4+4+4’ün Her “4”dünde “Dert” Var

42

 

28 Şubat 1997, -eğitim dahil- toplum hayatımızda nasıl bir milatsa, 30 Mart 2012 de eğitim hayatımızda ikinci bir milattır. 28 Şubatçılar, toplumun irticaya yöneldiğini ve Cumhuriyet’in tehlikeye düşeceğini düşünerek bu tehlikeye karşı önlemler almaya kalkıştılar.  30 Martçılar, doksan yıllık Cumhuriyet eğitiminin toplumu manevi değerlerden uzaklaştırdığını düşünerek bir  “dindar nesil yetiştirme projesi” olan 4+4+4 Eğitim Sistemini kabul ettiler.  Ve fiziki mekan, personel, müfredat, kitap, psikolojik ve pedagojik hiçbir alt yapı  hazırlanmadan bu sistem 2012-2013 öğretim yılında büyük sorunlarla uygulamaya sokuluyor.

Birkaç milletvekilinin hazırladığı ve  yangından mal kaçırırcasına bir haftada yasalaştırılan, 11 Nisan 2012 tarih ve 6287 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan  4+4+4 Eğitim Sistemi ile neler getirildi, önce kısaca onlara bakalım.

a. Sekiz yıllık kesintisiz ilk öğretim kademelendirildi, 4 yıl İlkokul, 4 yıl da Ortaokul oldu.

b. Lise öğretimi zorunlu eğitim kapsamına alınarak, zorunlu eğitim 12 yıla çıkarıldı.

c. 28 Şubatta kapatılan İmam-Hatip Liselerinin Ortaokulları açıldı. Fakat 28 Şubatta Anadolu Liselerinin ve bazı Meslek Liselerinin de Ortaokulları kapatılmıştı. Fakat 28 Şubatın tahribatını  telafi ettiklerin iddia edenler İmam-Hatip Ortaokulları açılırken bu okulların Ortaokulları açılmadı.

d. Diğer Ortaokul ve Liselere Kur’ân-ı Kerim ve Peygamberimizin Hayatı seçmeli ders olarak konuldu. Zaten 5. Sınıftan itibaren seçmeli Arapça dersleri 2011 yılı sonunda konulmuştu.

Şimdi l7 Eylül 2012 tarihinde uygulamaya konulacak her “4”ü bir “dert” olan 4+4+4 Sisteminin karşı karşıya bulunduğu büyük sorunları sırasıyla belirtelim.

1. OKUL ÖNCESİ EĞİTİM

a. Okul Öncesi Eğitimin Zorunlu Eğitim Kapsamına Alınmaması Sorunu: Eğitimde en önemli kademe olan Okul Öncesi Eğitim, bu sistemde ihmal -by pass- edilmiştir. Çocuğun bedensel, ruhsal ve zihinsel gelişiminin oluştuğu ilk 72 aylık sürede verilen bu eğitimde okullaşma oranları, Batı ülkelerinde yüzde 100’lere ulaşmaktadır. Bizde ise yüzde 40’lara ulaşmışken, 66 ay çocukları İlkokula yönlendirilerek, eğitimin bu kademesi bir bakıma budanmıştır. Halbuki 0105 Kasım 2010 tarihleri arasında yapılan 18. Milli Eğitim Şûrası’nda, Okul Öncesi Eğitimin, Lise ile birlikte zorunlu eğitim kapsamına alınmasına ve zorunlu eğitimin 13 yıla çıkarılmasına karar verilmişti. Eğer Okul Öncesi Eğitim de zorunlu eğitim kapsamına alınsaydı ve 60-72 ay çocukları bu kademeye yönlendirilseydi, bugünkü tartışmaların büyük kısmı yapılmayacaktı.

b. İstihdam Sorunu: Ayrıca bu eğitim kademesinin zorunlu eğitim kapsamına alınmaması,  birçok üniversitedeki Okul Öncesi Öğretmenliği bölümlerinden mezun olmuş veya olacak binlerce öğretmen adayını da mağdur etmiş, bu alanı seçecek olanları da ciddi şekilde tereddüte düşürmüştür.

2. İLKOKUL

a. Mekân Sorunu: Sekiz yıllık İlköğretim Okullarının İlkokul ve Ortaokul olarak kademelendirilmesi, pedagojik yönden doğru olmuştur. Burada amaç, aralarında büyük yaş farkı bulunan çocukların, birbirini olumsuz yönde etkilememesi için   farklı mekanlarda okutulması olmalıydı. Bunun için, öncelikle mevcut okulların İlkokul ve Ortaokul olarak ayrılması ve ihtiyaca göre yeni okullar inşa edilmesi gerekirdi. Peki öyle mi olmuştur? Hayır, gelişmeler düşünüldüğü gibi olmamıştır. Bakanın açıklamasına göre Türkiye genelinde 1024 İmam-Hatip Ortaokulu açılıyor. Bunların 700’e yakını mevcut İlköğretim Okullarının bağımsız İmam-Hatip Ortaokuluna dönüştürülmesiyle  oluşturulmuştur. Geri kalan İlköğretim Okullarının bir kısmı ikili öğretime dönüştürülerek hem İlkokul, hem de Ortaokul yapılmıştır. Bağımsız İlkokul ve Ortaokul olarak belirlenenlerin sayısı azdır. Bir çok veli Ortaokulu, İlkokulu okuttuğu okulda değil, evine uzak bir semtte okutmak durumunda kalacaktır. Bu durumda özellikle dar gelirli ailelerin bütçesine bir de servis ücreti yükü eklenecektir. Bu sistemde en çok sevinecek olanlar öğrenci taşımacılığı yapan servis firmaları olacaktır.

