-4.5 C
Kocaeli
Çarşamba, Ocak 14, 2026
Ana SayfaGüncelTenkit Tamam Peki Çözüm?

Tenkit Tamam Peki Çözüm?

Tenkit görevimiz. Eksik, yanlış, kötü gördüğümüzde susarsak görevimizi ihmal etmiş oluruz. Susmak ahlâklı da değildir. Tamam. Bunları yapabildiğimiz kadar yapıyoruz. Yapıyoruz yapmasında da gerek benim gerekse arkadaşlarımın yazılarına gelen yorumlarda sıkça tekrarlanan bir tenkit var: Peki çözüm nedir? Çözümü söylemezseniz tenkit tek başına neye yarar?

Bu gayet haklı bir serzeniş. Zaten tenkit düzeltme gerçekleşsin diye yapılır. Yararı odur. O hâlde bütün eleştiri konularını tek tek ele alıp düzeltmek mi lazım. Lazım tabii ama hayat o kadar da zor değil. Geçen yazıda Pareto’nun invaryantlarından söz ettim. Bazen sebebin sebebini, sonra onun da sebebini bulursunuz ve görürsünüz ki derinlerdeki bazı sebepler kök sebeptir. Birçok kötülüğün, birçok aksaklığın çok değil ancak birkaç kök sebebi vardır. Hayır. Aksaklık kadar, kötülük kadar sebep yoktur. Sıklıkla bir sebep, birçok aksaklığa birden yol açar. Onu düzeltirseniz düzinelerle kötülük ortadan kalkar.

Kök sebebin peşinde

Ülkelerin geri kalmalarının birçok sebebi vardır. İki ırkçı, biri İskoç ve biri Finlandiyalı, kök sebebi bulduklarını ilan etti. Geri kalan ülkeler, halkları geri zekâlı olduğu için geri kalıyorlardı. Bu hep böyle olmuştu ve hep böyle olacaktı. Çaresi yoktu. Onlara balık tutmasını öğretemezdiniz, öğrenemezlerdi. İnsanlık icabı ölmeyecekleri kadar balık vermeniz yeterliydi.

Gerçekten de ülkelerin ortalama IQ’ları ile kişi başına yurt içi hasılalarının ilgileşim analizi yapıldığında ikisinin arasında epey kuvvetli bir bağ çıkıyordu.

Sonra geri kalmışlığın bir başka sebebini keşfettim. Geçen pazar yazımda bahsettiğim sosyal sermaye yokluğu da geri kalmanın kök sebebi gibi davranıyordu. Sosyal sermayenin en doğrudan ölçüsü, insanların birbirine güvensizliğiydi. Bunu bulduktan sonra ben de bir ilgileşim analizi yaptım. Gerçekten güvenle refah arasında da güvenle IQ arasında da kuvvetli ilgileşim vardı. Zaten bu üç bağlantının birini söylemeye gerek yoktur. İkisi doğruysa üçüncüsü de zaten doğru olacaktır. Hani A = B ve A = C ise B = C olur ya…

Nasıl zeki olunur?

Şimdi kocaman soru şu: Acaba temel sebep hangisi? Yani bunlardan birini düzeltebilirsek diğer ikisi de kendiliğinden düzelir mi?

İlgi doğrudan sebebi vermez. Güven refahla birlikte artıp azalıyorsa hangisinin sebep, hangisinin sonuç olduğunu söyleyemezsiniz. Sadece bunların birlikte yükselip alçaldıklarını söylersiniz. Belki ikisini birden yükseltip alçaltan bir başka değişken vardır.

Kök sebep olmaya en yatkını zekâ tabii ki… Zekâ düşükse insanlar üretemiyor. Belki zekâ düşükse birbirlerine güvenemiyorlar da. Öyle mi? Kendi kendimin reklamını bir daha yapayım: Alt Akıl kitabını tam bu zekâ işi için yazmıştım.

Düşünün. Tatu ve Vanhanen’in düşünmedikleri, belki de düşünüp de itiraf etmedikleri bir şey vardı. Dünyadaki gelir dağılımı hep bugünkü gibi değildi ki. Joseph Heinrich’in WEIRD (Beyaz, eğitimli, endüstrileşmiş, zengin, demokratik) insanları oraya o I harfi girene, yani endüstrileşene kadar zengin falan da değildi. Mesela geçen asrın sonunda Çin oranın altında bir gelire sahipti. Şimdi üste çıktığından, çıkacağından kimsenin şüphesi yok. Ne oldu? Çinlilerin IQ’ları mı birden fırlayıverdi?

Bilgi değil kavram! Somut değil soyut!

Alt Akıl’ı yazarken iletmek istediğim buluş — benim buluşum değil yine beşerî bilimlerdeki bilim adamlarının buluşu — IQ’nun sanıldığı ve iddia edildiği gibi eğitimden bağımsız bir değer olmadığıydı. Şimdi bunun ispatını burada anlatmayayım. Yeni birçok inceleme var ama ilk ışığı yakan meşhur Rus nöroloğu Alexander Romanovich Luria. Daha yeni bir derleme için Richard E. Nisbett’in kitabına bakılabilir. İsmi bile eğlenceli: Zekâ nedir ve nasıl edinilir?

