950. Yılında Malazgirt Zaferi

38

Editörlüğünü Prof. Dr. Birsel Küçüksipahioğlu ile Prof. Dr Cevdet Yakupoğlu’nun üstlendiği 16,5 X 23,5 santim ölçülerindeki
424 sayfalık eserin arka kapak yazısı:

Gördüm ön
safta oturmuş nefer esvablı biri,

Dinliyor vecd
ile tekrar alınan tekbiri.

Ne kadar saf
idi siması bu mümin neferin!

Kimdi? Bânisi
mi, mimarı mı, ulvî eserin.

Tâ Malazgirt Ovası’ndan
yürüyen Türkoğlu,

Bu nefer
miydi? derin gözleri yaşlarla dolu.

Yüzü dünyâda
yiğit yüzlerinin en güzeli,

Çok büyük bir
işi görmekle yorulmuş belli.

Hem büyük
yurdu kuran, hem koruyan kudretimiz,

Her zaman
varlığımız hem kanımız hem etimiz.

Süleymaniye’de Bayram Sabahı başlığıyla tanınmış şiirinin yukarıdaki
mısralarında usta kalem Yahya Kemal Beyatlı, Malazgirt Ovası’ndan yürüyen
Türkoğlu’nun yâni Mehmetçiğin şahsında ‘an ile maziyi’ birleştirmiş, onu Türk
târihinin ve Türk Milleti’nin sembolü yapmıştır. Malazgirt’i ise Anadolu’da
başlayan Türk târihinin çıkış noktası olarak ele almıştır.

Malazgirt Muharebesi ve onun kahramanı Alp
Arslan, mânevî kuvvetin maddî kuvvete galebesini, Türk’ün inandığı değerlerin üstünlüğünü
ifâde eder. Malazgirt Muharebesi, Türk târihinde yeni bir devrin başlangıcıdır.
Malazgirt Zaferi’nden sonra Türklük; yeni bir vatanda, yeni târihî şartlar
altında, yeni bir hüviyet kazanır.

Merhum Ziya Gökalp için ise Alp Arslan, ezelî
ve ebedî Türk ruhunun sayısız tecellilerinden biridir. Bu bağlamda başlangıç,
coğrafyada değil, efsânededir ve maddede değil, ruhtadır.

Elinizdeki bu kitap, işte böylesine yüksek
bir heyecanı göğüslerinde taşıyan, Sultan Alp Arslan’ın vatan olarak miras
bıraktığı Anadolu’nun aşkını yüreklerinde besleyen ilmî bir heyet tarafından
Alp Arslan’ın Kutlu Zaferinin 950. Yılı Hâtırâsına kaleme alınmıştır…

***

Eserin editörleri

  Prof.
Dr. Birsel Küçüksipahioğlu ve Prof. Dr. Cevdet Yakupoğlu 

tarafından hazırlanan

Sunuş
Yazısı

Sultan Alp Arslan liderliğindeki Büyük Selçuklu
Devleti ile İmparator Dördüncü. Romanos Diogenes komutasındaki Bizans
İmparatorluğu arasında 26 Ağustos 1071 Cuma günü gerçekleşen Malazgirt Meydan
Muharebesi, Selçukluların zaferiyle sonuçlanmış ve Bizans İmparatorluğu’nun en
değer verdiği toprak parçası Anadolu’nun kapıları Müslüman Türk dünyâsına
açılarak bölge kısa sürede Türk yurdu, Türk vatanı hâline gelmiştir.

Malazgirt Muharebesi sâdece Türk, İslâm ve
Avrupa açısından değil, dünyâ târihi açısından da çok büyük gelişmelere sebep
olan ve önemli sonuçları beraberinde getiren büyük bir mücâdeledir. Bütün
askerî gücünü yitiren imparatorluğun bundan sonraki süreçte Türklere yönelik
kapsamlı taarruzu bulunmazken, Avrupa doğu sınırının tehlikede olduğunu
söyleyerek yaklaşık 200 yıl devam edecek Haçlı Seferleri’ni başlatmıştır. Bu
sebeple üzerinden 950 yıl geçmesine rağmen muharebenin etkileri hâlâ devam
emekte, önemi güçlü bir şekilde hissedilmektedir.

