Giriş
Günümüzde Yunuslar köyü Gediz-Kütahya yolunun üzerinde yer alıp, Gediz’e 20 km., Kütahya’ya ise 75 km. uzaklıktadır. Köyün üç tarafı dağ ve ormanlarla çevrili olup, güney tarafı ovalıktır. Yunuslar, 1530 yılında Virancık (Örencik) nahiyesine bağlı bir köydür. Köy önceleri Doğancılar Köyü yolu üzerinde ve şimdi Eski Köy denilen mevkide bulunmaktaydı. Ancak, köy yol üzerinde olduğu için, eşkıya baskınları olması sebebiyle, tahminen 1600’lü yıllarda, terk edilmiş ve Yukarı Köy denilen mevkiye taşınmıştır. Burada bir müddet kalan köylüler, köyün kuzey tarafında meydana gelen heyelanın, kendi köylerinde olmasından endişe ettikleri için, ikinci kez göç hareketinde bulunmuşlar ve 1865 yılında şimdiki yerine gelmiştir. Örencik nahiyesinin Emet’e bağlı olması sebebiyle, Yunuslar, 1942 yılına kadar Emet’in bir köyü olarak kalmıştır. 1942 yılında ise Emet’ten ayrılarak Gediz’e bağlanmıştır[2].
Osmanlı devleti ‘tahrir kayıtları’ ile arazi yazımı ve nüfus kayıtlarının tutulmasına büyük önem vermiştir. Tahrir sayımları otuz-kırk yıl gibi aralıklarla yapılan, nüfus ve arazi gibi sonuçları gösteren ana defterlerdir. Bu şekildeki defterlerden günümüze binlercesi intikal etmiştir. Bu defterler sayesinde, belirli bir tarihte, Osmanlı devletindeki her köyün ve kasabanın yetişkin erkek nüfusu, baba adları ve yaşları kayıt altına alınmış, kullandıkları arazi ve vergiler de kaydedilmiştir. Modern anlamdaki ilk nüfus sayımları ise 1830-1831 tarihinden itibaren yapılmaya başlanmış olup, sadece erkek nüfus yazılmıştır. Osmanlılarda modern sayılabilecek bu ilk nüfus sayımları 1828 yılında başlayıp, Osmanlı Rus savaşı yüzünden ancak 1831 yılında tamamlanabilmiştir. Bu sayımlarda bir yaşından yüz yaşına kadar Müslüman ve gayrimüslim erkek nüfusunun tespiti yapılmıştır. Nitekim söz konusu sayımların amacı, ülkede askerlik yapabilecekler ile vergi mükelleflerinin tespitini sağlamaktı. Yunuslar köyüne ait nüfus defteri “Kütahya Nevâhiyesi’nden Virancık Nâhiyesi’nde mevcûd olub müceddeden, tahrîr olunan ehl-i İslâm’ın nüfus defteri”dir. Defter, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde NFS.d koduyla, 1656 numarada kayıtlıdır (BOA, NFS.d.1656: 99-101). Defterin birinci sayfasında Sene (12)58 kaydı bulunmaktadır. O dönemde Virancık Nahiyesi’ne tabi olan köyler kaydedilmiştir. Defter orijinal numaralı olup, en son sayfa numarası 126’dır. Defterde sayımı yapan memur hakkında herhangi bilgi bulunmamaktadır[3]. Müceddeden ifadesi yeniden anlamına gelmektedir. Bu sebeple, mevcut defterin Virancık nahiyesinin ilk sayımını içermediği anlaşılmaktadır. Bahsi geçen defter, hanelere göre kaydedilmiştir. Her hanenin numarası kırmızı ile yazılmış, sonra kişinin, boy, sakal veya bıyık özelliği belirtildikten sonra, sülale adı, babasının adı ve yaşı yazılmıştır. Bundan sonra, o hanede yaşayan erkek nüfus, bu kişinin akrabalık derecesi oğlu, diğer oğlu, torunu gibi belirtildikten sonra adı, babasının adı ve yaşı belirtilmiştir. İlk haneden başlayarak, son haneye kadar ayrıca nüfus numarası da verilmiştir. Bazı kayıtların altına kırmızı renkte ‘fevt’ ibaresi konulmuştur. Bu durumu, kişinin kaydı tutulduktan sonra, vefat ettiği şeklinde yorumlamak mümkündür[4].
