23.8 C
Kocaeli
Pazar, Şubat 15, 2026
Ana SayfaDin ve AhlâkYapılan - Yapan İlişkisi

Yapılan – Yapan İlişkisi

     Yapılandan, yapana geçmeli fakat;

     Yapılanı, yapan olarak görmemeli.

     Yapılanı, yapandan bilmemeli.

     Evet, yapılan, yapanın eseri ama,

     Yapılan, yapandan değil.

     Meselâ: Yapılan, tuğladan olsun;

     Fakat tuğla; yapan değil.

     Tuğlayı, yapıda kullanan;

     Usta var arada.

     Yapılan ve yapanın oluşta;

     Beraberlikleri şart. Fakat,

     Yapılanın içinde, arasında değil yapan.

     Her şey, bir şeyden ama;

     O şey, yapan değil.

     Yapılan; yapandan, bir parça değil.

     Fakat, yapılanın yapana ihtiyacı var.

     Yapanın, yapılana ihtiyacı yok.

     Buna takılıp kalanların,

     Hiç mi aklı yok?

     Yaratan / yoktan var eden; değil yaratık.

     Bu gerçeği analayalım artık!

     Meselâ: Sarayı, saraydan bir parçanın yaptığı sanılsa!

     Hem o parça; hem yapan, hem yapılan sayılsa!

     Akıl, işte bu noktada, ister istemez ayılsa!

     Anlasa ki, yapan ayrı, yapılan başka!

     “Düşmüşüm, der: Ben nasıl bir aşka?”

     Akıl, bu hususta gidip gelse!

     Bu sefer görse ki, yapılan içinde:

     Bir plân, bir proje denecek bir belge;

     “Tamam! Der: İşte buldum, bu iş nasıl bir bilmece!

     Bu sarayı yapan; bu plân, bu kroki olsa gerek!

     Yok artık bu kadar kafa yormaya, bu iş için!

     Niçin akıl edemedim? Yazık bana, hayf bana!

     İşte her şey ortada; plân, program ve yaptıkları saray!

     Sanki doğdu içime, beni aydınlatan bir Ay!

     İşte, yapan da belli, yapılan da;

     Artık, arama; yapanı, ne yerde ne de Ay’da!

     Çünkü yapılan da yapan da, aynı şey!”

                                              x

     Akıl; akıl olmayınca ancak;

     Düşülür! Yapılanda, yapanı aramak gibi bir safsataya!

     Bu temelden yanlış bakış; düşürür insanı:

     Sebep, madde ve tabiata yaratıcılık vermeye!

     Zerre hareketleri, atom enerjisi gibi keşif ve buluşlar;

     Kimi insanları heyecanlı kılar!

     Yaratılışın, onlardan bilinmesini dayatırlar!

     Çünkü, Yaratan, yaratılanlar cinsinden olamaz!

     Gerçeğinden gafil ve habersizdirler!

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.
Önceki İçerik

Seçtiklerimiz

spot_img