b. Kalabalık Sınıflar Sorunu : Bir de İlkokula başlama yaşı 66 aya indirilerek sisteme 500 bin civarında yeni öğrencinin katılmasına yol açılmıştır. Bu, sisteme 40’ar kişilik 12 bin 500 dersliğin, yani 25’er derslikli 500 yeni okulun katılması demektir. Bu yapılamadığı için şu anda bazı illerde sınıf mevcutları 70-80’leri bulmuştur. Batı ülkelerinde sınıf mevcutları 25-30 civarında iken, mesela İstanbul’da ideal sınıf mevcudu olarak 50 olarak belirlenmiştir. Bir de okullardaki sınıflarının çoğunun 40-42 kişilik yapıldığını göz ardı etmemek gerekir.  Bu durumda eğitimin temel bilgilerinin kazandırılacağı İlkokulda sağlıklı bir eğitim yapılamayacağı açıkça görülmektedir.

c. Öğretmen Sorunu: İlköğretimin birinci kademesi olan İlkokul 4 yıla indirilerek Sınıf Öğretmenlerinin yüzde 20’si fazlalık durumuna düşmüştür. Bu durumda -Bakanlık 33 bin dese de- en az 40-50 bin öğretmen bulunmaktadır. Bu ayrıca atama bekleyen binlerce Sınıf Öğretmeninin de atanamamasına yol açacaktır. Bu sorun, ancak bu sayıda öğretmenin zaman içinde emekli olmasıyla çözümlenebilir.

d. İlkokula Başlama Yaşı Sorunu: Bu tarihe kadar 72 ayını dolduran öğrenciler ilkokula başlarken, bu yeni sistemde ilköğretime başlama yaşı 66 aya indirilmiştir. Pedagoglar, psikologlar, doktorlar ve veliler, bu kararı çocuk gelişimi yönünden sakıncalı bulurken, Bakanlık ısrar ediyor. Bu durumdaki çocuklarınızı ya okula vereceksiniz, ya göndermeyip günlük 15 lira ceza ödeyeceksiniz, ya da çocuğunuzun fiziksel, ruhsal, bilişsel ve zihinsel gelişiminin okula başlamasına yeterli olmadığına dair rapor alacaksınız. Rapor alırsanız, hem çocuğunuza sorunlu damgasını vuracaksınız, hem doktorları gerçek dışı rapor vermek mecburiyetinde bırakacaksınız, hem de biraz masraf edeceksiniz. Halbuki bu konuyu veli takdirine bırakıp bir dilekçe ile halledebilirsiniz. Bu konuda Bakanlığın başı çok ağrıyacak. Çocuklar okula başlarlarsa da büyük çocuklarla aralarında sorunlar yaşanacak, fiziki ve psikolojik baskılara maruz kalacaklar. Ayrıca Bakanlık 1. Sınıfta ilk dönem ders yapılmayıp oyun ve sosyal etkinliklerle zamanın geçirileceğini, bir nevi Ana Sınıfı eğitimi uygulanacağını belirtiyorlar. Öğretmenler ise böyle bir eğitim almadıkları için başarılı olamayacaklarını söylüyorlar. Bu da ayrı bir sorun olacağa benziyor.

e. Ders Saatleri ve İkili Öğretim Sorunu: İlkokullarda günde 6 saatten haftada 30 saat ders okutulacak. Mesela İstanbul’da ilkokulların yüzde 70’inde ikili öğretim yapılacak. Ortaokullarda ise 5.-6. Sınıflarda 36, 7.-8. Sınıflarda 37 saat ders okutulacak. Okulların çoğu da sabah İlkokul, öğleden sonra da Ortaokul yapıldığına göre bu okullarda günde 12 saat ders okutulacak. Her dersin 40 dakika, iki ders arasındaki teneffüslerin de 10’ar dakika, her iki okulun binaya giriş ve çıkışında da 30 dakikanın geçeceği düşünülürse, eğitim için günde 11 saate yakın bir süre kullanılacaktır.  Bu da eğitimin saat 08.00’de başlayıp 19.00’da sona ermesi demektir. Bu da aileler için büyük bir sorun oluşturacaktır.

f. Etüd Beslenme Okulları Sorunu : Özellikle karı-koca çalışan ailelerin çocuklarının eğitimi için büyük şehirlerde kurulan, tam gün eğitim yapan ve eski adı Pansiyonlu İlkokullar olan Etüd Beslenme Okulları da bu sistemden nasibini almışlardır. Yetkililerce bu okullar bir lüks ve ayrıcalık olarak görülmüş ve öğretimlerine son verildiği verilmiştir. Halbuki bu okullar önemli bir ihtiyaca cevap verip çalışan ailelere büyük kolaylık sağlıyorlardı. Aileler de bu okulların masrafına Valiliklerce belirlenen miktarda maddi katkıda bulunuyorlardı. Bu durumda aileler daha yüksek ücretlerle bakıcı tutmak zorunda kalacaklardır. Bu da zaten dar gelirli olan aileler için maddi bir yıkım olacaktır.

g. Müfredat ve Kitap Sorunu : İlköğretim okullarının birinci kademesi beş yıldan dört yıla indirildiği için, müfredatın yeniden düzenlemesi gerekir. Yetkililer müfredatın hazırlandığını belirtiyorlarsa da, kısa sürede kitapların hazırlanması ve basılması mümkün gözükmemektedir. Bu sorunu büyük ihtimalle geçen yılın kitaplarını göndererek çözebilirler. Ayrıca öğretmenlerin bu yeni müfredata göre hizmetiçi eğitimden geçirilmemesini de bir sorun olarak görüyorum. Digital ortamda Bakanlığın yaptığı sanal eğitimin çok yararlı olacağını sanmıyorum.