Yunuslar Köyü Osmanlı Dönemi Nüfus Bilgileri
Yunuslar Köyü’nün tespit edilebilen en eski nüfus verileri, incelenen nüfus defterinde yer almaktadır. Buna göre, 1842 yılında Yunuslar köyü, 49 hane ve 150 erkek nüfustan ibarettir. Kadın ve erkek nüfusun eşit olduğu varsayılarak, bu tarihte köy nüfusu 300 olarak hesaplanabilir. Buradan da yola çıkarak, her hanede ortalama olarak 6 kişinin yaşadığını düşünmek mümkündür. Köyde 1844 yılında yapılan temettuat tahririnde hane sayısı 56’dır. Nüfus defteri üzerinden yapılan hesaplamaya göre, her hanede 6 kişinin yaşıyor olabileceği sonucundan hareketle, köyün 1844 tarihindeki nüfusunun 336 kişi olduğu ifade edilebilir (BOA, ML.VRD.TMT.D/8833). Yunuslar’ın Osmanlı dönemine ait en son nüfus bilgileri ise 1900 yılına aittir. H.1316/M.1900 tarihli Hüdavendigar vilayeti salnamesinden elde edilen bilgilere binaen, Yunuslar köyü o tarihte Virancık (Örencik) nahiyesine bağlı, 67 hane ve 401 nüfustan oluşmaktadır (SVH, H.1316/M.1900: 112). Tespit edilen mevcut kaynaklarda, Yunuslar köyünde gayrimüslim varlığına rastlanmamıştır. Bu dönemde Gediz’e ait nüfus verilerini içeren kayıtlarda da gayrimüslimlere dair bir bilgi bulunmamaktadır[5]. Bu araştırmamızın amacı yeğenim Emre Acar ile Kütahya İli-Gediz ilçesi Yunuslar Köyü ziyaret ederek Millî Mücadeleyle ilgili izlerin köyde tespit edilmesi ve okuyucu ile paylaşılmasıdır.
Yunuslar Köyüne Varış
Kütahya’dan hareket ederek Yunuslar Köyüne vardığımızda (Haziran-2025) köyün girişinde sağda Yunus Emre Türbesi levhası ile Şehitlerimizin yattığı kabristan bulunmaktaydı. Yunus Emre Türbesi ile bilgileri orada bulunan gençlere sorduğumuzda, onun daha yukarıda olduğunu köyü geçince ulaşabileceğimizi ifade ettiler. Yunus Emre’nin Anadolu ve Türk Dünyası coğrafyasında türbe veya makamlarının olduğunu biliyorduk. Havanın çok şiddetli bir yağmurun başlangıcını göstermesi ve aracımızın dağ yolu için müsait olmaması nedeniyle bu ziyaretten vazgeçmek zorunda kaldık. Hüseyin Göksal’ın Yunuslar Köyü çalışmasında köyün ve Yunus Emre kabrinin mevkii ile ilgili anlatıları buraya aktararak yazımıza devam ediyoruz:
Yunuslar Adı
Yunuslar adının nereden geldiği kesin olarak tespit edilememiştir. Bu konuda anlatılanlar ise rivayetlerden öteye gitmemektedir. Yaptığımız araştırmalarda tarihte” Yunus” adlı bir Türk boyuna rastlanmamıştır. Dolayısıyla Yunuslar adının bir Türk boyu ile ilgisi yoktur. Türkiye’de Yunuslar, Yunuseli, Yunuslu, Yunusköy gibi adları bulunan 15 kadar köy tespit edilmiştir. Bunların büyük çoğunluğu Batı Anadolu’da bulunmaktadır.