2021 yılı zaferin 950. yılı olması açısından
önem arz etmektedir. Bu sebeple târihe, not düşmek, katkı sunmak, zaferin
erişilmezliğini ve büyüklüğünü gelecek nesillere aktarabilmek, aynı zamanda uluğ
Sultan Alparslan ve onun kahraman askerlerini saygı ve minnetle anmak için
tarafımızdan bu eserin hazırlanmasına karar verilmiştir.

Malazgirt Zaferi’nin 950. yıldönümü armağanı
olarak ‘950. Yılında Malazgirt Zaferi’ adlı çalışma Türkiye’deki saygın
üniversitelerimizde görev yapan, alanında yetkin değerli akademisyenlerimizin
katkıları ile hazırlanmıştır.

Bu çalışmamız elbette Malazgirt’le ilgili
yazılmış ilk kitap değildir ve son da olmayacaktır. Ancak bu alandaki
boşlukları doldurma noktasında mühim bir katkı sağlayacağı muhakkaktır. Bu eser
ayrıca Malazgirt ile ilgili bundan sonraki yeni araştırmalara zemin
oluşturması, konunun meraklılarına ve her yaştan okuyucuya çok sayıda yazar
aracılığıyla hitapta bulunmasından dolayı da kıymetlidir. Eserin
hazırlanmasında makaleleriyle katkı sunan değerli hocalarımıza, desteğini her
zaman yanımızda hissettiğimiz Kültür Konseyi ile Başkanı Dr. Metin Eriş ve
Mehmet Şadi Polat ile Gazi Altun’a, basım işlemini üstlenerek çok önemli bir
hizmeti yerine getiren Erkam Matbaacılığa, kitabın hazırlanmasında yardımlarını
gördüğümüz Arş. Gör. Ahmet Enes Karakaya’ya şükranlarımızı sunarız..

Prof. Dr. Birsel KÜÇÜKSİPAHİOĞLU Prof. Dr. Cevdet
YAKUPOĞLU

  İstanbul,
Eylül 2022

Cevdet Yakupoğlu: Malazgirt Savaşı Öncesi Anadolu’ya Yapılan
Türk Akınları.

Mehmet Nadir Özdemir: Sultan Alparslan’ın Suriye Seferi.

Hasan Hüseyin Adalıoğlu: Abbâsî Halifeliği’nin Malazgirt Zaferi’ne
Kadar Selçuklulara Karşı Politik Tutumu.

Birsel Küçüksipahioğlu: Malazgirt Savaşı Sırasında Bizans
İmparatorluğu’nun Durumu.

Ömer Faruk Uyanık: Bizans İmparatoru Dördüncü Romanos Diogenes
(1068-1071)

Çerçevesinden Malazgirt Savaşı. 

 Sefer Solmaz: Malazgirt Zaferi Sonrası Sultan-İmparator Görüşmesi.

Namıq Musalı: Malazgirt Savaşı Sürecinde Azerbaycan’ın
Stratejik Mevkii.

İbrahim Duman: Malazgirt Savaşı’nda Selçuklu ve Bizans
Ordularında Kullanılan Silahlar.

Selim Kaya: Malazgirt Zaferi’nin Batı Dünyasındaki
Akisleri.

Sevtap Gölgesiz Karaca: Malazgirt’in Yankıları: 1095 Clermont Konsili’nde
Haçlı Seferi Çağrısı.

Fâtih Durgun: Malazgirt Savaşı Papalığın Haçlı Seferi
Düşüncesini Nasıl Şekillendirdi?

Refik Turan: Sultan Alparslan’ın Liderlik Özellikleri ve
Yönetim Stratejisi.