3. ORTAOKUL

a. Mekân Sorunu : İlkokulda yaşanacak mekân sorunu Ortaokulda da yaşanacaktır. Yeni Ortaokullar yapılmamıştır. Bir de ne kadar öğrencinin tercih edeceği bilinmeden 700 civarında İlköğretim Okulu binası İmam-Hatip Ortaokulu’na çevrilmiştir. Bu da zaten yetersiz olan kapasiteyi daha da daraltmıştır. Bu okullara çeşitli promosyonlarla iki dünyayı da kurtarmak vadiyle ilgili ilgisiz mahfillerce öğrenci sağlanmaya çalışılması da ayrı bir garabettir. Bu durum, bu okulu seçeceklere bir iyilik değil, bir kötülüktür. Halbuki binaların tasnifi, bu okulların tercih durumuna göre yapılabilirdi.

b. Öğretmen Sorunu: İlköğretim Okullarının birinci kademesinin beş yıldan dört yıla indirilmesiyle doğan öğretmen fazlalığı sorunu, ikinci kademesini oluşturan Ortaokulların üç yıldan dört yıla çıkarılması ile öğretmen azlığı sorunu biçiminde ortaya çıkacaktır. Bu durumda Ortaokullarda en az 40 bin branş öğretmenine ihtiyaç doğacaktır. Alınacak yeni 40 bin öğretmenin bu konudaki ihtiyacı büyük ölçüde karşılayacağı söylenebilir.

c. Ders Saatleri ve İkili Öğretim Sorunu: İlkokullardaki bu sorun, ortaokullarda da görülmektedir. Bu okullarda haftada 5.ve 6. Sınıflarda 36, 7. Ve 8. Sınıflarda 37 saat ders yapılacaktır. İki farklı saat uygulaması özellikle servisle giden öğrencilere okuldan çıkışlarında sorun yaşatacaktır.  Öğrenci sayısının fazla olduğu okullarda ikili eğitime geçilecektir. Bu da günde en az 6’şardan 12 saat ders yapmak, öğrencilerin 07.30’da okula girip 19.30’da gitmesi demektir.  Bu durumda özellikle servisle giden öğrenciler geç evlerine gideceklerinden mağdur olacaklardır.

d. Seçmeli Dersler Sorunu: İmam-Hatip Ortaokullarının yanısıra diğer Ortaokullara da Arapça, Kur’ân-ı Kerim,  Hz. Muhammed’in Hayatı ve Temel Dini Bilgiler  2’şer saat seçmeli ders olarak konuldu. Bu derslerin seçimi konusunda iki yönlü mahalle baskısı olacağı ve öğrenciler arasında sürtüşmeye ve ikiliğe yol açacağı endişesi taşıyorum. Bu derslerin konulmasının  en büyük yararı, yeni öğretmenlere ihtiyaç doğacağından, İlahiyat Fakültesi mezunlarına olacaktır.  

“Dil ve Anlatım” başlığı altında 4 yıl 2’şer saat “Yaşayan Diller ve Lehçeler” dersinin Kürtçe ve diğer lehçelerin öğretilebilmesi için konulduğunu sanıyorum. Ayrıca Ortaokullarda (Bilim Uygulamaları), (Halk Kültürü), (Medya Okuryazarlığı), (Hukuk ve Adalet) ve (Düşünme Eğitimi) derslerini okutacak öğretmenler bulunmamaktadır. Bu durumda bu dersler ya okutulmayacak, ya da ücretli öğretmenlerle karşılanacaktır. Kırsal kesimde bu dersleri okutacak ücretli öğretmen bulmak da zordur.

e. Müfredat ve Kitap Sorunu :  İlköğretim Okullarının ikinci kademesinde üç yıl öğretim yapılırken Ortaokulların dört yıla çıkarılması, bu kademede de ilkokuldaki gibi müfredat ve kitap sorununu doğurmuştur. Talim ve Terbiye Kurulu bir çerçeve program olan müfredatları yetiştirebilir, fakat kitapların bu müfredatlara göre hazırlanması mümkün değildir. Ancak geçen yılın kitapları verilebilir. Yeni konulan seçmeli derslerin kitaplarının yetişmesi de hiç mümkün görülmüyor. Bu konuda da piyasadaki kitaplardan faydalanabilirler.

4. LİSE

a. Mekân Sorunu : Mekân sorununun en yoğun yaşanacağı kademe Liselerdir. Bunun iki önemli sebebi var. Birincisi, zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılarak Lise eğitiminin de zorunlu eğitim kapsamına alınması. Bu durumda sisteme 300 binin üzerinde fazla öğrenci katılacak. Bu şu demektir; yalnız bu kademede sisteme 30’ar kişilik 10 bin sınıf, yani 25’er derslikli 400 yeni okul katılması gerektir. İkincisi, Genel Liselerin son yıllarda hızla Anadolu lisesine dönüştürülmesi sonucunda bu tür Liselerin sayısının azalmasıdır. Şu anda İstanbul’da her ilçede 2-5 arasında Genel Lise kalmıştır. Merkezi sınavla öğrenci alan okullara ve Meslek Liselerine giremeyen tüm öğrenciler bu okullara girmek zorunda kalmaktadırlar. Bu yüzden bu okullarda 40 kişilik sınıf mevcutları 60-70’lere ulaşmıştır. Bakanlığın ne okulları çift öğretim yapması, ne de idare ve öğretmen odaları ile laboratuar ve kütüphanelerin derslik yapılması  sorunu çözmeyecektir. Bu durumda Anadolu, Fen, Sosyal Bilimler, Öğretmen Liseleri ile Anadolu Teknik ve Meslek Liselerindeki öğrenciler 30’ar kişilik sınıflarda okurken, Genel Liselerdeki öğrenciler 60-70 kişilik sınıflarda okuyacak. Bu da veliler ve öğrencilerde büyük rahatsızlık yaratacaktır.

