“Yeni açılım süreci ‘devlet aklının’ bir eseridir” deniyor. “Devlet aklı” olarak, AKP+MHP liderleri ile AKP’nin bürokratlarının ortak aklı kastediliyor sanıyorum.
“Devlet aklı” diyerek toplumumuzun kodlarında bulunan devlete itaat duygusu ve “hikmet-i hükümetten sual olunmaz” anlayışına yaslanıyorlar. Böylece bilinçaltımıza “bu öyle bir akıl ki ülkenin beka sorunu yaşadığı durumlarda keskin kararlar alır ve ülkenin varoluş tehlikesine girmesini önler” mesajı veriyorlar.
Oysaki bu devlet aklı ülkeyi 5 senedir çok yüksek enflasyondan kurtaramıyor.
Bu devlet aklı nüfusun çok büyük kesimini açlık veya yoksulluk sınırının altında bir gelire mahkûm etti.
Bu devlet aklı, içinde casusundan, teröristine, mafyasından, uyuşturucu kaçakçısına kadar her türlü riskli grupları barındıran, 10 milyon yabancının ülkeye yerleşmesini sağladı.
Bu devlet aklı her 3 gencimizden birini ne okula ne işe gidemeyen ev genci haline getirdi. Bu devlet aklı nüfus artış hızımızı eksiye düşürdü, çünkü gençlerimizi evlenemez veya evlenenleri de çocuk yapmaya cesaret edemez hale getirdi. Biraz nitelikli olan gençlerimiz ya yurtdışına gitti veya gitme özlemi içinde.
Bu devlet aklı hukuka ve yargı sistemine güveni yüzde 20’lere düşürdü, vatandaşlarını düşünme ve ifade hürriyetini kullanmaktan korkar hale getirdi.
Bu devlet aklı, Türkiye^yi yabancı sermayenin girmek istemediği, yerli sermayenin dışa kaçtığı bir ülke haline getirdi.
Bunların her biri ülkemiz için beka sorunudur.
Gerçek “devlet aklı” milletin bekasını, hukuku, kurumları korur. Bugün “devlet aklı” diye sunulan şey aslında iktidar koalisyonunun politik tercihleridir.
Şimdi bu “devlet aklının” yönettiği “yeni açılım sürecine” destek vermemiz isteniyor.
Ama görünen o ki 2025 İmralı süreci, Türkiye siyasetinde “devlet aklı” ile “toplumsal rıza” arasındaki makasın en çok açıldığı dönemdir.
**********************************
Asıl Anket Sonucu Tribünlerde
Toplumsal rızayı sağlamak maksadıyla yapılan tek taraflı yoğun propagandaya, yönlendirilmiş anketlere rağmen PKK elebaşı üzerinden yürütülen sürece toplumun “kahir ekseriyeti” karşıdır.
Süreci “hele bir bakalım ne çıkacak” diye sabırla izleyenler bile teröristbaşına “örgütün kurucu önderi” diyenlere ve İmralı’ya TBMM’ni temsilen komisyon üyesi 3 milletvekilinin gönderilmiş olmasına öfke içindeler.
En iyi anket sonucu futbol maçları sırasında tribünlerde görülmektedir. Tribünler, Türkiye’nin en heterojen toplumsal alanlarından biridir; sağcısı da vardır, solcusu da, muhafazakârı da seküleri de.
Bu hafta Bursaspor, Kocaelispor ve Göztepe taraftarları öne çıktı, “Apo … asılsın” sloganlarıyla mesajlarını verdiler.
Vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu teröristbaşının siyasi figür ve TBMM’nin muhatabı haline getirilmesini utanç sebebi olarak görüyor.
Terörle mücadelede başarılı olmuş bir devleti, sanki yenilmiş gibi, teröristlerden “devletini yeniden yapılandır, Anayasadan Türk ibaresini kaldır” talimatına muhatap yapmak utanç verici değil midir?
Yaptıklarına toplumsal rızanın olmadığını İmralı sürecinin aktörleri iyi biliyor. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman terör örgütü elebaşını ziyarete gittiğini saklamaya kalkıştı. Yapılan ziyaretten ve 3 saate yakın süren görüşmeden bir kare resim vermeye bile korktular. Utanıyorlar, korkuyorlar, çünkü iyi bir şey yapmadıklarını biliyorlar.
