3.8 C
Kocaeli
Salı, Şubat 3, 2026
Ana SayfaDin ve AhlâkSırât - ı  Müstakîm

Sırât – ı  Müstakîm

     Sırât-ı Müstakîm / İstikametli ve Doğru Yol, iman ve inancın yoludur.

     Delil ve imamı / önder ve rehberi, inayet ve hâkimiyet kanadını inananların üstüne geren Kur’an’dır.

     Ne zaman ki, Ezelî Sultan Yüce Allah’ın rahmet, inayet ve yardımı; insanı yaratmak istedi.

     Kudreti, insanı ortaya çıkardı. Yönlendirici tavırlarla donatılmış olarak irade kanunuyla, yeryüzüne indirdi. Beden elbisesini insana, şefkat ve korunma duygusuna sahip kılınmış olacak şekilde giydirdi. Lâyık olduğu emaneti kendisine verdi. Bunun nişanı olarak Niyaz edip, Namaz kılmayı ondan istedi.

     Devirler boyunca takınacağı tavırlar; uzun yolculuğunda Naz Makamı olarak belirlendi. Yoldaki kolaylıklar için, kaderden yönetmelik verilen insan; hayat yolculuğunun her safhasında, misafir gibi kardeşcesine karşılanır oldu.

     İnsan, Tabiat’la karşılıklı alış verişte bulunur. Âdeta bir ticaret anlayışıyla muamele görür. Dünya kapısında sevinç çığlıklarıyla varlıklarla kucaklaşır.

     Böylece, Rahmân olan Allah’ın isimlerinin aynası olan İnsan, hayatı boyunca âdeta tepinip duracağı, şahadet / görünen âlem olan Dünya’ya adım attırıldı. Üstelik henüz hiçbir şey bilmez olduğu hâlde.

     Çünkü, delil ve imamı / önder ve rehberi Rahmân’ın göstereceği yollar idi. Delil olarak görünen ise, nazenin / duyarlı, dünyaya sâdık açık gözleri idi.

     Oysa, insan önceki hâl ve durumunu bir hatırlasa! Neydi? Ne oldu? Neredeydi? Nereye getirildi? Garîb ve yetimdi! Düşmanları çoktu. Hâmisini bilmezdi! Şimdi ise, iman ve inanç nuru / aydınlığı ile, o düşmanlarına karşı sağlam esaslar edinmişti. İnsanın koruyucusu olan dayanakları ise düşmanlarını def’ etmeye yeter derecede idi.

     O Allah’a imandır ki, ruhun ışığı, hem hayatın nuru olup, ruhunun ruhu, yani ruha ruh verendir. Böylece kalbi rahatlar. Düşmanlarına aldırmaz! Hattâ düşman tanımaz!

     Önceki dalâlet / sapkın yoldayken vicdana yönelmiş; ondan binlerce bağırıp çağırma ve çığlıklar işitmiş; belâlarla karşılaşmıştı! Çünkü insan; emel, arzu, istidat ve hisleriyle daima ebedî oluşu / sonsuz kalışı ister.

     İnsan, inkâr içindeyken yolu, yordamı bilmezdi! Ağlayıp sızlanmaktan, yalvarıp yakarmaktan başka yapacak bir şeyi yoktu!

     Fakat, -elhamdülillah- insan, dünyaya gelişinde medet ve yardım alacak noktayı buldu. O kabiliyet noktası insana ve emellerine; daima hayat veriyor. Ebedü’l-âbâd’a / ebedler ülkesine, sonsuz ahiret hayatına erişmek için, insana kanat açtırıyor.

     Yaratılışındaki istidat ve kabiliyet insana yol gösteriyor. Hem yardım ediyor, hem âb-ı hayatı içiriyor, hem olgunluk ve mükemmeliyete doğru koşturuyor. O medet noktası. O şevke getiren işaretler…

     İmanın ikinci kutbu: Haşri tasdik ve onaylamaktır. Ebedî / sonsuz saadet / mutluluk ki, o sadefin / mahfazanın cevheri ve incisidir. İmanın bürhanı / delili ise Kur’an’dır. Vicdan da, insanî bir raz / sırdır.

     Şimdi ey insan! Başını kaldırıp kâinata bakarak onunla konuş! Önceki dalâlet / sapık yolun ne kadar dehşetli bir görüntü verdiğini hatırla! Şimdi gördüklerin ise, her tarafa gülücükler saçıyor! Nazlı bir şekilde niyaz ve dualarını içeren seslerin semada yankılanıyor.

     Hem görür ki gözü arımisal olmuştur. Her tarafa uçuyor. Kâinat, bostanıdır. Her tarafta çiçekler. Her çiçek veriyor insana çok tatlı bir su. Ünsiyet / dostluk, teselli ve sevgi veriyor. O da alır getirir şahadeti. Bal gibi lezzetli yapar. Balda bir bal akıtır. O esrarengiz gizemli / sır dolu yiğit insan.

     Velhasıl Sırât-ı Müstakîm, insanı mest ve şad etmeye devam ediyor.

     Gezegenlerin hareketlerine, yıldızlara, güneşlere gözü takıldıkça, Hâlık’ın hikmet ve amacını eline verirler. Hem ibret levhasını, hem rahmet parıltısını alıp uçuşa geçer. 

     Sanki İnsan, Güneş’le konuşur!

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.

Seçtiklerimiz

spot_img