Özgür Özel Nereye Koşuyor-1

39

Önce hemen şunu belirtmek isterim.

Bu denemem, Büyük Ata’mızın yadigarı, asırlık çınarımız CHP nin kurumsal kimliğine karşı yazılmamıştır.

17 Haziran 2024 te Kocaeli Aydınlar Ocağı web sitesinde yayınlanmış olan

“CHP Genel Başkanı Sn. Özgür Özel’e açık mektup” başlıklı denememin devamı niteliğindedir.

Buradan alıntılar yapmak yerine, özenle inşa ettiğim bütünlüğünü bozmamak için, olduğu gibi aşağıya ekledim.

Tam da bu ortamda, milletin coşkusu tavan yapmışken, ne lüzum vardı ki bu denemeyi yazdın diye sorulabilir bana. Ve benim de açıklamam gerekir. CHP, yirmi iki yıldır, bu iktidarın değirmenine su taşımaktadır. Kılıçdaroğlu, seçim kaybede kaybede, seçimler yoluyla, güzel ülkemizi faşizan bir diktatörlüğün eşiğine getirmiştir. Kılıçdaroğlu’ da, vaktiyle, bu meydanları doldurmuştu, ama elde ne kaldı ki.

Muradım yine böyle olmamasıdır.

Şimdi lafı eğip bükmeden, söze doğrudan girişeyim.

Saraçhane mitinginde yaptığı konuşmayla PKK ve DEM e haddini bildiren, Mansur Başkanı alkışlıyorum,

Bu nedenle, bir sonraki mitingde, PKK, DEM den özür dileyen Özgür Özel’i kınıyorum.

Sn. Özel; biliyorsunuz, Ekrem başkan beş gün boyunca nezarette uykusuz çile çekerken, DEM liler Sarayla,

SEVR pazarlığı içindeydi, siz bu DEM den özür dileyip Mansur Başkanı harcadınız.

Siz bu tutumunuzla, partinizdeki ve partiniz dışındaki, Atatürk çizgisindeki Türk Milliyetçilerini,

Ekrem Başkanı zindandan kurtarmak için yaptığınız ve yapacağınız, gerçek rakamlarla birkaç milyonluk büyük mitinglere davet etmemiş oluyorsunuz, bunun farkında mısınız ?

Tam yeri gelmişken, hangi kültürel kotlarla konuştuğumu belirteyim.

Atatürk çizgisinde Türk Milliyetçisi bir sosyalistim.

Bir toz zerresi kadar bile ırkçı milliyetçi değilim.

Kendimi Kürt halkının dostu olarak görürüm. ABD, AB taşeronu, PKK, DEM ve türevi siyasi oluşumları ise,

Kürt halkının neslinin gelişmesini engelleyen hatta neslini kıran bir düşmanı olarak görürüm.”

Hemen buradan “Milliyetçilik nedir” konusuna açıklık getirmek isterim.

“Milliyetin ne” sorusu ile “Hangi millettensin” sorusu eş anlamlıdır.

Her ikisinin de yanıtı “Türk Milletindenim” yani “Türk’ümdür”

Bu durumda “Milliyetçilik”; Millicilik ya da Ulusçuluk ifadesiyle eş anlamda olmaktadır.

Buraya kadar ırkçı bir anlamla karşılaştık mı, hayır.

Çünkü zaten, imparatorlukların yıkılmasından sonra kurulan Ulus Devletler etnisite temelli olarak kurulmamıştır.

Ernest Renan’ın ((1823-1892) Fransız filozof, tarih-sosyal bilimci, yazar, Dr. 1878 de Fransız Akademisi üyesi.)

Ulus Nedir kitabından ;

S42:* Demek ki etnografık tasavvurların modern ulusların kuruluşunda hiç bir önemi yoktur.  Fransa Kelt, İber ve Cermendir. Almanya Cermen, Kelt ve Slavdır. İtalya etnografyanın en kararsız olduğu bir ülkedir. Britanya adaları Kelt ve Cermendir.

Ulus Devletlerin kuruluş süreci, bir momentumla başlar ve  tarihi diyalektik bir süreç sonucu kurulur.

Türkiye Cumhuriyeti Ulus Devletinin kuruluş sürecinin, başlangıç momentumu Milli Kurtuluş Savaşımız olup,

11 Kasım 1922 de başlayıp 24 Temmuz 1923 te sonlanan Lozan Barış Konferansıyla bu süreç tamamlanmıştır.

Tabi ki bütün ulus devletlerin kuruluş süreçleri sancılı olmuştur.

Mesela, Kurtuluş savaşımızın en çetin dönemlerinde Kürt Etnik ayrılıkçıların başlattığı “Koçgiri” isyanını da unutmayın, Sn. Özel. Bknz alttaki denemem.

Millet üzerine, devam edeyim:

Bünyesinde bir çok halkları barındıran bizim Ulus Birliğimizin yani milletimizin adı niye “Türk” tür.

Ulus birliği; adını, Coğrafyasındaki, tarihi, belirleyici ve sürükleyici bir halktan, kavimden alır.

Mesela Franklar, Cermenler, Anglo lar gibi.