b. Öğretmen Sorunu : Bu kademede de sınıf mevcutları arttığı için öğretmen sorunu yaşanacaktır. Fakat bu, İlkokul ve Ortaokulda olduğu kadar yoğun olmayacaktır.

c. Ders Saatleri ve İkili Öğretim Sorunu: Liselerdeki en önemli sıkıntı bu yıl arttırılan haftalık ders saatlerindedir. Haftalık ders saatleri Genel Liseler, Meslek Liseleri ve Teknik Liselerde 30’dan 37’ye; Anadolu Meslek ve Anadolu Teknik Liselerinde 33’ten 37’ye; Anadolu, Fen, Sosyal Bilimler, Güzel Sanatlar ve Öğretmen Liselerinde 35’ten 40’a çıkarılmıştır. Ders saatlerinin arttırılması, özellikle ikili öğretim yapılan okullarda büyük sıkıntı yaratacaktır. Bu tür okullarda öğrenciler 05.00’te kalkıp, saat 20.30’da evlerine döneceklerdir. Bu saatlerin sadece 9. Sınıf öğrencilerine uygulanıp, diğer sınıflara eski saatlerin uygulanacak olması da, ayrı bir sıkıntıya yol açacaktır. Servisle giden öğrenciler her gün birkaç saat diğer öğrencileri beklemek zorunda kalacaklardır.

d. Seçmeli Dersler Sorunu : Ortaokullardaki seçmeli dersler Liselerde de konulmuştur. Bu dersleri okutacak öğretmen bulmada büyük sıkıntı yaşanacaktır.  Bu yüzden çağdaş ve yararlı  olduğu içilen birçok seçmeli ders, öğrenci seçse de okutulamayacaktır.

e. Meslek Liseleri ve Meslek Eğitimi Sorunu: 4+4+4 Eğitim sisteminde tamamen göz ardı edilen Meslek Liseleri ve Meslek Eğitiminin durumudur. Maliyeti yüksek olduğu için yeni Meslek Liseleri açılmamakta, bunların yerine daha ucuza malolan Ticaret Liseleri ile İmam-Hatip Liseleri açılmaktadır. Mevcut Meslek Liselerinin de çoğunun teknolojisi eskidir. Ayrıca Lise ve Meslek Lisesi okuyamayacak olanların zorunlu eğitimlerini Mesleki Eğitim Merkezlerinde yaparak ara meslek elemanı yetiştirilmesi gerekirken bu Merkezlere gerekli önem verilmemektedir. Her ilçede sembolik olarak birer tane Meslek Eğitim Merkezi bulunmaktadır. Bunlar da yetersizdir. Bu öğrencilerden Liseyi de okumak isteyenlere, Açık Öğretim Lisesi’ne devam hakkı verilmelidir. Bu ortaöğretimdeki tıkanmayı büyük ölçüde önleyecektir.

f. Müfredat ve Kitap Sorunu : Müfredat ve kitap sorunu bu öğretim kademesinde bulunmamaktadır.

g. Sistem Sorunu : Eğitim sistemimizde en fazla değişiklik Liseye geçiş ve  Lise kademesinde yapılmıştır. Son otuz yılda klasik fen, modern fen, basamaklı kur, kredili ders geçme, süper lise, sınıf geçme gibi değişik program ve sistemler uygulandı, hepsinden de üç-beş yılda vazgeçildi. Çünkü, bu sistemlerin hiçbirisi pilot uygulamaya yapılmadan birden hayata geçirildi ve bu yüzden iflas edip yürürlükten kaldırıldılar.

Bakanlık, bu 4+4+4 sistemine geçerken haftalık ders saatlerini 4-7 saat arttırıp, Kur’ân-ı Kerim, Hz. Muhammed’in Hayatı, Temel Dini Bilgiler başta olmak üzere çeşitli seçmeli dersler ekledikten sonra 2013-2014 öğretim yılında daha köklü değişikliklere hazırlanıyor. Liselere geçişte Seviye Belirleme Sınavları (SBS) kaldırılarak yerine, Bakanlıkça düzenlenecek sınavlarla öğrencilerin 5,6,7 ve 8. Sınıflardaki okul başarıları göz önünde bulundurulacak.

Toplam 9672 Lisenin yarısı Meslek Lisesine dönüştürülecek. Bunlardan da önemlisi, bütün lise türleri tek binada toplanacak. Aynı binada Anadolu, Fen, İmam-Hatip, Meslek Liseleri birlikte eğitim yapacaklar. Kırk yıllık meslek hayatımın otuz yılı liselerde yönetici olarak geçti, bunun nasıl olacağına aklım ermiyor. Bu belki tasarruf amacıyla küçük yerleşim birimlerinde olabilir, ama büyük kentlerde nasıl olacak bilmiyorum.

SONUÇ

Küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz. Gelişmiş toplumlar birer “Bilgi toplumu” haline geldi.  İletişim, bilişim ve ulaşımdaki baş döndürücü gelişmeler uluslararası ilişkileri     olabildiğince arttırdı. Çağdaş dünyada çoklu zekaya göre kişisel yetenek ve becerileri esas alan çok yönlü eğitim önem kazanırken,  bizde tek yönlü ve dar vizyonlu insan yetiştirilmesine yönelik düzenlemeler yapılamaz.