Köyün adının menşei konusunda üç tane rivayet bulunmaktadır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.
1- En çok yaygın olan rivayete göre Doğan, Yunus ve Polat isimli üç kardeş yerleşmek için uygun bir yer ararlar. Bunlardan Doğan, Doğancılara; Polat, Polat köye; Yunus ise Yunuslara yerleşir. Böylece onların adları bu yerlere isim olarak verilir.
2-Bu konuda anlatılan bir başka rivayete göre RumIarın elinden alarak Müslüman bir köy haline gelmesinde “Yunus Bey” adlı bir beyin büyük rol oynaması ve onun adının köye isim olarak verilmesidir.
3- Bir başka rivayete göre bir düşman veya eşkıya istilasında köyü Yunus adlı bir zabit (subay) savunmuş ve bu savunma esnasında şehit düşmüştür. Bu şehidin isminin unutulmaması için köye onun ismi verilmiştir. Bu şehidin şimdi “Darı Harmanyeri” adı verilen mevkide bulunan ve boyu 4 metreyi bulan kabirde (uzun mezer) yattığı rivayet olunmaktadır.
4- Bir başka rivayet ise yine Darıharmanyeri olarak adlandırılan mevkiideki kabrin Yunus Ernre’ye ait olduğudur. Anlatılanlara göre son dönemin Konya evliyaları arasında ismi geçen Ladikli Ahmet Ağa ismindeki zat, vefat etmezden hemen önce yakınlarına “Yunus Emre’nin kabri Gediz’in Yunuslar köyündedir. Gidin oraya o mezarı bulup ziyaret edin.” şeklinde vasiyette bulunmuştur. Aralarında bu zatın torunlarının da olduğu bir grup birkaç defa köye gelerek araştırmalarda bulunmuşlardır. Köydeki bilirkişi ve yaşlıların yardımları ve bilgileriyle aranılan mezarın bu olduğu üzerinde karar kılınmıştır. Gelen bu grubun maddi ve manevi destekleriyle mezarın yeri düzeltilmiş ve üzerine bir çatı yapılmıştır[6]. Bu açıklamalardan sonra Yunuslar Köyü’nün I. Dünya savaşı ve Millî Mücadele dönemindeki tarihine geçebiliriz:
Birinci Dünya Savaşı Yıllarında Yunuslar
Bir oldu bittiye getirilerek Osmanlı devletinin 1. Dünya savaşına girişi Osmanlı devleti için büyük bir talihsizlikti. Çünkü Osmanlı devleti bu savaşa girmek için ne askeri, ne ekonomik ve ne de siyasi yönden hazırdı. 1914 yılından başlayarak dört yıl devam eden bu savaşta yüzbinlerce Müslüman Türk evladı hayatını kaybetmiştir. Sadece Çanakkale Savaşında iki yüz kırk bine yakın Anadolu evladının hayatını kaybetmesi bile bu savaşın korkunçluğunu ortaya koyar. Vatanları için gözünü kırpmadan ölüme koşan bu gençlerimiz dört yıl boyunca büyük imkansızlıklar içinde düşmana karşı kahramanca mücadele ettiler. En kanlısı Çanakkale olan bu savaşlarda Mehrnetçik, Yemen’de, Arabistan çöllerinde, Sarıkamış’ta, Galiçya’da, Filistin’de ve Sina’da savaşarak büyük bir çoğunluğu şehadet şerbetini içerek hayatlarını kaybettiler.
