Bir varmış, bir yokmuş.
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, hukukla yönetildiğini söyleyen büyük bir ülke varmış. Bu ülkenin yüksek kulelerinde adalet terazileri asılı, mahkemelerinde kanun kitapları dizili, meydanlarında ise “devlet ciddiyeti” yazan büyük levhalar bulunurmuş.
Bu ülkede bir gün uzak diyarlardan bir adamın adı duyulmuş. Ona “Kırmızı Bültenli Adam” derlermiş. Çünkü ülkenin ileri gelenleri, bu adamın arandığını, tehlikeli olduğunu, yakalanması gerektiğini halka defalarca söylemişler.
Halk da sanmış ki bir gün Kırmızı Bültenli Adam bu ülkenin kapısından içeri girerse, doğruca adalet sarayına götürülecek. Hâkimler soracak, savcılar dinleyecek, kanun ne diyorsa o yapılacak.
Fakat masal bu ya, bir gün beklenmedik bir şey olmuş.
Kırmızı Bültenli Adam, ülkenin kapısından gizlice değil, devletin muhafızları eşliğinde içeri alınmış. Ama onu adalet sarayına götürmemişler. Ne hâkim görmüş, ne savcı, ne de kamuoyu ne olup bittiğini anlamış.
Onu alıp sisli bir adaya, yüksek duvarların ardındaki eski bir mahkûmla görüştürmeye götürmüşler. Bu mahkûm da yıllardır ülkenin meydanlarında “en büyük suçun başı” diye anlatılırmış.
Halk şaşırmış.
“Bu adam aranıyordu, değil mi?” demişler.
“Evet,” demiş görevliler.
“Peki ülkeye getirildi mi?”
“Öyle deniyor,” demişler.
“Adalet sarayına mı götürüldü?”
Cevap gelmemiş.
“Peki neden o zaman sisli adaya götürüldü?”
Bu kez herkes susmuş.
Derken sarayın çevresindeki bazı kişiler fısıldamaya başlamış:
“Bu devlet aklıdır.”
“Bu gizli iştir.”
“Her şey halka anlatılmaz.”
“Büyük oyunlar vardır.”
Ama halkın içinden yaşlı bir bilge çıkmış ve demiş ki:
“Gizlilik, hukukun üzerine örtülen bir perde olursa, o perdenin arkasında devlet aklı değil, meşruiyet krizi büyür. Devletin yolu sisli olabilir; fakat pusulası hukuk olmak zorundadır.”
Sonra çocuklardan biri sormuş:
“Peki Kırmızı Bültenli Adam kötü müydü, iyi mi?”
Bilge cevap vermiş:
“Masalın asıl meselesi o değil evlat. Asıl mesele, ülkenin kendi söylediğine inanıp inanmadığıdır. Birine ‘aranıyor’ deyip sonra onu kendi ellerinle getirir, ama mahkemeye değil de kapalı kapılar ardına götürürsen, halk artık yalnız o adamı değil, devleti de sorgular.”
Ve o günden sonra ülkede herkes şu soruyu sormaya başlamış:
“Kırmızı bülten gerçekten kırmızı mıydı, yoksa gerektiğinde rengi değişen bir kâğıt mıydı?”
Masal burada bitmemiş.
Çünkü masallar bazen çocuklara değil, devletlere anlatılırmış.
Ve bu masalın kıssadan hissesi şuymuş:
Bir devlet, hukuk ormanında yolunu kaybederse, onu kurtaracak olan gizli patikalar değil, açık ve doğru bir pusuladır. O pusulanın adı da hukuktur.