“Dindar nesil yetiştireceğiz”  sözünü sokaktaki vatandaş söylemedi, Sayın Başbakan söyledi. Eğitimde 4+4+4 düzenlemesini sürecini hızlandıran ve sonuna kadar arkasında duran da odur. Arapça öğretimi zor olduğu için İmam-Hatip Ortaokullarının açılması doğru bir karardır. Fakat, aynı zamanda genel ortaokul ve liselere de Arapça ve Kur’ân-ı Kerim gibi dinî ağırlıklı derslerin konulmasının, Başbakanın söylemine uygun olduğunu görmemek için geri zekalı olmak gerekir.

Biz kesinlikle  din  öğretimi  yapılmasına,  çocuklarımızın  dindar  olarak yetiştirilmesine karşı değiliz. Sadece çocuklarımızın tek yönlü yetiştirilmesine karşıyız. Çünkü 21. Yüzyılda dünya gençliği ile rekabet edecek ve dünyada iş yapacak gençlerimizin özgür, demokrat ve vizyoner bir ortamda çok yönlü yetiştirilmeleri gerekir. İnanışımıza göre bir insanın kendi yaşantısında dindar olması, diğer insanlara karşı laik olmasına karşı değildir. Ayrıca bu gençlerin dindar olduğu kadar millî kültüre sahip, milliyetçi ve  Atatürkçü olarak yetiştirilmeleri gerekir. Bu gençlerin aynı zamanda  dünya ile iletişim kurup rekabet edebilmesi için de, bilim ve teknolojideki gelişmeleri izleyebilecek,   uluslararası bir veya birkaç yabancı dili  öğrenecek, geniş ufuk ve hoşgörü sahibi olacak şekilde yetiştirilmeleri gerekir.

İşte 4+4+4 Eğitim sistemi  bu açmazlar ve çıkmazlarla uygulamaya konuluyor. Sizin anlayacağınız bu sistemin her “4”ünde “dert” var. Veli de, öğretmen de, öğrenci de bu sorunları aşmada bayağı zorlanacaklar. Bekleyelim, görelim.

 

 

