Türk fikir hayatının büyük düşünürü Mustafa Kemal Atatürk’ün fikirlerimin babası dediği Ziya Gökalp’in (1876 Diyarbakır-1924 İstanbul) Türk Ocaklılara Armağan olarak 1923 yılında yazdığı “Türkçülüğün Esasları” Dr. Salim Çonoğlu’nun hazırladığı haliyle Türk okuru ile yeniden buluştu. Dr. Çonoğlu genç kuşaklar tarafından anlaşılması belki zor-şüpheli olan bazı kelimelerin bugünkü anlamlarını da vermektedir. Böylece Ziya Gökalp’in eserleri berrak bir Türkçe ile yeni baştan derin okumalar yapmak isteyenlere zengin bir kapı açmıştır. Büyük Türk sosyoloğu hatta filozofu diyebileceğimiz Gökalp, Yahya Kemal’in ifadesi ile beyni hayatı boyu uranyum gibi çalışmıştır. Maalesef Türkiye’de Gökalp bazı sığ kalemler tarafından Türk Milletinden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Fakat güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi o da her geçen gün fikir hayatımıza her sabah doğan güneş gibi zihinleri aydınlatmaya devam etmektedir. Dönemi için hayli ileri görüşlere sahip bu insanın sadece “Hukukî Türkçülük” yazısı bile bizlere çok şey anlatmaktadır:
“Hukukî Türkçülüğün gayesi, Türkiye’de asri (çağdaş) bir hukuk vücuda getirmektir. Bu asrın milletleri arasına geçebilmek için, en esaslı şart; millî hukukun bütün şubelerini teokrasi ve klerikalizm bakiyelerinden (arta kalanlarından) büsbütün kurtarmaktır. Teokrasi, kanunların, Allah’ın yeryüzündeki gölgeleri addolunan (sayılan) halifeler ve sultanlar tarafından yapılması demektir. Klerikalizm ise esasen Allah tarafından vaz’ edildiği (konulduğu) iddia olunan an’anelerin (geleneklerin) la-yetegayyer (değişmez) kanunlar addolunarak Allah’ın tercümanları itibar olunan ruhaniler tarafından tefsir edilmesidir (yorumlanmasıdır).
Kurûn-ı Vustai (Ortaçağ) devletlerin bu iki alamet-i mümeyyizesinden (ayırıcı özelliklerinden) tamamıyla kurtulmuş olan devletlere asri devlet namı verilir. Asri devletlerde, evvela gerek kanun yapmak ve gerek memleketi idare etmek, salahiyetleri (yetkileri) doğrudan doğruya millete aittir. Milletin bu salahiyetini tahdit (sınırlayacak) ve takyit edecek (kısıtlayacak) hiçbir makam, hiçbir an’ane ve hiçbir hak yoktur”[1].
“Saniyen (ikinci olarak), milletin bütün fertleri tamamıyla birbirine müsavidir (eşittir). Hususi imtiyazlara malik (sahip) hiçbir fert, hiçbir aile, hiçbir sınıf mevcut olamaz. Bu şartları haiz olan devletlere demokrasi namı da verilir ki, halk hükümeti demektir.
Hukuki Türkçülüğün birinci gayesi, asri (çağdaş) bir devlet vücuda getirmek olduğu gibi, ikinci gayesi de, mesleki velayetleri (otoriteleri), velayeti ammenin (kamu otoritesinin) müdahalesinden kurtararak, mütehassısların (uzmanların) salahiyetine (yetkisine) müstenit (dayanan) meslek muhtariyetleri (kendi kendine hareket edebilme serbestliği) tesis etmektir. Bu esasa müstenit bir kanun-ı medeni (medeni kanun) ile ticaret, sanayi, ziraat kanunları, Darülfünün, baro, tabipler cemiyeti, muallimler cemiyeti, mühendisler cemiyeti, ilh (vb) … gibi mesleki teşkilatların mesleki muhtariyetlerin dair kanunlar yapmak da bu gayenin icabâtındadır (gereklerindendir) .
Hukuki Türkçülüğün üçüncü gayesi de bir asri aile vücuda getirmektir. Asri devletteki müsavat umdesi (eşitlik ilkesi), erkekle kadının nikâhta, talakta (boşanmada), mirasta, mesleki ve siyasi haklarda müsavi olmasını da istilzam eder (gerektirir). O halde, yeni aile kanunu ile intihabat (seçimler) kanunu bu esasa istinaden (dayanarak) yapılmalıdır.
Hulasa (kısaca), bütün kanunlarımızda, hürriyete, müsavata (eşitliğe) ve adalete münafi (aykırı) ne kadar kaideler ve teokrasi ile klerkalizme ait ne kadar izler varsa, hepsine nihayet vermek (son vermek) lazımdır”[2].
Görüldüğü üzere hukuk felsefesinin özetini yaptığı yazısında bugüne ve yarınlara ipuçları vermektedir. Türk aydını onun eserlerini tarihin tozlu sayfalarında müzelik değil tam tersine Yunus Emre’nin “her dem yeniden doğarız/Bizden kim usanası” mısraları ekseninde okumalıdır. Düşünürümüzün hakkını teslim ederek insaflı şekilde eleştirisini de (bu derin felsefi karşılaştırmalar yapabilen okuyucu için söz konusu olabilir) yaparak anlamaya çalışmak Türk Milleti için büyük önem arz etmektedir.
Çünkü Ziya Gökalp gibi fikir ve hareket insanları her millette kolay kolay yetişmemektedir. O 48 yıllık ömründe Türk Milletine güçlü, örnek bir şahsiyet, yüzlerce makale, onlarca eser ve yüce bir Turan Ülküsü bırakmıştır. Onun yaktığı ateş elden ele sonsuza kadar Türk gençleri tarafından taşınacaktır.
Kaynak: Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Hazırlayan, Salim Çonoğlu, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2025.
[1] Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Hazırlayan, Salim Çonoğlu, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2025., s. 193.
[2] Ziya Gökalp, a. g. e., s. 194.


