İslam’ın beş şartından biri de, Ramazan ayında, her gün oruç tutmaktır. Oruç, hicretten 18 ay sonra, Şaban ayının onuncu günü, Bedir gazasından bir ay evvel farz oldu.
Ramazan, “yanmak” demektir. Bu ayda oruç tutanların, ibadet ve iyilik yapanların, tövbe edenlerin günahları yanar, yok olur. Ramazanın ilk günleri rahmet, ortası af ve mağfiret ve sonu Cehennemden azat olmaktır.
Kur’an-ı kerim, bu ayda indi. Bin aya bedel olan Kadir Gecesi” bu ayın içindedir. Affın, ihsanın, bereketin, iyiliklerin, güzelliklerin, manevi atmosferin yağmurlar gibi yüreklere aktığı eşsiz müjdelerin dolu olduğu bir aydır.
Ramazan, sabır ayıdır. Bu ay, iyi geçinme, öksüz ve düşkünlere, kimsesizlere, komşulara, akrabaya, kendi ailesine ve çocuklarına iyilik yapma, gönül alma ayıdır.
O yüzden insanları “kırmamalı, üzmemeli, rencide olabileceği kaba söz, gıybet, alaya alma, küçük görme, aşağılama” vb. kötü söz ve davranışlardan kaçınmalıdır. Kendisine kötülük edenlerden, kırıcı söz söyleyenlerden, “ben oruçluyum” diyerek uzak durmalı kesinlikle kalp kırmamalıdır.
Oruç tutmak, belli bir süre midemizin aç susuz kalması anlamına gelmez. Ya da en leziz ve haddinden fazla yemeklerle nefisimizi doyurup, sahura kadar eğlenip, öğleye kadar uyuyarak günü doldurmak hiç değildir.
Orucu bütün uzuvlarıyla, bütün ruhuyla, en samimi, içten duygularla, arzuyla, heyecanla, sevinçle ve gururla tutmalıdır. Bu aya kavuşmayı nimet bilmelidir. Sağlıklı şekilde oruç tutma imkânı bulduğu için sevinmeli ve şükretmelidir.
Bu ay, kendimize öz eleştiri gözüyle bakarak; hatalarımızı, eksiklerimizi görüp düzeltme, kötü huylarımızı varsa terk etme ayıdır. Cömertlik, iyilik yapma, affetme, anne, baba, dede, nine vb. akrabaları, komşuları, hısımları ve dostları hatırlama ayıdır.
Ramazanı, “bedeni yormadan, sıkıntıya sokmadan” kalbimizle, zihnimizle ve tüm uzuvlarımızla birlikte; ibadetle, iyilik yapmakla, gönül almakla, sevindirmekle, huzurla, aşkla ve sevgi ile huşu içinde değerlendirmelidir.
Bütün azalarımızı, düşüncemizi ve gönlümüzü kötülüklere, çirkinliklere kapatarak, güzel, tatlı, kendimize ve insanlığa yararlı iyi iş ve söylemlerle meşgul olmalıyız. İnsanlara, canlılara ve doğaya karşı; güler yüzlü, tatlı sözlü, mütevazı, nazik, yüreği sevgi ve merhametle donatılmış, duygulu, hoşgörülü, yardımsever bir birey olmaya çalışmalıyız.
Niyetimiz Mevla’nın rızası için, samimi, sade ve mütevazı, gösterişten ırak iftarlar verebilmek olmalıdır. İftarın zenginliği, aşırı külfete sebep olması, nefsi okşayan şaşaalı, gösterişe kayan, israfı körükleyen türden olması uygun değildir.
Ramazan-ı şerifte edeple, saygıyla, huşuyla, buruk ve kırık bir kalple, Kur’an-ı kerim okunmalı, geceler; zikir, istiğfar, münacat ve tefekkürle yad edilmelidir. Böylelikle bedenler latif, geceler huzurlu, gündüzler bereketli, duygular deruni, zaman kıymetli, ömür huzurlu geçer.
Ramazanın kıymetini bilip değerlendirenin, bütün bir senesi bereketli olur. Oruçluya Allah-ü Teâlâ’nın ihsanı boldur. Hazineler elinde iken, niçin aç durduğu Yusuf aleyhiselama sorulunca, “tok olunca açları unutmaktan korkuyorum” buyurmuştur. Atalarımız da, “Tok, açın hâlinden bilmez” demişlerdir.
Dünyada misafir olan ey ahiret yolcusu, uyanmak ve dönüşü olmayan yolculuğa azık toplama zamanıdır. Doğmak ölümün habercisidir. Her fani ölümü tadacaktır. Geçen sene oruç tutan niceleri şimdi aramızda yoklar. Kimilerimiz de bundan sonraki ramazanda olmayacaktır.
Ramazan bir fırsat, bir uyanma, arınma, insanlık ayarlarımıza geri dönme ayıdır. Gönlümüze hikmet pınarlarını, merhamet duygularını, sevgi ve dayanışma aşkını akıtma zamanıdır.
Bu nimetten yararlanmasını bilenlere ne mutlu. Rabbim cümlemize, razı olduğu, beğendiği kul olmayı, maddi, manevi huzuru, sağlığı ve mutluluğu nasip eylesin. Âmin.
Sevgiyle kalın.