Anadolu’nun birçok yerinden olduğu gibi Yunuslar’dan da bu savaşa katılanlar oldu. Bu savaşa katılanlardan isimleri tespit edilenler şunlardır[7]:
1 – Berbero İbrahim
I. Dünya savaşına katılmış ve gazi olarak köye dönmüştür. Köye döndükten sonra halk tarafından köye muhtar seçilmiştir. Yunanlıların köyü işgali sırasında muhtarlık vazifesini devam ettirmiştir. Yunanlıların köyü işgal edince köyün işgalden kurtulması için büyük çabalar sarf etmiş ve Yunanlıların Arpakıranındaki mevzilerini tespit ederek Bakacek mevkiindeki Türk askerine bildirmiştir. Kendisinde aynı zamanda çok iyi bir topçu olduğu ve bazı Yunan mevzilerini tam isabetle bombaladığı anlatılmaktadır. İbrahim Çavuş’un Abdullah ve Yusuf adındaki iki kardeşinin de Çanakkale savaşlarına katıldığı ve orada şehit düştükleri söylenilmektedir.
2- İbrahim ÖRNEK (Hacı Şılak)
1311 (1895) doğumludur. Birinci Dünya Savaşında askere alınmış ve Yemen’de savaşmıştır. Az bir müddet İngilizlerin eline esir düşmüştür. Birinci Dünya savaşının bitiminde köye dönmüştür. Fakat Osmanlı devletinin peşine bırakmayan savaşlar İbrahim Dede’yi de rahat bırakmamış ve bu seferde Kurtuluş savaşına katılmıştır. Kurtuluş savaşı bitiminde tekrar köye dönen İbrahim dede tarım ve hayvancılıkla uğraşmıştır. 1998 yılında hayata veda etmiştir.
3- Gazi Salih Mehmet
1305 (1889) doğumludur. Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla birlikte 17 yaşında iken askere alınmıştır. Bağdat, Basra ve Musul’da İngilizlere karşı mücadele etmiştir. Bu mücadeleler sırasında esir düşmüş ve uzun yıllar esir olarak kalmıştır. Ailesi Salih Mehmet’ten bir haber alamamanın telaşı içinde iken, şehit oldu diye künyesi gönderilir. Bir müddet sonra esaret hayatı biterek köye döner. Aradan tam 13 yıl geçmiş ve uzun yıllar Mehmet Salih’i çok değiştirmiştir. Annesi kendisini tanıyamamıştır. Salih Mehmet kendisini tanıtmak için tarlaların yerlerin söyler. Fakat annesi onun öldüğüne inandığı için bir türlü inandıramaz. Annesi Salih Mehmet’in sırtında bir ben olduğunu hatırlayarak, sırtına bakar. Beni görünce kendi oğlu olduğuna şüphesi kalmaz. Salih Mehmet, bundan sonraki hayatını tarım ve hayvancılıkla devam ettirir.
4- Cingirt Mustafa
1305 (1889) doğumludur. Hem Birinci Dünya Savaşında hem de Milli Mücadelede savaşmıştır. Bu savaşlar sırasında bir gözünü kaybetmiştir. Birinci Dünya Savaşında şehit olan 3 Yunuslar köylü bulunmaktadır. İsimleri; Danabaşoğullarından, Ali oğlu Hasan, Halil oğlu Mehmet, Yusuf Oğullarından Mehmet oğlu Ramazan’dır[8].
Millî Mücadele Döneminde Yunuslar Köyü
30 Ekim 1919’da Osmanlı devleti Mondros Ateşkes anlaşmasını imzalamıştı. Mondros ateşkes anlaşması Osmanlı devletinin bir anlamda sonu olduğu gibi Anadolu’nun birçok yerini işgale açık hale getirmişti. Paris Barış Konferansında bir kısım Batı Anadolu şehir ve kasabalarıyla birlikte Kütahya ve çevresi de Yunan işgal sahası olarak kabul edildi[9].
