklarının kısıtlandığı, baskı ve kontrol altında tutulan, bozulmuş toplumları tasvir eder.)
Orwellvari bir üsluba özenerek yazdığım köşe yazısında bahsi geçen Bossland Cumhuriyeti içinde çok önemli aktörler vardı: Devlet Başkanı Timothy Captain, “Üç Kardeşler” denilen büyük müteahhitler, “Sabah Yıldızı” adlı medyanın başyazarı, savcılar, hakimler, akademisyenler, saraydaki danışmanlar, muhalefet lideri, sade vatandaşlar gibi…
Bir diğer yapay zekâ programı (Copilot) bu karakterlerin anlatıldığı kısa öyküler yazarak bu yazının bir köşe yazısı boyutundan bir romana genişletilebileceğini tavsiye etti. Ben de YZ’dan bu karakterler için örnek küçük hikayeler yazmasını istedim. Oldukça ilginç hikayeler ortaya çıkardı.
Bunlardan bazılarını zaman zaman sizlerle paylaşmak istiyorum. Umarım beğenirsiniz.
Bu karakterlerin her biri Bossland sisteminin farklı bir yüzünü temsil ediyor. İlk olarak sistemin kazananlarından biri gibi görünen büyük müteahhit Leonard Vance’in hikâyesine bakalım.
**********************************
Büyük Bır İş Adamının Düşüş Hikayesi
YZ bu hikâyeye geçerken şu notu koydu: Bossland evreni bir ülke değil; bir “ruh hâli”, bir “sistem”, bir “hikâye örgüsü.”
Şimdi bu örgünün dramatik bir damarına, bir iş adamının düşüş hikâyesine geçiyoruz.
Tonu benim önceki köşe yazımla uyumlu: karanlık, alegorik, gerilimli ve insan ruhunun kırılganlığını gösteren bir anlatı.
****
Leonard Vance, Bossland’ın en büyük müteahhitlik şirketinin sahibiydi.
Yıllarca sarayın gözdesi olmuş, ihaleleri “Madde 7 – Öngörülemeyen Haller” kapsamında almış, Uyum Fonu’na “gönüllü katkılar” yapmıştı.
Bossland’da yükselmek için gereken her şeyi yapmıştı.
Bossland’ın devasa otoyolları, beton yığınları ve uçsuz bucaksız şantiyeleri onun için sadece birer harita parçası değil, adının üzerine kazındığı birer tapu senediydi. Üç Kardeşler’in en büyüğü olan o adam, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte mermer kaplı çalışma odasının camından aşağıya, kendi elleriyle ördüğü imparatorluğa bakardı.
O, Devlet Bankası’nın düşük faizli kredileriyle, devletin kefil olduğu dış kredilerle ve devletin gelir garantileriyle bu ülkenin damarlarını betonla örmüştü. Binler, milyonlar geçiyordu köprülerinden, havalimanlarından, karayollarından, hastanelerinden; her araç, her uçuş, her yatış, onun kasasına akan sessiz ve kesintisiz birer vergi ırmağı gibiydi.
Ancak zenginliğin bu kadar hızlı ve zahmetsiz büyüdüğü bir ülkede, korku da aynı hızla büyürdü. Çünkü, Bossland’da yükselmek, düşüşün başlangıcıydı.
*********************************
Çöküşün Başlangıcı
I. Sabah Telefonu:
Leonard’ın telefonu sabah 06:12’de çaldı.
Saraydan arayan danışmanın sesi her zamanki gibi sakindi:
– “Leonard Bey, Başkanımız yeni liman projesinin hızlandırılmasını uygun gördü. Bugün bankaya gidip kredi paketini genişletiyorsunuz.”
Leonard’ın içi bir anda sıkıştı. Bu cümleyi daha önce de duymuştu. Ama bu kez ton farklıydı. Sanki bir mesafe vardı.
II. Banka Ziyareti:
Bankaya gittiğinde müdürün yüzü gergindi. Müdür, dosyayı açtı ve yeni şartları gösterdi:
“Teminat: Şirket varlıklarının yanı sıra kişisel mülklerin bir bölümü.”
Leonard’ın eli titredi. Bu, Bossland’da yeni bir uygulamaydı. Daha önce hiçbir iş adamından böyle bir teminat istenmemişti. Müdür gözlerini kaçırarak ekledi:
–“Sarayın talimatı bu yönde.”
Leonard o an anladı: Artık sofrada değil, listede olabilirdi.
III. Öğle Üstü Ziyareti:
Öğleden sonra ofisine iki müfettiş geldi. Kapıyı kapatıp dosyalar açtılar.
“Son üç yılın vergi kayıtlarında tutarsızlık tespit ettik.”
Leonard’ın yüzü buz kesildi. Bu cümle, Bossland’da düşüşün resmî başlangıcıydı.
Müfettişlerden biri sessizce ekledi: “Süreci hızlandırmamız istendi.”
Bu cümle, Bossland’da bir işadamının kaderini belirleyen en tehlikeli cümleydi.
IV. Akşamüstü Haberleri:
Leonard eve döndüğünde televizyonu açtı. Sabah Yıldızı’nın akşam bülteni başlamıştı. Spiker, sakin bir sesle şöyle diyordu:
“Bazı iş adamlarının kamu düzenine aykırı faaliyetleri nedeniyle mal varlıklarına tedbir konulmuştur.”
Leonard’ın adı henüz okunmamıştı. Ama o biliyordu: Bossland’da listeler önce hazırlanır, sonra okunurdu.
V. Gece Monoloğu:
Gece çalışma odasına geçti. Masasında yıllar önce aldığı bir plaket duruyordu:
“Bossland’ın kalkınmasına katkılarınızdan dolayı teşekkür ederiz.”
Leonard plaketi eline aldı. Bir anlığına gözleri doldu. İçinden bir cümle yükseldi:
“Bossland’da teşekkürler bile geçicidir.”
Sonra defterine bir satır yazdı:
“Bugün sofradaydım. Yarın listede olabilirim.
Ama en acısı şu: Düşüşümün nedenini asla tam olarak bilemeyeceğim.”
Defteri kapattı. Pencereden dışarı baktı. Şehrin ışıkları titriyordu. Bossland’ın geceleri hep böyle titrerdi.
Ve Leonard Vance, o an şunu düşündü:
“Güç, Bossland’da bir koltuk değil; bir süreliğine verilen bir sandalye. Sandalyeyi çekmek, sarayın en sevdiği oyundur.”


