16.6 C
Kocaeli
Perşembe, Nisan 2, 2026
Ana SayfaGüncelHürmüz Kilidi ve İstanbul Boğazlarının Statüsü

Hürmüz Kilidi ve İstanbul Boğazlarının Statüsü

ABD/İsrail- İran Savaşı Hürmüz Boğazı’nda düğümlendi. Bu durum dünya ekonomisini sarsıyor ve daha da derinden etkileme potansiyeli var. Trump “İran Hürmüz Boğazını açarsa İran cephesinden çekileceğini” söyledi.  

Dünya ekonomisinin %20-30 civarındaki petrol trafiğinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kilitlenmesi, “boğazların statüsü, mülkiyeti ve güvenliği” konusunu hatırlattı.

Bu kapsamda İstanbul Boğazlarının statüsünü belirleyen, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin önemini kavramamız gerekiyor.

Birkaç gün önce noktaTV’de Geniş Açı adlı programımda, E. Türk Tarih Kurumu Başkanı ve halen Kutlu Parti Genel Başkanı olan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu konuğum oldu. Halaçoğlu “Montrö olmasaydı Türkiye “Rusya-Ukrayna savaşında” taraf olmak ve savaşa girmek zorunda kalabilirdi” dedi.

****

Bu tespitin sebebini açıklamadan önce, 1923’te Lozan’da belirlenen Boğazların statüsünün Montrö’de değiştirilmesinin hikâyesini hatırlayalım:

Lozan Antlaşması devletimizin tapu senedidir ve çok değerlidir. Ancak Lozan Antlaşmasındaki Boğazlar rejimi, bağımsızlığımız üzerinde ciddi bir gölgeydi.

  • Lozan’da Boğazların yönetimi uluslararası bir komisyonda idi. 1936’da Montrö’de komisyon kaldırıldı ve egemenlik tam olarak Türkiye’ye geçti.
  • Lozan’a göre, Boğazlar ve çevresi gayri askeriydi (Asker bulunduramıyorduk.) Montrö’ye göre, Türkiye, savaşta veya savaş tehdidinde Boğazları kapatma yetkisine sahip oldu.

Bu büyük değişimi sağlamak Atatürk’ün diplomatik dehası sayesinde mümkün olabildi.

Atatürk’ün 1930’lu yıllardaki diplomasi uygulaması, dünyayı okuma, zamanlama ve rakiplerin zayıf noktalarını kendi lehine çevirme sanatıdır. Atatürk, Lozan’dan itibaren Boğazlardaki kısıtlamalardan (askersiz bölge ve komisyon) rahatsızdı. Ancak bu düğümü çözmek için doğru anı bekledi.

Mussolini’nin “Bizim Deniz” diyerek Habeşistan’a saldırması ve Akdeniz’de yayılmacı bir politika izlemesi, İngiltere’yi korkuttu.

Atatürk bu konjonktürü değerlendirip diplomatik deha ürünü olan oyun planını uygulamaya geçti:

“Akdeniz’de güvenlik kalmadı, Boğazlar tehlikede” diyerek İngiltere’nin endişesini kullandı.

Öte yandan Hitler’in Versay Antlaşması’nı yırtıp Ren bölgesine girmesi, statükoyu bozdu. Türkiye, Hitler gibi “yok sayarak” değil, “uluslararası hukuk kanalıyla” revizyon isteyerek prestij kazandı.

Sovyet- Batı çatışmasını kullanarak, Batı’yı Sovyet tehdidiyle, Sovyetleri ise Batı’nın Karadeniz’e girmesi korkusuyla dengeledi.

Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne başvurarak “Şartlar değişmiştir” ilkesini öne sürdü. Eğer reddedilseydi bile, Türkiye’nin askeri hazırlığı tamdı. Ancak Atatürk taleplerini hep uluslararası hukuka dayandırdı. Sonuçta, hedefleri farklı olan ülkelerin hepsinin sözleşmeyi imzalamasını sağladı.

*********************************

Türk Boğazlarını İstikrar Kapısı Yapan Montrö Sözleşmesidir

  • Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre: “Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun görevi sona ermiştir” ve “Boğazlar kayıtsız şartsız Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakılmıştır.” Bu tam bağımsızlık ilkesinin somut belgesidir.
  • Bugün Hürmüz Boğazı’nda gemiler alıkonulurken, petrol fiyatları ve dünya ekonomisi bir “belirsizlik” içindeyken; Türk Boğazları’nın bir istikrar kapısı olarak kalması tesadüf değildir.

Metinde geçen “Karadeniz kıyıdaşı olmayan devletlerin savaş gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaklardır” ve “ geçiş anındaki toplam tonaj15.000 tonu aşmayacaktır” kısımları hayati önemdedir.

ABD veya Batılı güçlerin Karadeniz’e kalıcı olarak yerleşememesinin, Rusya-Ukrayna savaşının kontrolden çıkmamasının en önemli sebebi bu teknik sınırlamalardır. Bu madde, Karadeniz’i “barış gölü” yapan bir sigortadır.