Ayrıca kurulan komisyonun yasal bir dayanağı yok. Bu heyetin yetkisi ne? Kime karşı sorumlular? Ne konuşuldu? Tutanak var mı? Belirsiz.
Ve yaptıkları için “yasal güvence” de olmadığından endişe içindeler.
**********************************
CHP de Endişe İçinde
CHP kendi tabanının İmralı sürecine tepkilerini ölçmüş ve ürkmüştür. DEM oylarını almak isterken, kendi tabanını ve yerel seçimlerde milliyetçi partilerden gelen seçmenleri kaybedebileceğini görmüştür.
Ayrıca CHP İmralı’ya gönderilecek heyetin ileride “terör örgütüne yardım ve yataklık” veya “propaganda” suçlamasıyla yargılanma riskini ciddiye almaktadır. CHP lideri Özgür Özel “İlk süreçte Sırrı Süreyya Önder’in, devletin bilgisi dahilinde yürüttüğü faaliyetler ve yaptığı konuşmalar nedeniyle yargılanıp, hapis cezası almış olduğunu” boşa hatırlatmadı.
CHP, kendi milletvekilini, AKP ve MHP’nin kontrolündeki, ne konuşulduğu belirsiz bir görüşmeye göndererek, muhtemel bir başarısızlıkta “suç ortağı” ilan edilmekten kaçınmaktadır.
AKP ve MHP, kendi medya güçleriyle bu görüşmeyi tabanlarına “devlet görevi” diye anlatıp bir ölçüde ikna etmeyi başarabilir. CHP’nin böyle bir propaganda gücü yoktur ve “CHP PKK ile pazarlıkta” manşetlerine karşı savunmasız kalacaktır.
**********************************
MHP Tabanında Deprem
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ve Yardımcısı Feti Yıldız’ın, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “umut hakkı”ndan yararlanabileceği yönündeki çıkışı, Bahçeli’nin Öcalan’ı tanımlarken kullandığı “Kurucu Önder” ifadesi Türk milliyetçiliği tarihinde bir milat olarak kayda geçmiştir.
Bahçeli’nin “kurucu önder Öcalan’ı” öven sözleri, siyasal iletişim açısından bir tabu yıkımıdır. Bahçeli, bu ifadeyi “teknik bir gerçeklik” ve “iki nokta arasındaki en kısa çizgi” olarak gerekçelendirdi. Ancak bu retorik, MHP’nin on yıllardır ifade ettiği “bebek katili” söylemiyle taban tabana zıttır ve bir zihinsel şok yaratmıştır.
MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir’in “Kabul edelim ya da etmeyelim, bu teknik bir gerçeklik” savunması, parti yöneticilerinin bu yeni konsepti tabana kabul ettirmekte zorlandığının göstergesidir.
**********************************
Sürecin Başarı ile Sonuçlanması Ne Demek?
MHP tabanında yaşanan sismik oy kayıplarının telafisinin tek bir yolu var: “Sürecin başarı ile sonuçlanması.” Bu AKP için de geçerli.
Fakat sürecin başarılı olması ne demek?
PKK ve uzantıları kayıtsız şartsız silah bırakır ve kendilerini feshederse süreç başarılı olmuş sayılır.
Bu mümkün mü?
PKK’nın Türkiye’de terör faaliyetlerini sona erdirme kararını uygulamak için ŞARTLARI belli:
TC devletini üniter milli yapı olmaktan çıkaracak anayasal değişiklikler. PKK elebaşılarına af, siyaset yapma imkânı verilmesi, yerel yönetimlerde özerklik ve Kürtçenin eğitim dili olması vd.
PKK uzantılarının Irak ve Suriye’deki yapılanmaların silah bırakma niyetleri yok. Suriye kolu ülkenin bir bölümünü kendi yönetecek, kalanının yönetiminde de söz sahibi olacak bir yapılanma istiyor. ABD bu örgütün arkasında.
Peki, bu durumda, bu süreç nasıl başarılı olacak?


