3.8 C
Kocaeli
Perşembe, Nisan 9, 2026
Ana SayfaGüncelOlgu-Algı Meselesi

Olgu-Algı Meselesi

Olgu ile algı arasındaki derin mesafenin ezici gerçekliği altında her gün biraz daha eziliyoruz. Sanalın da sanalı bir hayat… Hem yoruyor hem boğuyor bizi.

Bir ömür sürdüğümüz dünya hayatının sanal, ölüm sonrasının gerçek olduğu tezini ileri sürüyor bazı nörobilimciler ve teologlar. Bu konuyu, onlara bırakıp geçelim.

Bizim gerçek diye adlandırdığımız bu dünya sanal ise yaşadığımız olguların manipülasyonla bize aktarılan sonucunu, ne diye adlandırmalıyız? Sanalın sanalı…

Kendilerinin Amerikan imparatorluğu diye dillendirdiği iri devletin başındaki soytarının şarlatanlığı bu denli ayyuka çıkmasaydı belki bu konu aklıma gelmeyecekti.

Olgu nedir, algı nedir? Biz neyin nesnesiyiz, neyin öznesiyiz, neyin eseriyiz?

Olgu; gerçekliği olan, gözlemlenebilir ve herkes için aynı olan durumdur. Algı; insanın duyuları ve zihni aracılığıyla dış dünyayı yorumlama biçimidir. Hava sıcaklığının 10 derece olması olgudur, kişilerin bu derecede üşümesi, havaya soğuk ya da sıcak demesi bir algıdır. Yemek tuzlu olmuş, denmesi algıdır, yemeğe 5 gram tuz konmuş olması olgudur.

İnsanlar çoğu zaman olgularla değil algılarıyla yaşarlar. Aynı olgu, farkı insanlar tarafından farklı algılanabilir. Çatışmaların çoğu da bu farklılıktan doğar. Oğluna “Ders çalış.” diyen baba kendi algısına göre “oğlunun iyiliğini” istemektedir. Oğulun bunu “kendisine yapılan baskı” diye düşünmesi onun algısıdır. Size selam vermeyen bir arkadaşınızın hareketini “Bana küstü.”, “Beni küçümsedi.”, “Arkadaşım çok kibirli.”, “Beni görmemiş olabilir.” şeklinde yorumlamanız birer algıdır. Zihin, her davranışı bir hikâyeye dönüştürür. Bu hikâye, algıdır. Kişiden kişiye değişir.

İnsanlar olgulara değil, algıladıkları olgulara tepki verir. Bu yüzden tartışmalar büyür, yanlış anlamalar olur, insanlar birbirini anlamakta zorlanır

Bir olay yaşadığımızda kendimize şunu sormalıyız: “Bu bir olgu mu, yoksa benim yorumum mu?” Bu soru bile insanı daha sakin ve doğru düşünmeye götürür.

Tartışmalar, çok zaman olgu → algı → duygu → tepki zincirinden doğar. İnsanların yaptığı en büyük hata, “Ben böyle algıladıysam bu böyledir” demesidir. Oysa algı, yorumdur; olgu, gerçektir.

Niyet okumak, genellemek, kişiselleştirmek, küçük şeyleri büyüterek “Bitti artık!” diyerek felaketleştirmek, birer algı hatasıdır. İşin özeti; algısını yöneten, hayatını yönetmiştir.

16.-17. yüzyılda özellikle Avrupa’da yaşanan hastalık ve kıtlık nedenli felaketlerin gerçek sebebi bilinmediği için “cadılar yapıyor” diye izah edilmesi, bir algı yanlışlığıydı. Küresel dünyanın asırlarca düz olduğuna inanıldığı için keşifler gecikti, insanlar dünyanın kenarından düşme korkusu yaşadı. Soğuk Savaş döneminde Amerika-Sovyetler Birliği rekabeti, “karşı taraf her an saldıracak” algısıyla halklarda sürekli korku ve yönetimde silahlanma yarışı sonucunu doğurdu. Algı, gerçeği olduğundan daha tehlikeli gösterdi. Kurtuluş Savaşı öncesi Osmanlı ordusu dağılmış, ülke işgal altındaydı. Batı, “Türkler, artık direnemez.” algısına sahipken milletimiz, “Bağımsızlık mümkündür.” algısıyla “Ya istiklal ya ölüm” dedi ve algının, gerçeği değiştirebileceğini örnekledi.

Yanlış algı, yanlış karar; eksik algı, gecikmiş tepki; abartılmış algı, panik ve kaos; doğru algı, doğru sonuç demektir.

Her algı, bir olgunun ürünüdür. Algı, aynı zamanda mesajdır. Ukala ve oldukça kibirli padişah, bir derde yakalanır. Çözümsüz kalır. Derdini falan yerde yaşayan bir bilgenin halledebileceği kendisine söylenir. Bilge saraya davet edilir, ancak davete icabet etmez. Padişah büyük bir şaşa, biraz da öfkeyle bilgeye varır. Bilge ayağa kalkmaz, hatta uzattığı bacaklarını bile kımıldatmaz. Padişah derdini söyler, cevabını alır; ancak bu saygısızlığı sindiremez, ona bir ders vermek ister, bir kese altın yollar. Bilge, padişahın gönderdiği altını kabul etmez, getirenlere iade eder. Çevresindekiler bu harekete şaşırırlar, bir anlam veremezler, nedenini sorarlar. Bilgenin verdiği cevap şudur: “Bugün elini uzatan, yarın ayağını uzatamaz.”

Algı, çok zaman gerçekliğin önüne geçer, yani olgunun… Algıyı yönetmek, önemlidir; bilgi ister, yetenek ister, tecrübe ister. Yönetemeyenler, evi yanan yalancının durumuna düşerler. Yalancının evi yanmış da yandığına kimse inanmamış hikayesinde anlatıldığı gibi.

Gazetecilerin, yorum yapanların “Ne dediğine değil, ne yaptığına bakacaksın.” cümlesiyle değerlendirdikleri Donald Trump’ı kanaatim odur ki tarih “şarlatan”, “soytarı”, “güvenilmez”, “yalancı”, belki de “pedofili”, yine İsrail’in Siyonist başbakanı Netanyahu’yu “katil”, “soykırımcı”, “cani”, “son Hitler” sıfatlarıyla yazacak bu sıfatlar algının olguyu unutturma gücüne ya da yerine geçme yasasına güzel örnek olacaktır.

Varlığımız bir olgu. Bırakacağımız, bıraktığımız algı önemli. Dediğim şudur: Başkalarının “Eyvah!” diyeceği o son günde yaptıklarından pişman olmayan kişi olmalıyız.

Algılar, eserimizdir. “İnsan alemde algılarıyla yaşar.”

Seçtiklerimiz

spot_img