15 Mayıs 1919 sabahı Yunanlılar İzrnir’e asker çıkarmaya başladı. Kısa zamanda Anadolu içlerine kadar ilerleyerek, Batı Anadolu şehirlerini işgal etmeye başladılar. Gediz ise 5 Ağustos 1920 tarihinde Uşak’tan gelen 13. Yunan tümeni tarafında işgal edildi. Milis kuvvetleri adı verilen Türk askeri ise Gediz’in 20 km. Kuzeyinde Kütahya şosesi üzerindeki Efendiköprüsü civarında mevzi almışlardı. Düşman kuvvetleri de aynı yol üzerindeki Meron dağında (Mihrioğlu Dağları) onların karşısında mevzilenmişlerdi. Fakat bu sırada kayda değer herhangi bir çarpışma meydana gelmemişti.Yunan askerlerinin Gediz’i işgal ettiği haber alınınca köy halkında bir telaş meydana gelmiş ve “Gavur geliyor” diyerek Saban deresinden dağlara doğru kaçmaya başladılar. Bu sırada köyün içine kadar girmiş olan Türk askerleri halkı yatıştırmaya çalıştı. Yunan askeri Arpa kıranında mevzilenip köyün içindeki askerlere ateş etmişlerdir. Askerler bu taarruzdan Karşı tarla civarına çekiliyorlar. Bu durum Yunanlıların işini kolaylaştırıyor ve köyü işgal ediyorlar. Vakit harman vakti olduğu için arpa, buğday ve saman alıyorlar. Köy halkından kaçabilen kaçıyor, kaçamayanlar ise Yunan askerleri tarafından camide toplanıyorlar. Kadınlar üzerindeki ziynet eşyalarını erkeklerin üzerindeki değerli eşya ve paralarını almışlardır. “Gence Yeri” adı verilen mevkie çadır kuruyorlar. Buradan zaman zaman köye gelerek köylüden koyun, keçi, inek ve süt gibi yiyecekler almışlardır. Fakat burada halka çok kötü bir muamelede bulunulmadığı o günleri hatırlayanlar tarafından anlatılmaktadır. Yunanlılar köyde 2 odalı bir ev ile 2 ahır ve 2 samanlık yakmışlardır. Bu binalar Ulu Oğlu Abdullah (KOCAMAN) ve Ulu Oğlu İsmail’e (TOSUN) aittir. Sahipleri tarafından belirtilen zarar 6.000 lira olarak helirtilmiştir[10].
22 Haziran 1920’de başlayıp bir buçuk ayda Bursa-Uşak- Nazilli çizgisine varan ilk büyük Yunan taarruzu yapılmıştır. 22 Haziran’da ilerlemeye başlayan Yunan güçlerinin üç fırkası Bursa’da, bir fırkası Aydın’da, bir fırkası Uşak’ta ve bir fırkası da Gediz’de bulunuyordu. Bu taarruz esnasında henüz kadro halinde ve çok az mevcudu bulunan 23., 57. ve 61. Tümenler Anadolu içlerine çekilmek zorunda kalmıştır. Bu sırada içteki karışıklık ve imkansızlıklardan dolayı Türk kuvvetlerine, takviye yapmak mümkün olmamıştır[11].
Gediz Muharebesi
O dönemde Batı Cephesi Komutanlığına atanan Ali Fuat Paşa başarı ile sonuçlanacak bir harekat yapmayı düşünüyordu. Bu sebeple 15 Ekim 1920’de 11. Ve 61. Tümen komutanlarıyla 1. Kuvay-ı seyyare’nin kurmay başkanlarını Eskişehir’e topladı. Burada taaruz planını açıklayarak, kendilerinin de bir takım keşiflerde bulunmalarını istedi. 11. Ve 61. Tümen ile 1. Kuvay-ı seyyare komutanları Alanyunt istasyonunda tekrar bir araya gelerek, yapılacak harekat hakkında görüştüler[12].