Önceki İçerikFarkına Varın
Sonraki İçerikDış Politika da Neymiş Efendim?
Avatar photo
Bulgaristan göçmeni bir ailenin oğlu Sâkin Öner 05.10.1947 tarihinde Denizli ilinin o zaman Çal ilçesine bağlı bulunan Dedeköy bucağında doğdu. Bugün Dedeköy 'Baklan' adıyla Denizli'ye bağlı bir ilçedir. Babası Emniyet Komiseri merhum Celalettin Öner, (1922-16.12.1970) annesi Denizli'nin Honaz ilçesinden ev hanımı merhume Ulviye Öner (Akkuş)'dir. Annesi 1951yılında vefat etmiştir. Babası 1953 yılında Polis Memuru olarak görev yaptığı Aydın ilinin Nazilli ilçesinde Zarife Öner (Meriçoğlu) ile ikinci evliliğini yapmıştır. Sakin Öner 1951-1953 yılları arasında Dedeköy (Baklan)'da dedesinin ve babaannesinin yanında kalmıştır. İki yıl köy ortamında kalan Öner, burada kırsal kesimdeki Türk insanının yaşantısını, gelenek ve göreneklerini, zengin halk kültürünü tanıma imkânını bulmuş ve bu döneme ait izler şiirlerine ve yazılarına yansımıştır. ÖĞRENİM HAYATI Babasının memuriyeti sebebiyle 1954-1955 der yılında Manisa'nın Kırkağaç ilçesinde başladığı İlkokul hayatı; Manisa'nın merkezinde devam edip Afyon'un Sandıklı ilçesinde tamamlandı. 1959-1960 Öğretim yılında Sandıklı Ortaokulu'nda başlayan ortaokul tahsili, Bandırma'da devam edip Van'da tamamlandı. Lise'ye Van'da başlayıp Yozgat'ta tamamladı. 1965 Haziranında girdiği Üniversite Giriş sınavı sonunda birinci tercihi olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazandı. Burada öğretimini sürdürürken Babıâli'de Sabah Gazetesi'ne muhabir olarak çalıştı. 1966 yılında Bugün Gazetesi'ne teknik sekreter olarak transfer oldu. Bu arada Hukuk Fakültesi'nden ayrıldı. 1967'de yeniden girdiği Üniversite Giriş İmtihanı'nı kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne kayıt oldu. 1967-1972 yılları arasında bu bölümde okudu. Bu süre içinde dergicilik, kitapçılık ve yayıncılık yaptı. 1972 yılı Şubat ayında diploma aldı. Babasının vefatı sebebiyle Denizli iline tâyinini istedi ve aile fertlerinin sorumluluğunu üstlendi. 1981 yılında doktora çalışmalarını başlatan Öner, 1987 yılında doktora yeterlik sınavını verdi. Ancak, idarî görevleri sebebiyle doktora çalışmalarına uzun süre ara vermek mecburiyetinde kaldığından, 2003 yılında Türk Dili ve Edebiyatı Doktoru oldu. MEMURİYET HAYATI Denizli Lisesi Edebiyat Öğretmeni olarak memuriyet hayatına başladı. 17.02.1973 tarihinde Denizli ilinin Acıpayam ilçesi Darıveren bucağında Fidan Oymak ile evlendi. 1975 yılı Temmuz-Ekim ayları arasında İzmir-Bornova'daki Topçu Taburu'nda kısa süreli askerlik görevini yaptı ve Topçu Asteğmen olarak terhis oldu. Memuriyet hayatı; İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'ne Müdür Yardımcısı ve Edebiyat Öğretmeni, Tahakkuk Müdür Yardımcısı ve Türkçe Bölümü Öğretim Görevlisi, Sinop Lisesi'nde edebiyat öğretmeni olarak devam etti. Çalışma şartlarının uygun olmaması ve ailesinin İstanbul'da kalması sebebiyle, çok sevdiği meslek hayatına Mayıs 1977 tarihinde istifa ederek İstanbul'daki günlük Hergün Gazetesi'nde önce Haber Müdürü sonra da Yazı İşleri Müdürü oldu. 01 Ocak 1980 tarihinde yeniden öğretmenlik mesleğine dönek için başvurdu. Görev emri gelinceye kadar büyük düşünür ve yazar S. Ahmet Arvasi'nin kurduğu Türk Gençlik Vakfı'nın müdürlüğünü yaptı ve bu vakfın yayın faaliyetlerini yürüttü. 23.03.1970 tarihinde İstanbul Kız Lisesi'ne tâyini çıktı. 07.04.1980 tarihinde İstanbul Şehremini Lisesi'ne Edebiyat Öğretmeni ve müdür yardımcısı oldu. 13.12.1982'de İstanbul Pertevniyal Lisesi'ne Edebiyat öğretmeni olarak nakledildi. Bu okulda 23.08.1983'te Müdür Başyardımcısı oldu. 05.12.1984'te de İstanbul Behçet Kemal Çağlar Lisesi'nde Müdür olarak vazifelendirildi. 27.06.1987 tarihinde İstanbul Millî Eğitim Müdürlüğü'ne Müdür Yardımcısı olarak görevlendirildi. 16.10.1992 tarihinde Vefa Lisesi Müdürlüğü'ne. 29 Haziran 1995 tarihinde ikinci defa İstanbul Millî Eğitim Müdür Yardımcılığına, 01.07.1998 tarihinde Vefa Lisesi camiasının umumi isteği üzerine ikinci defa Vefa Lisesi Müdürlüğüne, 18.08.2010 tarihinde İstanbul lisesi Müdürlüğü'ne kâyin edildi. Mart 2012'de yaş haddinden emekliye ayrıldı. EDEBİYATTA 50 YIL Sâkin Öner'in edebiyatla ilgisi, 1957 yılında şiir yazmakla başladı. Merakı gelişerek, dosya kâğıdından dergiler yaptı. İlk şiirini 1957 yılında, ilkokul dördüncü sınıfta iken yazdı. "Gurbet" başlıklı bu şiir aynen şöyleydi: Gurbetteyim bugünlerde Geziyorum sahillerde Oturup ağlıyorum Hicran dolu bahçelerde Sızlar gizli yaralar Gönlümde hatıralar Günler geçer de sonra Yaşlar gönlüme dolar Ayrı düştüm sıladan Kan damlıyor yaradan Gurbet ayırma beni Yurttan, eşten ve dosttan. Ortaokul 2. sınıfa Bandırma'daki dayılarının yanında okurken ilk şiiri, Bandırma Ufuk Gazetesi'nde yayınlandı. Öğretmeni Münevver Yardımsever her dersine, Sâkin Öner'e bir şiir okutarak başlardı. Böylece şiir okuma sanatını öğrendi. Şiir okuma görevi Van Lisesi'nde de devam etti. Millî bayramlar ve törenlerin değişmez elemanı idi, okul adına günün anlamına uygun şiiri o okuyordu. Şiirleri Van'da çıkan gazetelerde yayınlandı. Şiir yarışmalarına katılıp dereceler aldı. Ortaokul 3. sınıfta okul idaresinden izin alarak şahsı adına 'Doğuş' adıyla bir duvar gazetesi çıkardı. Bu gazetedeki bütün yazı ve şiirler kendisine aitti. Lise 1. sınıfa geçtiğinde Okul Müdürlüğü, okulun Kültür ve Edebiyat Kolu Başkanlığına Öner'i getirdi. Okulun camekânlı büyük bir duvar gazetesi vardı. Artık onu o çıkarıyordu. Gazetede makale, deneme, röportaj, hikâye, şiir, haber, karikatür, bulmaca ve spor olmak üzere çok çeşitli türlere ve konulara yer veriliyordu. 