Gökhan Gökmen: Ders Kitaplarında, Târihî Romanlarda, Beyaz
Perdede, Tiyatroda, Edebiyatta Sultan Alp Arslan ve Malazgirt Zaferi.

Hasan Akyol: Malazgirt Zaferi Sonrası Anadolu’da Kurulan İlk
Türk Beylikleri (1072-1100

Mustafa Alican: Türk Târihçiliğinde Malazgirt Algısının
Gelişimi.

SEÇİLMİŞ BİBLİYOGRAFYA.

Kültür Konseyi, ‘950. Yılında Malazgirt Zaferi
isimli eseri târih kültürümüze ve kültür târihimize armağan etmekle her türlü
takdirin üzerinde bir hizmeti gerçekleştirmiştir. Değişik şahısların
görüşleriyle mercek altına yatırılan Malazgirt Zaferi, değişik bakış açılarıyla
değerlendirilmiş, okuyucuyu tatmin eden bir başucu kitabıdır.  Eserin sonunda yer alan Seçilmiş Bibliyografya
bölümünde yer alan her biri 70 ayrı târihçi yazar tarafından telif edilen 90
adet eser, konu üzerinde çalışan araştırmacılar için mükemmel bir kaynak teşkil
ediyor. Ayrıca makale yazarlarının yazılarına eklediği ‘Kaynakça’ başlıklı bölümde er alan kitaplar dikkate alındığında tam
tekmil bir külliyat elde edilmiş olur.

Selçuklu târihi, biraz da Osmanlı târihinin
gölgesinde kalmış bizim târihimizdir. Osmanlı yönetimi, Selçuklu’dan büyük
dersler çıkardığı için, orada yapılan hatâları tekrarlamadığı için bütün
dünyayı kıskandıracak bir ihtişama bürünmüştür.

Makalelerin hemen hepsinde, Selçukluların
İslâmiyet’e hizmetleri dikkat çekiyor. Büveyhoğulları, Fâtımîler, Haçlı
Seferleri; karşı konulan şer güçler olarak ön plânda yer alıyor.  

Tuğrul Beğ’in vefatından sonra Halife Kaim
Biemrillah’ın Selçuklu’nun otoritesini zayıflatma maksadına yönelik
uygulamaları sebebiyle bozulan ilişkilerin yeniden rayına oturtulması, Abbasi
İmparatorluğunun her yerinde Sultan Alparslan adına hutbe okunmasını kabul
etmek mecburiyetinde kalmasının anlatıldığı sayfalar, 950. Yılında Malazgirt Zaferi isimli eseri, târihî roman hâline
dönüştürüyor ve zevkle, merakla okunuyor.

Okuyucuyu sayfalara ve hattâ satırlar arasına
hapseden olaylar zincirinden birinin özeti:

Tuğrul Bey’in
vefatından sonra Halife, Sultan Alparslan’ın Selçuklu Devleti’nin tahtına
yerleşmesine kadar geçen zaman içerisinde Irak’ta Selçuklu hâkimiyetini tamamen
ortadan kaldırmak için harekete geçti. Ancak, desteklerinden faydalandığı
mahallî emirler arasındaki nüfuz mücâdeleleri, Halifenin planlarını akamete
uğrattı.   

Alp Arslan, 1064 yılı
başında kendisine muhalefet eden bütün saltanat dâvâcılarını ve rakiplerini
bastırdıktan sonra Rey şehrinde Tuğrul Bey’in sarayında tahta çıktı. Devrin
mevcut geleneklerine göre Alp Arslan’ın saltanatının halife tarafından tasdik
edilmesi gerekiyordu. Alp Arslan’ın tahta geçmesinden sonra halifelik ile
Selçuklu Devleti arasında bozulan münâsebetlerin düzeltilmesi için ilk adım,
Selçuklu devlet adamları tarafından atıldı. Halifenin kızı olup, Selçuklu
Sultanı Tuğrul Bey’in arzusu üzerine belki de siyasî maksatlar güdülerek
evlendirilen Seyyide’yi Bağdat’taki halifelik sarayına iade etmekle başladı.

