7 C
Kocaeli
Pazar, Mart 22, 2026
Ana SayfaAkademikYe’cûc ve Me’cûc: Bir Kavim mi, Yoksa Bir Süreç mi?

Ye’cûc ve Me’cûc: Bir Kavim mi, Yoksa Bir Süreç mi?

İnsanlık, tarih boyunca büyük kaosları anlamlandırmak için anlatılar geliştirmiştir. Bu anlatılar farklı coğrafyalarda ve inançlarda farklı isimlerle karşımıza çıkar: Tevrat ve İncil’de Gog ve Magog, İslam’da Ye’cûc ve Me’cûc, başka kültürlerde ise dünyanın düzenini bozan kontrolsüz güçler…

İsimler değişir. Ama anlatılan durum çoğu zaman aynıdır.

Nitekim Kur’an’da bu durum açık bir şekilde şöyle tasvir edilir: Kehf-94: “Ey Zülkarneyn! dediler, “Ye’cüc ve Me’cüc dediğimiz hak hukuk tanımayan kabîleler. …” şeklinde başlamaktadır (Mahmut Kısa Meali)

Bu anlatım, klasik yorumlarda gerçek bir topluluğa işaret eder. Ancak metne biraz daha dikkatli bakılıp, Enbiya Suresi 96 ve 97 ayetleri ile birlikte değerlendirildiğinde farklı bir ihtimal de belirmektedir: Bu kıssa, açık anlamını korumakla birlikte, aynı zamanda bir sistemin nasıl çöktüğünü anlatan daha geniş bir çerçeve olarak da okunabilir.

Kur’an’da Ye’cûc ve Me’cûc, bir engelin arkasında tasvir edilir. Zülkarneyn’in inşa ettiği bu set, yıkıcı bir gücü sınırlar. Demir ve erimiş bakırdan yapılmış, aşılması güç bir engel…

Modern dünyada da benzer setler vardır. Ama onlar demirden değildir; hukuk metinleri, diplomatik dengeler ve uluslararası kurumlar… Kâğıt üzerinde güçlü görünen, fakat gerçek bir basınç altında sınanan yapılar. Çoğu zaman bu setlerin sağlam olduğu varsayılır. Ama hiçbir set, onu zorlayan gerilimden bağımsız değildir. Asıl mesele, setin ne kadar güçlü olduğu değil; onu neyin ve ne kadar süredir zorladığıdır.

Bunu bir fay hattı gibi düşünelim. Fay uzun süre sessiz kalır. Yüzeyde hiçbir şey yoktur; fakat derinde gerilim birikir. Toplumsal sistemler de benzer şekilde çalışır. Görünürde istikrarlı olan yapılar, aslında farklı türden baskıları aynı anda taşır: ekonomik dalgalanmalar, bölgesel gerilimler, kimlik ve inanç üzerinden büyüyen kırılmalar…

Tek tek bakıldığında küçük görünen bu etkiler, birlikte bir eşik oluşturur.

İşte bu noktada ayetteki ifade (Kehf-98) anlam kazanır:

“… Fakat rabbimin vaadi gelince O, bunu yerle bir eder.… ”

Bu, yalnızca bir olay değil, bir davranış biçiminin tarifidir. Bilimde buna kritik eşik denir. Bir sistem belirli bir noktaya kadar dayanır. Ama o sınır aşıldığında, küçük bir etki bile büyük sonuçlar üretir.

Genellikle kırılma, beklenen yerden gelmez. Ama geldiğinde, her şey değişir. Kırılma gerçekleştiğinde süreç de değişir. Artık mesele tek bir cephede yaşanan bir olay değildir.

Ayetlerde Ye’cûc ve Me’cûc için bu durum şöyle ifade edilir: Bu anlatı, açık anlamıyla belirli bir zamana işaret etse de tarif ettiği yayılım biçimi dikkat çekicidir:

“… Her tepeden akın ederler. …”

Bu, çok yönlü ve eşzamanlı bir yayılımı ifade eder. Bir noktada başlayan süreç: başka bir yerde yeni bir gerilim üretir, oradan başka bir alana sıçrar ve kısa sürede birbirine bağlı bir zincire dönüşür. Bir süre sonra artık başlangıç noktası bile önemini kaybeder. Bu aşamada kritik bir dönüşüm yaşanır. Başlangıçta herkes süreci yönettiğini düşünür. Ancak eşik aşıldığında süreç kendi dinamiğini üretmeye başlar. Artık mesele kimin ne yaptığı değildir. Mesele, sürecin nasıl davrandığıdır. Tıpkı zincirleme reaksiyonlarda olduğu gibi…

Bir kez başladıktan sonra, süreç kendi yönünü kendisi belirler.

Bu durumda soru değişir:

Artık soru; “Ye’cûc ve Me’cûc kim?” değil, “Bir sistem ne zaman kendi kendini tutamaz?” dır.

Çünkü bazı anlar vardır: sistem hâlâ ayaktadır, ama artık aynı sistem değildir.

İşte o an fark edilmezse, kırılma başladığında yapılacak pek bir şey kalmaz. 

Ve o noktadan sonra…

Sorun kimin haklı olduğu değil, kırılmanın nerede duracağıdır.

Seçtiklerimiz

spot_img