Çerkez Ethem ve arkadaşları, Gediz civarında bulunan düşman fırkasına taarruz etmek istiyorlardı. fakat kuvvetleri kafi olmadığından nizamiye kıtalariyle takviye edilmelerini istediler. 18 Ekimde Alifuat Paşa Alayont’a geldi. Görüştükten sonra Ertuğrul Grubunun ve 1. Kuvayı Seyyarenin iştirakiyle taarruzu muvafık gördü. İzmir cephelerinin düşmesinden sonra, Büyük Millet Meclisi hükümetinin ordusu tarafından, o zamana göre büyük ölçüde sayılabilecek bir taarruz budur[13].
Cephe komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, 11. Tümen ve 61. Tümenlerden meydana gelen Ertuğrul grubu ve 1. Kuvay-ı seyyare ile Gediz’e 24 Ekim’de taarruz etmeyi kararlaştırdı. Buna bağlı olarak şu emri verdi: “24 Ekim sabahı Gediz’deki düşman mevzilerine taarruz edilecektir“.
1- 61. Tümenin iki alayı, tümen komutanın emrinde olarak Düşecek- Yunuslar hattına karşı düşmanını Kuzey kanadına taarruz edecek, Bolşevik taburu ve Emet Kuvay-ı Mil/iyesi ile irtibat yapacaktır.
2- 23 Ekim 1920’den itibaren 61. Tümenin, Grup Komutanlığı emrine vereceği alay, Efendi köprüsü-Derbent genel yönünde düşmanı cephede oyalamak için kullanılacaktır. Durumun gelişmesine bu alay ile ya 11. veya 61. Tümen’in takviyesi Grup komutanlannın kararlanna bırakılmıştır.
3- 11. Tümen 189. Alay da emrinde olmak üzere Arpa Yaylası üzerinden düşmanın güney kanadına taaruz edecektir[14].
Ertuğrul Grubu kumandanı Kazım Özalp’ın anlatıları ile Gediz Muharebelerini okumaya devam edelim:
Muharebeye iştirak eden kuvvetler, 61 ve 11.fırkalar, bir depo alayı, 1. Kuvayı Seyyare ve Kütahya batısında Emet kazasında Dr. Fazıl Bey’in (sonradan Ayvalık’ta yerleşmiştir) teşkil ettiği milli müfrezeden kurulmuştu. Zaten batı cephesinin kuvvetleri de hemen hemen bunlardan ibaretti. Düşmana hissettirmeden kıtalarımızı yaklaştırdık. 23/24 gecesi 61. fırka sağ cenahta, depo alayı merkezde, 11. fırka sol cenahta, Kuvayı Seyyare de daha solda olmak üzere Gediz’in kuzeyinde Yunuslar Gediğinin iki tarafında yerleşmiş olan düşman kuvvetlerinin karşısında bulunuyorduk. Düşmanlar yanaştığımızdan ve gizli tertibatımızdan haber almışlardı. 24 sabahı bütün cephede taarruzumuzla şiddetli bir muharebe başladı. Hava yağmurlu idi. Aynı zamanda kesif bir sis tabakası ortalığı kaplamıştı. 11. Fırkamız, düşmanın şiddetli mukavemeti ve karşı taarruzu önünde muvaffak olamadı ve fırkaya bağlı bazı kıtalar dağıldılar. Bu fırkaya Kaymakam (Yarbay) Arif Bey (sonradan idam edilen Ayıcı Arif Bey’dir) kumanda ediyordu. Merkezden taarruz eden depo alayı ile sağ cenahtan taarruz eden 61. Fırka düşman mevzilerini şiddetle zorluyordu. Öğleden sonra taarruzun şiddetlendirilmesini ve 11. Fırkanın dağılan kuvvetlerini toplayarak tekrar taarruza geçmesini emrettim. Muharebe akşama kadar devam etti. Fakat düşmanı mevzilerinden çıkarmak mümkün olmadı. Geceleyin de taarruza devam edilmesi için emir verdim. Bu emrin sureti şudur[15]:
“1 – 61. Fırkanın 174. Alayı düşmanın şirnal cenahına taarruz etmekte, düşmanla 250 – 300 metre mesafede temastadır.