Önceki vezir
Amîdülmülk el-Kündürî Sultan’ın ölümünden sonra Seyyide’nin Bağdat’a dönme
isteğini reddetmiş, hatta mallarına el koymuştu. Vezir Amîdülmülk’ün
azledilerek yerine Nizâmülmülk’ün tâyinini müteakip Seyyide bu defa yeni vezire
mektup yazarak, babasının yanına Bağdat’a dönmesine izin verilmesini istedi.
Seyyide’nin bu isteğine karşılık kendisinden özür dilenerek, bu gecikmenin eski
vezir Amîdülmülk ten kaynaklandığı söylendi. Bunun üzerine, kendisine 50.000
dinar mehir verilerek Bağdat’a gönderildi.

Sultan Alp Arslan
Bağdat’ta kaybolan otoriteyi yeniden kurmak için Seyyide ile birlikte,
Bağdat’ta işlerin eski düzenine girmesi ve adına hutbe okutulması için elçi
gönderdi. Halife, sultanın bu talebi üzerine umûmî bir kabul merâsimi tertip
ederek hiç bir şart ileri sürmeden Bağdat camilerinde Alp Arslan adına hutbe
okuttu. Bir müddet sonra, Kadı Abdurrahman b. Muhammed, Alp Arslan adına sikke
basılmasını ve hil’at verilmesini talep etti. Bağdat’ta Alp Arslan’ın adının
yazıldığı bir sikke basıldı.

Bunu müteakip
halifelik tarafından Alp Arslan’ın ismini ve alâmetlerini taşıyan hil’atler
imâl edildi. Alp Arslan’ın Bağdat’taki elçisi Kadı Abdurrahman’ın talebi
üzerine hükümdarlık tevcihi yapıldı.

Halife, mektubunda
sultana: iltifatlarda bulundu. Dünyevî selahiyetlerini sultana devrettiğini
belirtti, Alp Arslan’ın oğulları Ayaz ve Melikşah’a da unvanlar tevcih edildi.

Böylece Abbasî
halifesi, Selçuklu hâkimiyetini yeniden kabul ve tasdik ederek, bunu sultana
bir menşurla tevdi etti. Bu anlaşma halife tarafından tek taraflı olarak
bozulan, fakat başarısızlıkla neticelenen bir denemeden sonra, yeniden ve bu
defa 12. asrın ilk yansında, Halife-Sultanlar mücâdelesi başlayıncaya kadar bir
asra yakın yürürlükte kalacaktır.

Bu olaylaınn akabinde
Selçuklular bütün Irak’ta tekrar hâkimiyetlerini tesis etmiş oldular. Irak’ta
Selçuklu hâkimiyetinin yerleştiğini gösteren birçok örnek olay vardır.
Bunlardan birisi, Kadı Ebû Amr’ın bütün Arap emirlerine mektuplar göndererek, yeni
sultan adına hutbe okutmalarını istemesidir. Arap emirlerinin hepsi de bu
talebi kabul ederek, Büyük Selçuklu Devleti’ni, Tuğrul Bey zamanında olduğu
gibi, yeniden metbû tanıdılar. Alp Arslan biraz sonra Irak’ı yeniden teşkilatlandırmak
için gerekli tâyinleri yaptı.  Sultan’ın
Irak’ta hâkimiyetini fiilen kurmasından sonra gerek siyasî, gerekse bilhassa idarî
ve malî meselelerde Selçuklu Devleti ile halifelik arasında gizli ve açık
çekişmeler devam etti. Bu demektir ki, Irak’ta idârî hâkimiyetin sağlanması
kolay olmamıştır. Selçuklu idâresi tarafından görevlendirilmiş amid gibi sivil,
şahne gibi askerî valiler zaman zaman halife veya veziri ile anlaşmazlığa
düşmüşlerdir.