15 günde bir değişen bu gazetede kendisine çeşitli haberler ve spor haberlerinde Cafer İpek, karikatür ve bulmacada da Metin Haldenbilen isimli bir arkadaşı yardım ediyordu. 1962 yazında Ağrı'da bulunan teyzesinin yanına gittiğinde orada yayınlanan günlük Mesuliyet Gazetesi ile temasa geçti. Bu gazetede de 'GÜN-KİN' isimli şiiri yayımlandı. Lise 1. sınıfta iken 1963 yılında Sakin Öner Yeşil Van gazetesinde 'Bahçemin Çiçekleri' başlıklı bir sütunda 'Bülbül' mahlasıyla günlük fıkralar yazmaya başladı. Mahlas kullanmasının sebebi, ailesinin bu tür çalışmalara, derslerini aksatacağı gerekçesiyle karşı olmalarındandı. İçindeki yazma aşkını frenleyemeyen Öner, takma isimle de olsa yazmayı sürdürüyordu. Artık yazma işini, gazetelerdeki kendisinden yaşça büyük ve deneyimli köşe yazarlarıyla polemiğe girmeye kadar götürmüştü. Bu arada Yeşil Van ve diğer gazetelerde sık sık şiirleri yayımlanıyordu. Bu arada Serhat Postası isimli gazetenin açtığı şiir yazma yarışmasında üçüncü oldu. Bir gün, yeni taşındıkları evin sahibiyle girdiği polemiği içeren 'Ev, ev, yine ev...' başlıklı bir yazıya rastlayan babası, 'Bülbül' mahlaslı yazıları onun yazdığını anladı. Fakat hayret ki, hem fazla yüzgöz olmadı, hem de kızmadı. Belki de gizli gizli gurur duydu. Bu süreç, Van'dan Yozgat'a tayin oldukları 1964 yazına kadar devam etti. Babasının 1964 yazında Yozgat'a tâyin olması üzerine Öner, Lise 3. sınıfı Yozgat Lisesi'nde okudu ve buradan mezun oldu. En yakın sınıf arkadaşı Cemil Çiçek'ti. Sakin Öner, ailesinden, Van ve Yozgat'taki arkadaşlarından aldığı etkilerle milliyetçi ve maneviyatçı duyguları ağır basan, fikrî ve siyasî hareketlerle ilgilenen, şiir ve nesir alanında epey deneyim kazanmış bir genç olarak İstanbul'a gelince Yine şiir, edebiyat dergi yayıncılığı ile ilgilendi. Gazetelerde, muhabir, sayfa sorumlusu ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. Yayınevi kurdu, kitap yayınladı, kitaplar yazdı. Üçdal Neşriyat'ta sekreter ve musahhih olarak çalıştı. Bu arada, 1 Kasım 1966 tarihinde Ali Muammer Işın ve Ahmet Karabacak tarafından Millî Hareket adıyla Alparslan Türkeş'in lideri olduğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)'ni destekleyen milliyetçi düşünceyi temsil eden 15 günde çıkan dergi yayımlanmıştı. Bu derginin 15 Aralık 1966 tarihli 4. sayısında Öner'n 'Bekamız İçin Birleşmeliyiz' başlıklı ilk yazısı yayımlandı. Ali Muammer Işın'ın ayrılması üzerine 8. sayıdan itibaren derginin sahibi Ahmet B. Karabacak oldu. Bu sayıdan itibaren Öner de, derginin Teknik Sekreteri, 48. sayıdan itibaren derginin Genel Yayın Müdürü oldu. Dergi, Eylül 1970'de yayımlanan 50. sayısı ile kapandı. 1969 yılında kurulan Ülkü Ocakları Birliği'nin de Genel Sekreteri olan Öner, bu dönemde, Birlik tarafından düzenlenen konferansı kitap hâline getirerek bastırdı. Erol Kılıç'ın başkanlığı döneminde de Birlik adına 'Ergenekon' adıyla bir dergi yayımladı. Bu arada, Cavit Ersin'in 'Millî Ekonomi ve Ziraat', Mustafa Eşmen'in 'Türk Köyü' ve Öncüler Dergisi'nde fikrî yazıları yayımlandı. Millî Hareket Yayınevi, 1970 yılında Cağaloğlu'na taşınınca Beyazsaray 41 numarada Öner, Ergenekon adıyla bir yayınevini kurdu ve Alparslan Türkeş'in Genişletilmiş Dokuz Işık kitabını yayımladı. 1972 yılı başında Ömer Seyfettin'in 'Millî Tecrübelerinden çıkarılmış Ameli Siyaset' isimli eserini Osmanlıca'dan yeni yazıya çevirerek sadeleştirdi. Bu çalışması Göktuğ Yayınevi tarafından 'Amelî Siyaset' adıyla bastırıldı. Bu, Öner'in basılan ilk kitabıdır. 1972 Mayıs'ında Denizli Lisesi'nde öğretmenliğe tâyin edilince Ergenekon Yayınevi'ni gençlere bıraktı. Denizli Lisesi'ndeki görevi sırasında sınıf ve okul gazetelerinin çıkarılmasına öncülük etti, Mevlana ve Âşık Veysel'le ilgili yazdığı senaryoları sahneye koydu, önemli şairlerimizin anma günlerini yaptı. Okula edebî ve kültürel faaliyetler yönünden bir hareket getirdi. Orada iken yazdığı Abdülhak Hâmit Tarhan isimli biyografi çalışması, 1974'te Toker Yayınları'nca basıldı. Ömer Seyfettin'in 'Türklük Mefkûresi' isimli eserini de Osmanlıca'dan yeni yazıya çevirerek 'Türklük Ülküsü' adıyla 1975'te Türk Kültür Yayınları arasında yayımlattı. 