30.5 C
Kocaeli
Perşembe, Eylül 10, 2026
Ana SayfaDin ve AhlâkDüşün Damlaları (60)

Düşün Damlaları (60)

Kâinat, gözle gördüğümüz mevcudattan ibaret değil. Şahadet / görünen âlem; cansız maddelerin ve ruhların oluşumuna muvafık / uygun değil. Fakat buna rağmen, bunca ruhlu-ruhsuz varlıklarla bezenip donanmış. Elbette, varlık; sadece bunlardan meydana gelmiş değil. Belki çok daha fazla varlık tabakaları var ki, şahadet / görünür âlem, onlara nispeten nakışlı bir perdedir. Denizin balığa nispeti gibi, ruhlara uygun gayp ve mâna âlemlerinin de, ruhlar ile dolu olması gerekir.

x

Her şey, Kur’an’ın içinde bulunur. Fakat herkes her şeyi içinde göremez. Çünkü çeşitli derecelerde bulunur. Bazen çekirdekleri, bazen nüveleri / özleri, bazen icmalleri / esasları, bazen düsturları / kaideleri, bazen alâmetleri; ya sarahaten / açıkça, ya işareten, ya iphamen / kapalı bırakılarak, ya ihtar / hatırlatma tarzında yer alırlar. İhtiyaca göre, Kur’an’ın maksadına münasip bir üslûp ve makam gereği olarak, mezkûr şekillerin birisiyle ifade edilirler.

x

Herkesin her vakit bütün Kur’an’ı okumaya gücü yetmez. Fakat bir sureye genellikle muktedir olur. Onun için, en önemli Kur’an maksat ve içeriklerine, çoğunlukla uzun surelerin içinde yer verilmiş. Her bir sure bir küçük Kur’an hükmüne geçmiş. Demek, hiç kimseyi mahrum etmemek için, böyle bir yol seçilmiş.

x

Kur’an, öyle büyük mes’elelerden ve ince gerçeklerden bahsediyor ki, umumun kalplerine yerleştirmek için, çok defa muhtelif suretlerde tekrar ediliyor. Fakat bu tekrarlar, sureten tekrardır. Çünkü, mânen herbir ayetin çok mânaları, çok faydaları, çok yönleri ve tabakaları var. Her bir makamda ayrı bir mâna ve fayda ve maksatlar gözetildiği için, sık sık yineleniyorlar.

x

Rabbimizi bize tarif eden üç büyük, cihanşümul / evrensel rehber var. Birincisi: Şu kâinat kitabı. İkincisi: Şu büyük kitabın en büyük ayet ve en büyük delili olan, son peygamber Hz. Muhammed. Üçüncüsü de şânı ve şerefi yüce olan Kur’an’dır.

x

İnsan, yaratılış ağacının akıllı ve şuurlu bir meyvesidir. Meyve hükmündeki insan, bu sebeple en cemiyetli ve kapsamlı, nazarı çok kavrayıcı, genel görüş sahibi bir mahiyet arzeder. Şuuru da kapsayıcı olan cüz’î / küçük bir varlık. Nazarı, kavrayıcı ve geneli içine alıcı özelliktedir. Öyle ise, insan Yaratıcıya muhatap olduğunu bilmeli. Gecikmeden gereğini yapmalıdır.

x

İnsan, dış görünüşe bakarak aldanan ve hodgâm / yalnız kendini düşünen bir varlık. Bu yüzden zâhire / dış görünüşe bakarak çirkinlikle hükmeder. Hodgâmlık cihetiyle yalnız kendine bakan netice ile muhakeme edip değerlendirerek, şer olduğuna hükmeder. Halbuki, eşyanın / şeylerin, varlıkların insana ait gayesi bir ise Allah’ın isimlerine ait binlerdir.

Meselâ, Yaratıcı Güc’ün büyük mucizelerinden olan dikenli ot ve ağaçları zararlı, mânasız kabul eder. Halbuki onlar, otların ve ağaçların mücehhez / donatılmış kahramanlarıdır.

Meselâ, atmaca kuşunun serçelere tasallutu, görünüşte rahmete uygun düşmez. Oysa serçe kuşunun istidadı, o tasallut ve musallat oluş ile inkişaf eder / gelişir.

Meselâ, “kar” pek soğuk ve tatsız olarak algılanır. Halbuki, onun bârid / soğuk, tatsız perdesi altında, o kadar hararetli gayeler ve öyle şeker gibi tatlı sonuçlar vardır ki, tarif edilmez.

Her insan, hodgâmlık ve dış görünüşe bakıp aldanıcı tarafıyla beraber, her şeyi kendine bakan yüzüyle muhakeme edip değerlendirdiğinden, tamamen ahlâkî olan pek çok şeyleri edebe aykırı zanneder.

Meselâ, insanın üreme organından bahsi, insan gözünde utanç vericidir. Fakat şu utanma perdesi, insana bakan yüzdedir. Yoksa, yaratılışa, sanata ve yaratılış gayelerine bakan yüzleri, öyle perdelerdir ki, hikmet nazarıyla bakılsa, terbiye ve edebin ta kendisidir. Utanma ve sıkılma ona hiç temas etmez.

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.

Seçtiklerimiz

spot_img