Alp Arslan’ın adının
hutbelerde okunmasından ve paralar basılmasından sonra, Selçuklu devletini
temsilen Bağdat’a gitmesi gereken meşhur Reîsü’l-Irâkeyn Ebû Ahmed Nihâvendî bizzat
Bağdat’a gelmemiş, kendisini temsilen bir nâibini göndermişti. Nâib,
problemlerle başa çıkmayınca Nihavendî Bağdat’a geldi, Selçuklu hükümet
sarayına yerleşti.

……………….

Malazgirt Zaferi
öncesi Selçuklu sultanları gerek Tuğrul Bey, gerekse Alp Arslan fethettikleri
yerlerde okuttukları hutbelerde kendilerinden önce Abbasî halifesinin adını,
lakap ve unvanlarını zikrettirmişlerdir. Halifelik makamına gereken azamî
saygıyı göstererek, halifeliğe yeniden itibar kazandırmışlardır. Halife ile
karşılaştıklarında önünde saygı ile eğilmiş ve kıymetli hediyeler göndererek
ihsanda bulunmuşlardır.

Bu dönemde Halifelik
ile Selçuklu idârecileri arasında gerek siyâsî, gerekse idârî ve mâlî konularda
gizli veya açık bazı anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Ancak, Selçuklu idâresi
tarafından Bağdat’a gönderilen vezir, amîd veya şahne gibi yüksek seviyeli
memurlar saltanat hukukuna gölge düşürecek hiçbir tâvizde bulunmamışlardır.
Meselâ, Selçuklu Sultanı halifenin vezirini değiştirebilecek kadar olaylara
müdâhil olabiliyor; buna karşılık halife, memnun olmadığı Bağdat şahnesinin
değiştirilmesini sultandan talep edebiliyordu.

Selçuklu Devleti’nin
İslâm dünyasındaki hâkimiyetine paralel olarak, halifelik üzerinde de bir
otorite kurulmuş, halifelik Tuğrul Bey zamanında belirlenen statü üzerine,
Selçuklu Devleti’ne tâbi bir kurum olarak varlığını devam ettirmiştir. Tuğrul
Bey sâyesinde, iade-i itibârı sağlanan halifenin, Sünnî-İslâm dünyasındaki
saygınlığı da artmıştır. Nihâyet, iki hanedan arasında akrabalık (sıhriyet)
bağları kurulmak suretiyle dostluklar pekiştirilmek istenmiştir.

 

Eserin tedârik adresleri:

BOĞAZİÇİ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi
Çatalçeşme Sokağı Nu: 44 Meriçli Apartmanı Kat: 3 Cağaloğlu, Fâtih/İstanbul

Telefon:
0.212-520 70 76 Belgegeçer: 0.212-526 09 77 
e-posta:
bogazici@bogaziciyayinlari.com /

www.bogaziciyayinlari.com.tr  

KÜLTÜR
KONSEYİ:   

  Barbaros Bulvarı Nu:
159 Günaydın 2 Apartmanı. Kat: 2. Dâire: 3 Balmumcu – Beşiktaş / İstanbul.

Telefon: 0.212-516 19 21, Belgegeçer:
0.212-516 19 22 e-posta: bilgi@kulturkonseyi.org 