1975 Kasımında İstanbul'a Atatürk Eğitim Enstitüsü Müdür Yardımcısı ve Öğretim Görevlisi olarak döndükten sonra, bir taraftan anarşinin at koşturduğu okulda düzeni sağlamaya ve derslere girmeye çalışırken, bir taraftan da edebî çalışmalarına devam etti. Burada görev yaptığı üç yıl içinde 'Ülkücü Şehitlere Şiirler' (1975), 'Ülkücü Hareket'in Şiirleri ve Marşları' (1976) isimli antolojileri, 'Ârif Nihat Asya' (1978) isimli biyografi kitabını, Müslim Ergül ve Osman Nuri Ekiz'le birlikte Eğitim Enstitüleri Türkçe Bölümü 2. sınıf Yeni Türk Edebiyatı (Servet-i Fünûn'dan Cumhuriyet'e kadar) isimli ders kitabını hazırladı ve yayımlattı. Ortadoğu gazetesinde de bazı edebî makaleleri yayınlandı. Bu arada, aralarında S. Ahmet Arvasi'nin de yer aldığı bu okulda görev yapan yirmi arkadaşıyla 'Dokuz Işık' adıyla bir yayınevi kurdu ve bu yayınevi iki yılda on kitap yayımladı. Öner, şimdi geriye dönüp baktığında, her gün anarşik olayların yaşandığı arada öğretmenlerin ve öğrencilerin dövüldüğü ve yaralandığı hatta öldürüldüğü saat 08.00'den 24.00'e kadar devam eden bir mesai sırasınca bu kadar çalışmanın nasıl yapılabildiğine şaşırmakta, bunu gençliğine, dâvâsına olan inancına ve heyecanına bağlamaktadır. 1978 yılı ortalarında, Sinop'a tâyin olduğu ve orada anarşi nedeniyle güvenli bir çalışma ortamı bulamadığından çok sevdiği mesleğinden istifa etmek mecburiyetinde kaldı. Bu yıl içinde mezuniyet tezi olan Yusuf Akçura'nın Türk Yılı (1928)'nda yer alan 'Türkçülük' isimli 128 sahifelik uzun makalesini Osmanlıca'dan yeni yazıya çevrilmesini, sadeleştirmesini, önemli kişi, kurum ve kavramlarla ilgili notları içeren çalışmasını Türkçülük adıyla Türk Kültürü Yayınları arasında yayımlattı. Bu arada, hayatının üçüncü gazetecilik dönemi olan Hergün Gazetesinde Haber Müdürü olarak göreve başladı. Gazetede, bir taraftan bu görevi yürütürken, bir taraftan da haftada üç gün 'Ülkücünün Gündemi' isimli köşede güncel siyasî konularda fıkralar ve önemli olaylarda 1. sahifede imzasız yorumlar yazıyordu. 'Öz Yurdumda Garibim' başlıklı yurtlardan atılan milliyetçi öğrencilerin dramını anlatan röportajı ile 1978 yılında Ülkücü Gazeteciler Cemiyeti'ne 'En İyi Röportaj Yazarı' seçildi. 1979 yılında yine bu gazetede çalışmasını sürdürürken Toker Yayınları'ndan 'Nihal Atsız' isimli biyografik çalışmasını, Su Yayınları'ndan 'Köy Enstitülerinden Eğitim Enstitülerine' isimli araştırma kitabını yayımlattı. 1979 yılı başlarında gazetenin boşalan Yazı İşleri Müdürlüğü'ne getirildi. Dokuz ay bu görevi sürdürdükten sonra yıl sonunda öğretmenlik görevine dönmek için Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurdu. 1980 yılı Mart'ında İstanbul Kız Lisesi'nde depo öğretmeni olarak göreve döndükten sonra Nisan ayına da Şehremini Lisesi'ne tâyin edildi. Sakin Öner 12 Eylül 1980 İhtilâli'den sonra, Şehremini Lisesi'nde Müdür Yardımcısı olarak yeniden idarecilik görevine başladı. Burada okulun Kültür ve Edebiyat Kolu çalışmalarını yürüttü. Doğa isimli bir okul dergisinin yayınlanmasına öncülük etti. Bu arada Eğitim Enstitüsü'nde iken hazırlamaya başladığı Kompozisyon Sanatı (Düzenli Konuşma ve Yazma Sanatı) isimli kitabı tamamladı. Bu kitap, 1981 yılında Veli Yayınları tarafından yayımlandı. Ortaöğretim ve Yüksek Öğretim kurumlarında ders kitabı olarak okutulan bu kitap, Öner tarafından ancak 2005 yılında güncelleştirildi ve genişletildi. Okulun Tiyatro Kolu Başkanlığı'nı da yürüten Öner, 1981 yılında 'Gün Işığı' isimli oyunla Millî Eğitim Vakfı 1. Tiyatro Yarışması'na katıldı ve başarı kazanıldı. Aynı yıl Veli Yayınları'ndan İmla-Noktalama ve Cümle Bilgisi, Örnek Açıklamalarla Atasözleri ve Özdeyişler isimli kitabını yayımlattı. 1992 yılında Prof. İskender Pala ve Rekin Ertem'le birlikte Ortaokul 1., 2. ve 3. sınıflar için Türkçe ve Dil Bilgisi kitaplarını hazırladı. Bu altı kitap Deniz Yayınları tarafından yayımlandı. Beş yıl süre ile okutulan bu kitaplar eğitim camiasında büyük ilgi gördü. 'Millî Eğitimin İçinden' adıyla bir kurum içi halkla ilişkiler dergisi çıkardı. 1997 yılında Vefa Lisesi'nin 100. kuruluş yılı anısına bir anı kitabı hazırladı. Bu kitap Vefa Eğitim Vakfı yayını olarak 'Vefa Lisesi 125. Yıl Anısına' adıyla yayımlandı. 1997 yılı sonlarında seçtiği öğretmenlerle Milli Eğitim Bakanlığı'nın talimatıyla Lise 9., 10. ve 11. sınıfların Edebiyat, Kompozisyon ve Türk Dili kitaplarının yazımını sağladı ve editörlüğünü yapı. 2005 yılında da yeni öğretim programları ve tekniklerine göre hazırlan Lise 9. sınıf Türk Edebiyatı kitabının da editörlüğünü yaptı. Özlü Sözler isimli kitabı da1998 yılında Yuva Yayınları tarafından basıldı. 1998 yılı ortalarında yeniden Vefa Lisesi Müdürlüğü'ne dönen Öner, Kırk yılı aşkın bir süredir yazdığı şiirlerini topladı. Değerli Şairlerimiz Mehmet Zeki Akdağ, Ayhan İnal, Bestami Yazgan ve Yusuf Dursun'un beğenisi üzerine ilk şiir kitabını 2002 yılında 'İlk Dersimiz Sevgi' adıyla yayımladı. Sakin Öner, son olarak Vefa Lisesi'nin 13. kuruş yıldönümü münasebetiyle Edebiyat Öğretmenleri Hayri Ataş ve Hatice Gülcan Topkaya ile birlikte 'Vefa Lisesi 135. Yıl Anısına' isimli kitabı hazırladı. Bu arada 2001 yılından bu yana Yeşil-Beyaz isimli okul dergisinin yayınlanmasına öncülük etti ve bu derginin her sayısında bir yazısı yer aldı. 12 Eylül 1980'den sonraki dönemde başta Güneysu, Türk Edebiyatı, Dil ve Edebiyat olmak üzere çeşitli dergilerde yazıları ve şiirleri yayımlandı.