Türk Ulus birliğinin adı Türk’tür ve bu ad Türklere anasının ak sütü gibi helaldir.  Çünkü bu topraklarda tarihi belirleyici ve sürükleyici halk, kavim Türkler olmuştur. Bakınız, İbni Haldun, Mukaddime adlı eserinde ne diyor. Kaynak Yayınları sayfa 22.“Türkler, savaşçı karakterleri ve kahramanlıkları nedeniyle İslam’ın kurtarıcısı olmuşlardır”

Dr. Hikmet Kıvılcımlı, ”İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş İngiltere adlı eserinde,(Diyalektik Yayınları)  Fransız tarihçi, Foucher de Chartres’in (1058-1127) Haçlı Savaşlarını anlatan kitabından alıntı yapıyor, bakalım ne var? Tarihçimiz de, yakın tanık tarihçisi Guibert de Novagent’ ten alıntı yapıyor:

 S51,52; “”” Daha ilk karşılaşmalarında, Türklerle Franklar birbirlerinin kıymetini anlamayı öğrendiler. Frankların kendileri, ruh inceliği ve savaşta yiğitlik bakımından, Türklerinkiyle kıyaslanabilecek, hiçbir insan ırkı tanımadıklarını teslim ettiler.

 Hele, Türkler, Franklarla dövüşmeye başladıkları zaman, hasımlarına karşı kullandıkları ve bizimkilerin hiç tanımadıkları silahların verdiği şaşkınlıklar, hemen hemen umutsuzluğa düşmelerine sebep oldu.

 Franklar, hasımlarının atlara yaptırdıkları manevralardaki olağanüstü beceriklileri, bir taarruza uğrayınca ondan sakınışlarındaki çabuklukları ve kaçarken ok atarak savaşmaya alışkın vuruşları üzerine, en ufak bir bilgi olsun edinemiyorlardı. Kendi yönlerinden Türkler de, kendilerini, Franklarla aynı kökten gelmiş sayıyorlar ve bütün milletler arasında askerce üstünlüğün, hak olarak, bu iki ulusa düştüğünü düşünüyorlardı “””

Bu anlamda Kürt etnik ayrılıkçıları ve yandaşlarının ileri sürdüğü gibi, Kurtuluş Savaşımızı Türkler ve Kürtler birlikte başarmıştır tezi yanlıştır. Emperyalizmin tehdidi karşısında bir kısım kürt nüfusu, diğer halklar gibi, müstakbel Ulus devlet kalesi içinde kalmak istemiş ve bir nefer olarak savaşmış olabilir. Ama bu birlikte yapmış olmaya yetmez. Kurtuluş savaşımızı başarıya götüren güç, Orta Asya’dan başlayıp bu günlere kadar, Türklerin biriktirdiği, Askeri-Teknik Üretici güçtür. Dünyada sayılı meydan savaşlarının bir kaçı bu topraklarda verilmiş olup, ders olarak Harp Akademilerinde okutulmaktadır.  

Milliyetçilik üzerine biraz daha devam edeyim.

Eğer bir ülkede o ülkenin millet ya da ulus birliğini tehdit eden bir durum yoksa, o ülkedeki milliyetçilik,

yine ırkçı bir milliyetçilik olamaz ama kendini başka milletlerden üstün gören şoven bir milliyetçilik tanımlamasını hak edebilir.

Ancak imzalandığı günden bu yana, Lozan’ın rövanşını alıp Sevr’i geri dayatmak isteyen

ABD, AB ülkeleri nam ve hesabına;  PKK ve şimdiki türevi DEM eliyle, Türkiye’miz kırk yıldır bölünmek, parçalanmak tehdidi altında ise Milliyetçilik anamızın ak sütü gibi helaldir.

İşte ben, bu nedenle Atatürk çizgisinde Türk Milliyetçisiyim.

Şunu da ekleyeyim,

Güneydoğumuzda görev yapan güvenlik güçlerimizi, mesela oraları işgal etmiş olan Yunan güçleri gibi gören PKK, askerlerimizi, polislerimizi katletmeyi meşru olarak görmektedir

Bu nedenle, 23 Mart’ta Yenikapı da, Nevroz kutlamasında, dev  ekranlarda bebek katili Apo’nun görüntüsünü, konuşmalarını yayınlayan PKK – DEM partili siyasetçilerin,  üyelerin, belediye başkanlarının,

Sn. Özel’in iki de bir de adını andığı ve benim de buradan kendisine, “bu Kürt Demokratları kimlerdir, bilmediğimiz vasıfları nedir”  diye sorduğum, PKK – DEM i kınamayan bu isimsiz Kürt Demokratlarının ,

DEM sempatizanı akademisyenlerin, hukukçuların, PKK, DEM, SOROS Habitatından beslenen asalak sanatçıların, Tv lerde hileli kanaat satan, sözde muhalif yorumcuların, DEM e sempati duyan, DEM le uzlaşıp siyasi çıkar sağlamaya çalışan her kim kişi, kuruluş ve Siyasi Parti var ise, bunların alayının eline, Mehmetçiklerimizin kanı bulaşmıştır.

Ne olacaktı yani, sizce de kalleş hayin pusularda katledilen (başka bir yol bilmezler şerefsizler)

şehitlerimiz birer kelle midir. Onları analar doğurmadı mı, onlar taş yarığından mı çıktılar.

Sn. Özel. Siz şimdi, DEM le gayri ahlaki bir pazarlık uğruna şehit analarından helallik istenmesini öneriyorsunuz ya.  Bu, öyle meydan mikrofonlarından olmaz. Lütfen bir şehit ailesinin evinin taaa içine girip, onların gözünün içine baka baka, “PKK yı, bebek katili Apoyu ve sabıkalı silahlı militanlarını affedeceğiz, helallik istiyorum sizden”  deyin de göreyim