5.5 C
Kocaeli
Salı, Şubat 3, 2026
Ana SayfaAkademikTürkiye’de Toplum Bilimi- Dün ve Bugün

Türkiye’de Toplum Bilimi- Dün ve Bugün

Geçen yazımı “uygulanmayan bilim yoktur”a yakın bir hükümle bağladım. Lineer cebir, grup teorisi gibi en soyut matematik dallarının bile dönüp dolaşıp uygulamayı desteklediğini anlattım. Bu dönüp dolaşma şaşırtıcıydı ama gerçekti. Fizik ve matematikten bolca söz ettim ama asıl maksadım insan bilimleri—beşerî bilimler idi.

Beşerî bilimlere geçmeden bir aşırı hüküm daha vereyim: Uygulanmayan bilim, bilim değildir! Şöyle ki eğer bilim sadece tasvirle yetinmeyip sebep-sonuç ilişkilerini çözmeye bakıyorsa uygulamalıdır. Çünkü sebep-sonucu çözen gayret, “Sebebi değiştirirsem sonuç nasıl değişir?” sorusuna da cevap arar. İşte burada, bilim uygulamalıdır tezine, yirminci asrın bilim felsefesinin ağır topu Karl Raimond Popper’dan destek gelir. Popper, “Sadece yanlışlanabilen şeyler bilimin sahasına girer; bir iddia yanlışlanamıyorsa bilim değildir.” der. Bir iddianın yanlışlanabilir olması için “Ne yaparsam ne olur?” sorusuna cevap verebilmesi lazımdır.

Ne yaparsam ne olur? Ne olmaz?

Mevcut bilgilerden, geleceği veya geçmişi tahmin etmeye çalışmayan bir yapı yanlışlanamaz. O hâlde bilim değildir.

İnsan bilimleri de son tahlilde, “Ne yaparsam ne olur?” sorusuna cevap arar. Herkes tıbbı, psikolojiyi beşerî bilim şemsiyesi altına sokmaz ama tıp da psikoloji de sebep-sonuç bilimleridir; şüphesiz uygulamalı bilimlerdir. Aynı şey sosyoloji ve sosyal psikoloji için de doğrudur. Tarih, arkeoloji, paleoantropoloji içinde doğrudur. Bu son grup “Ne yaparsam ne olur?” değil, “Ne oldu da bu oldu?” ile uğraşır. Sebep-sonuç yerine sonuç-sebep ile. Beşerî bilim saymayabilirsiniz ama insana etkisi şüphe götürmeyen paleontoloji ve jeoloji de sonuç-sebep bilimlerindendir. Onları hem geçmişi anlamak hem geleceği tahmin için kullanıyoruz.

Sosyologların, sosyal psikologların, Türkiye için söyleyecekleri önemli sözler olmalıdır. Vardır; hep olmuştur. Sosyolojimizin kurucularından sayılan Ziya Gökalp’in bütün gayreti Türk toplumu içindir. Ne yapılması, hangi politikalara başvurulması gerektiğini bulmak için çırpınır. Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Orhan Türkdoğan, Mübeccel Kıray, Çiğdem Kâğıtçıbaşı ve burada sayamadığım nice bilim adamı genelle de uğraştı ama bu uğraşları hep Türk toplumu için bir şeyler söyleyebilmek, tavsiyelerde bulunmak amacıylaydı.

Merkez köy

Kültür değişmelerini incelediler çünkü kültürü değişen, değiştirilen toplum Türk toplumuydu. Köy sosyolojisi yaptılar çünkü onların zamanında Türkiye’nin çoğunluğu köylerde yaşıyordu. Mümtaz Turhan’ın “merkez köy”, sonra Ecevit ve Türkeş’in “köy kent” ve “tarım kentleri” tezleri hep Turhan’dandır. Bu çalışmalarda, sosyolojinin seyirle yetinmeyip, elini taşın altına koyması gerektiği mesajı, o merkez köyler için o sosyologlarımızın verdikleri kadro listesinden anlaşılır.

Mümtaz Turhan’a göre merkezî köy kadrosunda öğretmen, ziraat uzmanı, veteriner, sağlık uzmanı, ebe, teknik elemandan başka bir de sosyal hizmet uzmanı- halk eğitmeni de vardır. Bu sonuncunun görevi, köyün sosyal yapısını güçlendirmek, kooperatifleştirmek, örgütlemektir. Erol Güngör’le birlikte, Mümtaz Turhan’ın halefi olarak niteleyebileceğimiz Orhan Türkdoğan, “Köy Sosyolojisi” eserinde merkez köyleri tekrar ele alır ve kadrodaki sosyoloğu açıkça belirtir. Köy kalkınması projelerinde sosyoloğun mutlaka bulunması gerektiğini söyler ve gerekçeleri sayar. Teknik uzmanlar tek başlarına sonuç alamaz. Değişim, sosyal yapıyı göz önüne alarak yapılmalıdır. Merkez köyde sosyal yapıyı analiz eden bir uzmanı bulunmalıdır. Köyün toplum matrisinde değişime yardımcı unsurların ve değişime direnecek unsurların belirlenmesi şarttır. Sosyolog, bu analizlerden başka davranış değişikliklerini yerinde izleyecek ve kalkınma programlarını sosyal yapıya göre uyarlayacaktır.