Luria’nın bulduğu ne? Zekâ testlerinin ölçtüğü şey aslında soyutu kavrama kabiliyeti. Bu da bal gibi öğrenilebilen bir şey. Ama bu bilgi değil. Bir beceri. Bir düşünce tarzı. Dolayısıyla gençlere bilgi doldurup sınavlarda testlerle o bilgileri boşaltmaya dayanan eğitim sistemleri soyutu kavrayan insan yetiştirmede başarısız. Soyutu kavrayamayanlar ise IQ’da yolda kalıyor.

Tabii mesele bilgi testi yerine IQ testini geçirmek değil. Mesele gerçekten soyut kavramlarla düşünebilmek. Soyut kavramlarla tartışabilmek. Bunun daha çok yazılacak tarafı var eğitim sisteminin kavrama dayanması için tutulacak yol hakkında şu eskilere bir göz atın.

Biraz zor bir yazı oldu, farkındayım. Ama Türkiye’nin bütün sıkıntılarını bir vuruşta yok ediyoruz. Biraz zahmet edin. (Yok aklım henüz başımda, sadece şaka yapıyorum. Biraz da canım sıkılıyor.)


  1. Richard Lynn, Tatu Vanhanen “IQ and the Wealth of Nations”, Praeger/ Greenwood 2002 ve “IQ and Global Inequality”, Washington Summit Publishers 2006.
  2. Alexander Luria, “Cognitive Development: Its Cultural and Social Foundations” (Rusça’dan İngilizce’ye tercümesi) Harvard University Press, 1976.
  3. Richard E. Nisbett, “Intelligence and How to Get It?- Why Schools and Cultures Count”, W. W. Norton and Company 2009.
  4. https://bit.ly/karar-bloom https://bit.ly/mdm-bloom
İskender Öksüz
İskender Öksüz
İskender Öksüz 14 Eylül 1945 tarihinde İzmir'de dünyaya gelmiştir. 1966 yılında Ege Üniversitesi Kimya-Fizik Bölümü'nde lisans eğitimini tamamlamıştır. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunun yurtdışı bursuyla ABD'de Yale Üniversitesi'ne kabul edilmiş, burada, Oktay Sinanoğlu'nun danışmanlığında, 1968'de yüksek lisansını 1969'da da doktora derecesini almıştır. İskender Öksüz 1968-1979 yılları arasında; Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde bölüm başkanlığı, rektör yardımcılığı ve rektör vekilliği görevlerinde bulunmuştur. Yine aynı yıllarda senato üyeliği (ADMMA), Türkiye Atom Enerji Komisyonu 7. Dönem üyeliği, Atom enerjisi konusunda bakan danışmanlığı ve Töre-Devlet Yayınevi yöneticiliği yapmıştır. Öksüz, 1981-1987 yılları arasında, Suudi Arabistan'da bulunan University of Petroleum and Minerals'da akademik ve idari görevler, bilgisayar destekli öğretim koordinatörü, yeni öğretim üyesi seçimi ve terfi komitesi üyeliği yapmıştır. 1987 yılından itibaren sağlık, bilişim ve eğitim sektörlerinde çeşitli firmalarda üst düzey yöneticilik yapan Öksüz, çeşitli şirketlerde yönetim kurulu üyeliği, genel müdürlük ve holding genel koordinatörlüğü yaptı. İskender Öksüz 2012 yılında Gazi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümünden emekli oldu. Otuzun üstünde bilimsel yayını yedi yüzün üzerinde atıfı bulunan Öksüz, KÜBİTEM (Kültür, Bilim ve Teknik Merkezi) kuruculuğu, Türk Ocağı Hars Heyeti ve Yönetim Kurulu üyeliği, Millî Düşünce Merkezi Yönetim Kurulu üyeliği; Töre, Devlet, Bozkurt, Türk Yurdu dergilerinde makale ve başka yazıları yayımladı. Üniversiteler de dâhil olmak üzere çeşitli platformlarda konferans, söyleşi ve röportajlarda bulundu.[5][6] Ayrıca Son Havadis, Yeni Ufuk ve Ayyıldız gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Karar gazetesinde köşe yazarlığına devam etmektedir. İskender Öksüz, 5 Mayıs 2021 tarihinde vefat eden ünlü romancı Emine Işınsu ile evliydi. Eserleri[7] Millet ve Milliyetçilik Bilim, Din ve Türkçülük Alt Akıl: Aptallar ve Diktatörler Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi Türk'üm Özür Dilerim Niçin Geri Kaldık? Çin Dünyayı Ele Mi Geçiriyor? (Konuralp Ercilasun ile birlikte)

Seçtiklerimiz

spot_img