17.7 C
Kocaeli
Çarşamba, Haziran 10, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarRüzgarı Bol Olsun Çocuklarımızın

Rüzgarı Bol Olsun Çocuklarımızın

Çocuğun varsa derdin var, mı dediniz? Ne güzel derttir çocuk. Çocuksuzluk derdinden, çocuk derdiyle kurtulmak, İlahi lütuf olsa gerek. “Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş.” der, Niyazi Mısri.

Neslin devamı için evlenmek, çocuk büyütmek, terbiye etmek, varlık sebebin olarak yetiştirdiğin bu mübarek canlıyı insanlığa armağan etmek, en soylu ikram, hakkı verilmiş en kaliteli hayat. Güzel insan yetiştirme derdinde olmak, yüksek medeniyet inşasının mimarlarının ebeveyni olabilmek, ölümsüzlüğe imza atmaktır.

İştigal ettiğimiz meslek, bize unvan kazandırır. Anne-babalık, evlat yetiştirme mesleğinin en saygın icraatıdır, dünyadaki tarifsiz mutluluklardan biri olduğu kadar en büyük sorumluluklardan biridir. Bir çocuk dünyaya geldiği andan itibaren anne ve babanın zihninde sayısız soru belirir: İyi yetişecek mi, başına kötü bir şey gelir mi, üzülür mü, başarılı olur mu, yanlış arkadaşlar edinir mi? Kısacası, çocuğun varsa derdin vardır, meşguliyetin vardır. Kolay gele…

Günümüz anne-babalarının düştüğü önemli bir yanılgı var: Çocuklarını her türlü zorluktan koruyarak onları daha güçlü yetiştireceklerini düşünüyorlar. Oysa hayatın gerçekleri bunun tam tersini söylüyor.

1990’lı yıllarda bilim insanları “Biosfer 2” adı verilen devasa bir cam fanus inşa ederler. Amaçları, dünyanın küçük bir modelini oluşturmaktır. İçeride kusursuz bir ekosistem kurulur. En verimli topraklar kullanılır, su dengesi mükemmel ayarlanır, sıcaklık ve ışık kontrol altında tutulur. Her şey idealdir.

Bu ortamda ağaçlar olağanüstü hızla büyümeye başlar. Boyları uzar, gövdeleri kalınlaşır, dışarıdan bakıldığında sağlıklı ve güçlü görünürler. Ancak bir süre sonra beklenmedik bir sorun ortaya çıkar. Bu dev ağaçlar, kendi ağırlıklarını taşıyamayarak devrilmeye başlamışlardır.

Bilim insanları şaşkındır. Her şey mükemmelken neden böyle olmuştur?

Araştırmalar sonunda sebep bulunur: O kusursuz ortamda eksik olan tek şey, rüzgârdır.

Rüzgâr ağaçlar için aynı zamanda bir öğretmendir, eğitmendir. Rüzgâr, ağacı zorladıkça kökler daha derine iner. Gövde daha sağlam hâle gelir. Dallar güçlenir. Ağaç her esintide biraz daha dayanıklı olmayı öğrenir. Kısacası rüzgâr, ağacın düşmanı değil; görünmez terbiyecisidir.

Rüzgârsız büyüyen ağaçlar boy atmış; ama güç kazanmamıştır. Görünüşleri heybetlidir; fakat dayanıklılıkları yoktur. En sonunda kendi ağırlıkları altında ezilmeye mahkumdurlar.

Çocuklarımız için de durum farklı değildir.

Çocuklarımızı steril ortamda yetiştirmeyi annelik-babalık zannediyoruz, önlerine çıkan her engeli kaldırmaya çalışıyoruz. Üzülmesinler istiyoruz, yorulmasınlar istiyoruz, başarısızlık tatmasınlar istiyoruz. Onlar adına konuşuyor, onlar adına karar veriyor, hatta bazen onların yerine yaşıyoruz. Fakat farkında olmadan onların rüzgârlarını kesiyoruz.

Oysa hayatın küçük sıkıntıları, geleceğin büyük dayanıklılıklarını oluşturur. Arkadaşıyla yaşadığı bir anlaşmazlık, tek başına çözmeye çalıştığı bir problem, aldığı düşük bir not, uğradığı bir haksızlık ya da yaşadığı bir hayal kırıklığı; hepsi onun karakterini inşa eden görünmez tuğlalardır. Yapmamız gereken, düştükleri sıkıntıdan tutup kaldırmak değil, onlara usul öğretmek, rol model olmaktır.

Kalkmayı öğrenmek için düşmek gerek, tedavi için hastalanmak gerek. Sıkıntı, fakirlik, açlık, haksızlığa uğrama, korku, şantaj birer öğretmendir ders almasını bilenler için.

Elbette çocuklarımızı kaderin insafına bırakacak değiliz. Anne-babanın görevi, çocuğu fırtınanın ortasına atmak değildir. Ama onu camdan bir fanusun içine hapsetmek de değildir. Asıl görevimiz, karşılaştığı rüzgârlarla nasıl baş edeceğinin cesaretini kazandırmaktır.

Hayat boyunca bütün rüzgârları engelleyemeyiz. Çünkü buna gücümüz yetmez. Biz öldükten sonra da hayat devam edecek. O zaman çocuklarımıza verebileceğimiz en büyük miras, onları zorluklardan korumak değil; zorluklarla mücadele edebilecek bir karakter kazandırmaktır, bilgelik edindirmektir.

Kökleri derine inen bir ağaç, fırtınadan korkmaz. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmiş bir insan da hayatın darbeleri karşısında kolay kolay yıkılmaz.

Bu nedenle çocuklarımız için dua ederken sadece rahat bir hayat dilemeyelim. Aynı zamanda güçlü bir karakter, sağlam bir irade ve sarsılmaz bir duruş da dileyelim. Her çocuk yaşadığı çağın bilgi düzeyine, sosyal algısına, doğal şartlarına göre yetiştirilme hakkına sahiptir; anneler ve babalar, çocuklarına bu hakkı vermek zorundadır. Ebeveynin derdi, çocuklarına karşı üstlendikleri hakları olmalıdır.

Rüzgârları bol olsun çocuklarımızın. Yeter ki biz onlara rüzgârdan korkmayı değil, rüzgârı arkalarına alarak yürümeyi öğretebilelim.

Seçtiklerimiz

spot_img