Merkez köy, Türkiye’nin %75’i 40 000 adet köyde yaşarken kurgulanmış bir çözümdü. 40 000 köye yukarıda sayılan hizmetlerin götürülmesi mümkün olmadığı için bunları merkezler etrafında toplamak ve mesela 40 bin yerine 4 bin noktaya hizmet götürmek planlanıyordu. Bu yapılmadı. Sonuçta köyler yok oldu.

Kuzuların sessizliği

Köylü toplum, şehirli toplum hâline geldi diye sevinebilirsiniz. Köylü toplumun, endüstrileşmenin itici gücüyle burjuva toplumu, şehirli toplum hâline dönüşmesi iyi bir şey olabilir. Burjuva kelimesi şehirli demektir zaten. Ancak kalkınma teorilerinde bir de “endüstrileşmeden şehirleşme” diye arzu edilmeyen bir süreç anlatılır. Bizimki hangisidir? Onu da sosyologlarımızın söylemesi gerekir.

Geçmişi ve bugünü gözlediğimde benim vardığım sonuç şudur: 20. asırdaki sosyologlarımız bütün dikkatlerini Türk toplumuna odaklamıştı. “Bu toplumu tutup kaldırmak için ne yapmalıyız?” sorusu temel dertleriydi. Şimdi de öyle mi? Ben o yoğunluğu, o odaklanmayı göremiyorum.

Türkiye’nin kucağında büyük sosyal problemler var. Kontrolsüz, plansız göç dalgaları. Millet devletini, millet egemenliğini yıkmaya yönelmiş kalkışmalar ve bu kalkışmalara hoşgörüyle yaklaşılmasını salık veren odaklar. Bunlar olur mu? Olursa nasıl olur? Toplum nasıl ve ne yönde değişiyor? Barışa mı yoksa başka yönlere mi sürükleniyor? Bilim adamı sıfatını taşıyan birilerinin bu soruları cevaplaması lazımdı. Hiç olmazsa bunlara cevap aradığını söylemesi. Araştırdım; meğer tam aksine, bu konuların zülfü yâre dokunduğu, pek bulaşmamak gerektiği telkini varmış. Kuzuların sessizliği…

İskender Öksüz
İskender Öksüz
İskender Öksüz 14 Eylül 1945 tarihinde İzmir'de dünyaya gelmiştir. 1966 yılında Ege Üniversitesi Kimya-Fizik Bölümü'nde lisans eğitimini tamamlamıştır. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun yurtdışı bursuyla ABD'de Yale Üniversitesi'ne kabul edilmiş, burada, Oktay Sinanoğlu'nun danışmanlığında, 1968'de yüksek lisansını 1969'da da doktora derecesini almıştır. İskender Öksüz 1968-1979 yılları arasında; Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde bölüm başkanlığı, rektör yardımcılığı ve rektör vekilliği görevlerinde bulunmuştur. Yine aynı yıllarda senato üyeliği (ADMMA), Türkiye Atom Enerji Komisyonu 7. Dönem üyeliği, Atom enerjisi konusunda bakan danışmanlığı ve Töre-Devlet Yayınevi yöneticiliği yapmıştır. Öksüz, 1981-1987 yılları arasında, Suudi Arabistan'da bulunan University of Petroleum and Minerals'da akademik ve idari görevler, bilgisayar destekli öğretim koordinatörü, yeni öğretim üyesi seçimi ve terfi komitesi üyeliği yapmıştır. 1987 yılından itibaren sağlık, bilişim ve eğitim sektörlerinde çeşitli firmalarda üst düzey yöneticilik yapan Öksüz, çeşitli şirketlerde yönetim kurulu üyeliği, genel müdürlük ve holding genel koordinatörlüğü yaptı. İskender Öksüz 2012 yılında Gazi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümünden emekli oldu. Otuzun üstünde bilimsel yayını yedi yüzün üzerinde atıfı bulunan Öksüz, KÜBİTEM (Kültür, Bilim ve Teknik Merkezi) kuruculuğu, Türk Ocağı Hars Heyeti ve Yönetim Kurulu üyeliği, Millî Düşünce Merkezi Yönetim Kurulu üyeliği; Töre, Devlet, Bozkurt, Türk Yurdu dergilerinde makale ve başka yazıları yayımladı. Üniversiteler de dâhil olmak üzere çeşitli platformlarda konferans, söyleşi ve röportajlarda bulundu.[5][6] Ayrıca Son Havadis, Yeni Ufuk ve Ayyıldız gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Karar gazetesinde köşe yazarlığına devam etmektedir. İskender Öksüz, 5 Mayıs 2021 tarihinde vefat eden ünlü romancı Emine Işınsu ile evliydi. Eserleri[7] Millet ve Milliyetçilik Bilim, Din ve Türkçülük Alt Akıl: Aptallar ve Diktatörler Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi Türk'üm Özür Dilerim Niçin Geri Kaldık? Çin Dünyayı Ele Mi Geçiriyor? (Konuralp Ercilasun ile birlikte)

Seçtiklerimiz

spot_img