  • Metindeki “Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, savaşan herhangi bir Devletin savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi yasak olacaktır” maddesinin önemi şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.

Bu madde sayesinde “Rusya-Ukrayna savaşında” Türkiye, “Rus ve Ukrayna gemilerini (limana kayıtlı olanlar hariç) geçirmiyorum” diyebilmiş ve savaşın dışında kalmayı başarmıştır.

  • En önemli maddelerden biri de “Türkiye kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karsısında sayarsa, Türkiye savaş durumu geçiş rejimini uygulamaya başlayacaktır” ifadesidir.

Bu madde Türkiye’ye, henüz savaş çıkmadan bile “ben risk görüyorum” diyerek Boğazları kapatma yetkisi verir. Bu, diplomatik bir zaferdir.

Bunları halkımız bilmese de Türk ve Atatürk düşmanları iyi bilir, onların Montrö karşıtlığı tesadüf değildir.

*********************************

Hatay’ın İlhakı

Hayatının son iki senesinde, Atatürk’ün Türk Milletine iki büyük hediyesi olmuştur. Bunlardan biri Montrö Sözleşmesi, diğeri Hatay’ın ilhakıdır.

Montrö ve Hatay aynı diplomatik aklın ürünüdür.

Hatay süreci karmaşık ve riskliydi çünkü doğrudan bir toprak ilhakı söz konusuydu. Hatay’da da Atatürk, yaklaşan II. Dünya Savaşı’nın ayak seslerini kullandı.

Fransa Nazi Almanya’sı tehdidi altındaydı. Hatay için Türkiye ile savaşmayı göze alamazdı. Atatürk, Fransa’nın bu zayıflığını gördü ve “Eğer Hatay’ı vermezseniz, yaklaşan savaşta Türkiye’yi kaybedersiniz” mesajını verdi.

Hastalığının en ağır döneminde Adana ve Mersin’e giderek ordunun başında poz verdi. Bu “gerekirse savaşırım” restiydi.

Hatay’ın ilhakı da büyük bir savaşa girilmeden diplomatik deha ve caydırıcılıkla başarılmıştır.

Ortadoğu’da yaşanan savaşların Türk Milletine Montrö ve Hatay hediyesinin ne kadar değerli olduğunu anlamamıza ve Büyük Atatürk’ü şükran ve minnet duygularıyla anmamıza vesile olmasını diliyorum.

*********************************

Boğaz’da Yeni Nato Komutanlığı ve Montrö

İran Körfezi’nde savaş sürerken, Güneydoğu’da NATO Müşterek Kolordu Karargâhı ve arkasından Anadolu Kavağı’nda bir NATO Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı haberlerini okuyoruz.

İstanbul Boğazı’nda bir NATO (fiilen ABD kontrolünde) Deniz Unsur Komutanlığı kurulması şu riskleri taşır:

Montrö ile “Boğazlar’ın tek hâkimi Türkiye’dir” kuralı tescillenmiştir. Boğaz’ın kalbine NATO karargâhı yerleştirmek, Montrö’yü ve Türkiye’nin Boğazlardaki egemenliğini tartışmaya açar.

Montrö, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin gemilerine tonaj ve süre sınırı koyar. Ancak Boğaz’ın kalbinde sabit bir askeri karargâhın varlığı, bu kısıtlamaları fiilen anlamsızlaştırabilir.

Atatürk’ün 1936’da kovduğu “komisyon” ruhunun NATO kılıfıyla geri dönmesi riskini taşır. Egemenlik paylaşılamaz; paylaşıldığı anda zayıflar.

Boğaz’ın tam girişinde bir NATO komutanlığı, Karadeniz’i bir “NATO Gölü” yapma projesinin parçası olarak değerlendirilir. Bu durum, Türkiye’yi Rusya ile doğrudan karşı karşıya getirerek Montrö’nün bize sağladığı “tarafsız bölge” avantajını yok eder.

Karar vericiler şu soruya cevap vermelidir: 1936’da Boğazlar’dan “Uluslararası Komisyonu” kovan Atatürk, bugün yaşasaydı, Boğaz’da NATO Komutanlığına izin verir miydi?

Ruhittin sönmez
Ruhittin sönmez
Ruhittin Sönmez 1956 Bucak/ Burdur doğumludur. 1980’den itibaren Kocaeli’de yaşamaktadır. EĞİTİM: İlkokul, orta okul ve lise eğitimlerini Bucak’ta yaptı. 1973’te İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliğinden ve 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. İŞ HAYATI: 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuvar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001’de 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 03.03.2010’den itibaren Serbest Avukat 2018’den itibaren Arabulucu Sosyal Faaliyetler: Yaklaşık 16 yıl Türk Sanat Müziği korolarında korist olarak çalıştı. (İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubu) 250 Mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi ve 7 yıl Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Ocak 2023’ten itibaren aynı programı noktaTV’de devam ettirmektedir. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada 2 gün köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.

Seçtiklerimiz

spot_img