1.Tevhîd – i Şuhûd

30

     Tevhid / Allahı
birleme, bütün enva-i şirki / Allaha ortak koşmak demek olan şirkin tüm
çeşitlerini reddeder.

     Ya bütün eşya /
şeyler / tüm mevcudat ve varlığın Hâlikı / Yaratanı Allahtır.

     Ya da Allah hiçbir
şeyin, hiçbir varlığın Hâlikı / Yaratanı değildir.

     Çünkü eşya /
varlıklar arasında muntazam / düzgün bir tesanüt / dayanışma var. Birini
yaratmak için hepsini halk etmek yaratmak lâzım. Çünkü varlıklar arasındaki
uyum bunu gerektirir.

     İşte bu durum
tecezziyi / başka başka Yaratıcıların varlığını kabul etmeyen bir küll / bir
bütünlük arz eder.

     Yani, hepsinin tek
bir Yaratıcısı vardır.

     Bazıyet /
bazılarının başka bir Yaratıcıları yoktur.

     Çünkü, ya mucibe-i
külliye / ya her şeyi yaratan aynı Zât olacaktır.

     Halk-ı eşya /
varlıkların halk’ı / yaratılması için, mucibe-i külliye / bir şeyin varlığını
gerektiren ve ona kanıt olan genel hükme sâdık kalınması şarttır.

     Aksi takdirde,
mucibe-i külliye tasdik edilmezse / her şeyi birinin yarattığı hükmü kabul
edilmezse, ister istemez salibe-i külliye / bir şeyin varlıklardan hiçbirisine
hâkim ve etkili olmadığı hükmüne sarılmak kaçınılmaz olur.

     Veya / ya da
salibe-i külliye olacak, yani hiçbir şey; bir yaratıcıya verilmeyecek, hiçbir
şeyi bir Tanrı yaratmadığı hususu kabul edilecek. Her şeyi tek bir Zât’ın
yaratmadığı ileri sürülecek.

     Ya bütün eşyanın /
varlıkların Hâlikı / Yaratanı Allah’tır. Ya da Allah hiçbir şeyin Hâlikı /
Yaratanı değildir.

     Çünkü, eşyanın
arasında muntazam / düzgün bir tesanüt / dayanışma olması; onların halk ve
yaratılmasının; tecezziyi / sayısız varlığın her birinin başka başka
Yaratıcılar tarafından ortaya konduğunu kabul etmez.

     Çünkü
yaratılanların bir küll ve birbirini tamamlayan bir bütün olduğu gerçektir.

     Başka bir ihtimal
/ başka bir olasılık yok. Her şeyin bir Yaratıcısı olmasında, adem-i illeti /
sebebin yokluğunu tevehhüm eden / vehmeden; vehm-i bâtıl / bâtıl bir vehim /
sanı ve vehm-i vâhi / boş bir vehme / sanıya kapılmış olur ki, hiçbir kıymeti
harbiyesi yoktur.

     Kaldı ki, edna /
en basit, en küçük bir şeyde Hâlikıyet / Yaratıcılık eseri / izi görünmesi
demek; tüm eşya ve varlıkta; bu gerçeğin görülmesini de tahakkuk ettirir ki, bu
kaçınılmaz bir sonuç, reddedilmesi imkânsız bir hükümdür.

     Bundan anlaşılıyor
ki, insan; Hâlık / Yaratan ya birdir veya gayr-ı mütenahî / sayısızdır gibi bir
ikilem karşısındadır.

     Bunun evsatı /
ortası yok. Ancak ikisinden biri hakikat ve gerçektir. Zira, Sâni / Sanatla
Yaratıcı olan Allah; vâhid-i hakikî / bir olan tek gerçek değilse, kesîr-i
hakikî olacak / birden fazla yaratıcının olduğu kabul edilecektir. Kesîr-i
hakikî / gerçeğin çokluğu, yani Yaratıcıların sayısız oluşu ise, gayr-i
mütenahi / sayısız yaratıcıların kabulüne zorlar bizi.

     Oysa,  Tevhid / Allah’ı birleme iki şekilde olur:

     Birisi: Âmiyâne /
câhil ve bilgisizlere yakışır surette tevhiddir ki, “Allah’ın şeriki / ortağı
yok ve bu kâinat / bu evren O’nun mülküdür.” der. Bu kısım Tevhid sahiplerinin
fikirce gaflet ve dalâlete / sapık bir görüş ve şaşkınlığa düşmeleri olasıdır.

     İkincisi: Hakikî
Tevhiddir ki, “Allah birdir, mülk O’nundur, vücut O ’nundur. Her şey O’nundur.”
der. Lâyetezelzel / sarsılmaz bir itikada / inanca sahiptirler. Bu kısım Tevhid
sahipleri her şeyin üstünde Cenabı Hakkın sikkesini / damgasını görür ve her
şeyin cephesinde bulunan mührünü okur.

     Bu sayede, inancın
sağladığı kalb huzuru içinde, bir Tevhid meleke ve bilgisine mâlik olurlar ki,
dalâlet / sapık inanç ve evham / vehimlerin taarruz ve saldırısından
kurtulurlar.

     Böylece Kur’an
sayesinde, Tevhid-i Şuhuda erer / Allahın birliğinin her şeyde göründüğünü
anlar, hisseder, fark eder ve Allah’ın istediği görüş içinde olurlar.

Önceki İçerikDeğişen Politikalar ve Sözde Dostlarımız
Sonraki İçerikBüyümenin Neresindeyiz? Şeffaf, Hesap Verebilir ve Rasyonel Olmak
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.