www.kulturkonseyi.org   

Önceki İçerikTürkiyem ve Türk İnsanı (2)
Sonraki İçerikSeçimler Yaklaşırken
Avatar photo
28 Kasım 1938 tarihinde Bafra’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu şehirde bitirdikten sonra Ankara Ticaret Lisesi ve Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okudu. İş hayatına Ankara’da muhasebeci olarak başladı. Ankara ve Karabük’te; muhasebeci, mali müşavir ve profesyonel yönetici olarak devam etti. İstanbul’da, demir ticareti ile meşgul oldu. SSCB’nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetlerinde sanayi yatırımları gerçekleştirmek üzere çok ortaklı şirket kurdu. Şirketin murahhas azası olarak Azerbaycan’da ve Kırım’da tesis kurup çalıştırdı. 2000 yılında işlerini tasfiye etti. İş hayatı ile birlikte yazı hayatı da devam etti. İlk yazısı 1954 yılında Bafra’da yayımlanmakta olan Bafra Haber Gazetesi’nde başmakale olarak yer aldı. Sonraki yıllarda İlhan Egemen Darendelioğlu’nun Toprak Dergisi’nde, Son Havadis ve Tercüman gazetelerinde yazıları yayımlandı. Türk Ocakları Genel Merkezinin yayımladığı Türk Yurdu dergisinde yazdı. İslâm, Kadın ve Aile, Yörünge, Ufuk, Emelimiz Kırım, Papatya, Tarih ve Düşünce, Yeni Düşünce, Yeni Hafta, Sağduyu, Orkun, Kalgay, Bahçesaray, Türk Dünyâsı Târih ve Kültür, Antalya’da yayımlanan Nevzuhur, Kayseri’de yayımlanan Erciyes ve Yeniden Diriliş, Tokat’ta yayımlanan Kümbet, Kahramanmaraş’ta yayımlanan Alkış dergilerinde, Dünyâ ve Kırım’da yayımlanan Kırım Sadâsı gibi gazetelerde de imzasına rastlanmaktadır. Akra FM radyosunda haftanın olayları üzerine yorumları oldu. 1990 – 2000 yılları arasında (haftada bir gün) Zaman Gazetesi’nde köşe yazıları yazdı. Hâlen; Önce Vatan Gazetesi’nde, yazmaktadır. Oğuz Çetinoğlu; Türk Ocağı, Aydınlar Ocağı, ESKADER / Edebiyat, Sanat ve Kültür Araştırmacıları Derneği ve İLESAM / Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sâhipleri Meslek Birliği Üyesidir. Yayımlanmış Kitapları: 1- Kültür Zenginliklerimiz: (2006) 2- Dört ciltte 4.000 sayfalık Kronolojik Tarih Ansiklopedisi: (2008 ve 2012), 3- Tarih Sözlüğü: (2009), 4- Okyanusa Açılan Kapılar / Tefekkür Mayası Röportajlar: (2009). 5- Altaylardan Hira’ya Türk-İslâm Dostluğu: (2012 ve 2013), 6- Bilenlerin Dilinden Irak Türkleri: (2012), 7- Türkler Nasıl ve Niçin Müslüman Oldu: (2013), 8- Türkmennâme / Irak Türkleri Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey: (2013). 9- Türklerin Muhteşem Tarihi: (Nisan 2014 ve Nisan 2015) 10- 115 Soruda Türk İslâm-Âlimi Mâtüridî (Röportaj): 2015) 11- Cihad – Gazi – Şehid: Kasım 2015. 12-Yavuz Bülent Bâkiler Kitabı (2016 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 13-Her Yönüyle Kâzım Karabekir (2017 Mehmet Şadi Polat ile birlikte) 14-Dil ve Edebiyat Dergisi / İlk 100 Sayı Bibliygorafyası (2017 Mehmet Şâdi Polat ile birlikte) 15-Büyük Türk İslâm Âlimi Serahsî (2018), 16-Âyetler ve Hadisler Rehberliğinde Kutadgu Bilig’den Seçmeler (2018), 17-Edib Ahmet Yüknekî ve Atebetü’l-Hakayık (2018), 18- Büyük Türk İslâm Âlimi Mâtürîdî (2019), 19-Kâşgarlı Mahmud ve Dîvânu Lugati’t-Türk (2019). 20-Duâ / Huzura Açılan Kapılar. (2019) 10-Yesevi Yayıncılık, 12-Yakın Plan Yayınları, 13-Boğaziçi Yayınları, 14-Dil ve Edebiyat Dergisi, diğer kitaplar Bilgeoğuz Yayınları tarafından yayımlanmıştır.