Orta yaşlarda iseniz önümüzdeki yıllar hastalıklarla, biyolojik yetersizliklerle uğraşacağım bir dönem olacak endişesi içinde olmayın. Artık “Türkiye daha yaşlı bir ülke haline geliyor” diye karamsar olmanız da gerekmeyecek. Varsın doğum oranları düşsün, yaşlı nüfus oranı büyüsün.
Çünkü önümüzdeki 15-20 yıl içinde hücrelerin gençleştirilmesi mümkün olacak. Böylece yaşlılıkla ortaya çıkan hastalıkların önüne geçilebilecek ve 70-80 yaşındaki bir insanın organları 30 yaşındaki gibi çalışacak.
Bu müjdeyi veren ABD’de Connecticut Üniversitesi Sağlık Merkezi ve Jackson Laboratuvarı’nda görev yapan Prof. Dr. Derya Unutmaz. Sadece yaşlanmanın gecikmeyeceğini, aynı zamanda gençleşmenin başlayacağını söyleyen Unutmaz, “İnsanların çoğu gelecekte yüzyıllarca yaşayacak” diyor.
“Gelecek” olarak verdiği tarih ise çok iyimser. “Önümüzdeki 10-15 yıl çok kritik. Eğer bu sürede sağlığımızı koruyabilirsek, yapay zekâ (YZ) ve biyoteknolojideki devrimler sayesinde ‘Yaşlanmayı Durdurma Hızı’na (Longevity Escape Velocity) ulaşabiliriz” diyor.
Tabii bu 15-20 seneyi bekleyeceğiz ve bu süre sonunda birden iyileşme olacak demek değil. Her yıl biraz daha gelişecek “teknoloji, her geçen yıl ömrümüze bir yıldan fazla süre ekleyecek hıza ulaşacaktır.”
Prof. Unutmaz, yaşlanmayı kaçınılmaz bir kader değil, çözülmesi gereken biyolojik bir veri sorunu olarak görüyor. Ona göre “insan vücudu inanılmaz derecede karmaşık bir makinedir ve yaşlanma, bu makinedeki hasarların birikmesi ve onarım mekanizmalarının (bağışıklık sisteminin) yavaşlamasıdır.
Eğer biyolojik mekanizmaları tam olarak anlarsak, bu hasarları onarabilir ve yaşlanmayı durdurabilir, hatta geri çevirebiliriz.”
Sürecin bu kadar hızlı gelişmesini sağlayacak en önemli parametre ise yapay zekâ.
Çünkü “insan biyolojisi o kadar karmaşıktır ki (milyarlarca hücre, gen etkileşimleri, proteinler, mikrobiyom), insan zekâsı tek başına bu verileri analiz edip desenleri çözmekte yetersiz kalmaktadır.” İşte bu noktada yapay zekâ devreye girer.
Yapay zekâ, genetik verileri, kan değerlerini ve bağışıklık sistemi haritalarını saniyeler içinde analiz ederek, insanların neden hastalandığını veya yaşlandığını moleküler düzeyde çözebilir.
Böylece ilaç keşfi için gerekli süreler kısalacaktır. Geleneksel yöntemlerle 10-15 yıl süren ilaç geliştirme süreçleri, yapay zekâ simülasyonları ile birkaç yıla, hatta aylara inmektedir.
Prof. Dr. Unutmaz, YZ’nın yaşlanmayı tersine çevirecek molekülleri bulmada kritik rol oynayacağını savunuyor.
Prof. Dr. Derya Unutmaz’a göre, Biyoloji bir yazılımdır. Yapay zekâ, bağışıklık hücrelerini (T-hücreleri) tıpkı birer “yazılım” gibi yeniden programlayarak, vücudun sadece kanserle değil, yaşlanmanın getirdiği hücresel yıkımla da savaşmasını hedefliyor. Yani vücut, kendi tamir mekanizmasını en üst sürümüne güncelliyor.
Yapay zekâ, biyolojik devrimlere (hücre yenilenmesi, kanser tedavisi vb.) ulaşmamızı ve gençleşmemizi sağlayacak olan “hızlandırıcı motor”dur.
Özetlersek, “100’lük gençler” hedefine, yapay zekâ sayesinde sandığımızdan daha hızlı ulaşabiliriz.
*******************************
Uzun ve Sağlıklı Yaşamanın Bedeli
“100’lük gençler” hedefi bir doktor için çok önemli bir ideal. Ancak bireyler, toplum ve siyasetçiler açısından bu ideal ürkütücü de olabilir. Bu hedefe ulaşıldığında hem kişiler ve hem de toplum açısından alışılmadık ve öngöremeyeceğimiz birtakım sorunların olacağı kuşkusuzdur.
Daha önce yazdığım bir köşe yazısında “ben 100 yaşını geçecek kadar yaşamak istiyor muyum?” diye kendime sormuştum. “Böyle asırlık olmasa da uzun bir ömrü, önce ‘sağlıklı olmak şartıyla’ isteyebilirim” demiştim.
Prof. Dr. Derya Unutmaz’ın müjdesi gerçekleşirse, biyolojik olarak 30 yaş sağlığında iken yüzyıl (belki de yüzlerce yıl) yaşamak mümkün olacak.
Peki, insanın biyolojik varlığı gençleşirken psikolojik yapısı da paralel şekilde gençleşebilecek mi?
Stephen Covey, “bir insanın, fiziksel hayatını sürdürme isteğinden sonraki en büyük ihtiyacı psikolojik canlılıktır, yani anlaşılmak, onaylanmak, takdir edilmektir” diyor.
Biyolojik ve psikolojik yaş uyumsuzluğu olursa, anlaşılmadığınız, takdir edilmediğiniz, sevilmediğiniz bir ortamda yaşamak zorunda kalınmaz mı? Böyle olursa, bir asırdan fazla ömre ulaşmak şans değil, talihsizlik olarak değerlendirilmesi gerekmez mi?
Ayrıca ortalama ömür böylesine hızlı bir şekilde yükselirse dünya nüfusu anormal artacaktır. Dünyanın sınırlı kaynaklarını ele geçirmek için devletlerin mücadeleleri daha da sertleşecektir. Bilimin uzun yaşama sırrını keşfeden dallarını, bazıları dünya nüfusunun optimum seviyeden yukarı çıkmaması için silah olarak kullanabilir.
A. Nihad Asya’nın ahiret hayatı için yazdığı mısraları hatırlayalım:
“Dediler: ‘Cehennemde odun bulunmaz, / Yolcu yakacağını kendi götürür!’ / Anladım ki Cennet’e giden de burdan / Gülünü zambağını kendi götürür.”
Aslında sadece ahiret hayatı için değil, yaşamakta olduğumuz dünya hayatında da Cehennemin odunu da, Cennetin gülü zambağı da insanların elinde.
Kaç yıl yaşarsak yaşayalım, dünyamızı Cennete çevirenlerden olup, Cehenneme odun taşıyanlara karşı mücadele etmeden yaşamanın bir anlamı yok. Çünkü bizi mutlu eden sadece ömrün uzunluğu değil enidir.
“Kendimize, sevdiklerimize, topluma ve dünyaya faydalı, bereketli bir ömür yaşayabilirsek, mutlu olmayı ve mutlu etmeyi başarabilirsek, “ömrümüze en katmış oluruz.”
Hem fiziken ve ruhen sağlıklı ve hem de boyu ve eni çok olan, “kendimizi değerli hissettiren insanlarla” birlikte olduğumuz mutlu bir ömür diliyorum.