Alay 190: İki taburiyle gene düşmanla 300 – 400 metre mesafede temastadır.
2 – Merkezden ilerleyen Alay 159 un bir taburu Polatlı ile Derbent arasındaki sırtlarda düşmana altı yüz metreye kadar mesafeye takarrüp etmiştir. 11. Fırka kıtaatının vaziyeti tefrik edilmemekte ise de mezkür fırka cephesinde muharebenin devam ettiği anlaşılmaktadır.
3 – İki taburdan ibaret kalan ihtiyatı umumi Efendi Köprüsündedir.
4 – Kuvayı Seyyare’nin ve Emet kuvayı milliyesinin vaziyetleri hakkında Grupça malümat alınamamıştır.
5 – Düşman bu ana kadar sebat etmekte olduğundan gece dahi taarruza devam edilerek düşman behemehal mağlüp edilecektir. Bunun için taarruz kolları düşman mevzilerinde münasip hücum noktaları intihap ederek müteaddit kollardan hücum ile işbu noktaları zaptedecek ve düşman mevzilerini kamilen işgal eyledikten sonra bu mevzilerde kalıp yarın için emre intizar eyleyeceklerdir.
6 – İhtiyatı umumiden ayrıca bir bölük doğruca Gedik methaline ilerliyecek ve tesadüf edeceği düşman kıtasına ateş baskını yapacaktır.
7 – Hücum zamanını fırkalar taarruz kollarının vaziyetlerine göre kendileri tayin edecekler ve mamafih behemehal tevhidi hareket eyleyeceklerdir. Hücum hareketinin gece yarısından sonraya kalmamasına da gayret olunacaktır.
8 – Alay 159 dan Polatlı ile Gedik arasında işgal muharebesi yapmakta olan kuvvet vaziyetini muhafaza edecek, yalnız ufak kıtalarını düşman üzerine saldırıp şaşkınlık verecektir. Gece harekatı esnasında kıtaat arasındaki irtibatın hüsnü muhafazası ve yanlışlığa mahal verilmemesi ve zaptedilen nıkatın (zorla ele geçirilen) diğer kıtalarca da malum olması için icap eden tedbirler yapılmalıdır.
9 – Hücumun sureti icra ve neticesi derhal bana bildirilecektir.
10 – Bu emir fırka 11 ve fırka 61 ve Alay 159 kumandanlıklarına 26.10.1920 saat 5.20 sonra da tarassut mahallinden yazılmıştır ve berayı malümat Garp Cephesi Kumandanlığına arz edilmiştir. Ertuğrul Grubu Kumandanı Kazım[16]”.
Bu emirle hareket eden 61. Tümen komutanın emrindeki bazı alaylar düşmanın 1. Hat siperine girmeyi başarsa da, Yunanlıların karşı taarruzu üzerine geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Önce topçu birlikleri arkasından da diğer askerler çekildi[17].
Kazım Özalp Millî Mücadele eserinde bu olayları şu şekilde özetlemektedir:
Bu emir 61. Fırka Kumandanı İzzettin Bey’e yollandıktan sonra, cephe kumandanı Ali Fuat Paşa’dan geri çekilme için emir geldi. Halbuki bu anda benim verdiğim emir üzerine 61. Fırka gece taarruzuna başlamış bulunuyordu. Ali Fuat 11. Fırkanın yanında bulunduğundan geri çekilme ernrini doğrudan doğruya bu fırkaya da tebliğ etmişti. Bu suretle merkez ve sağ cenahtaki kuvvetler taarruz ederken, 11. Fırka ile Kuvayı Seyyare, muharebe hattından geri çekilmeye başlamışlardı. 61. Fırka 25 Ekim saat üçe kadar taarruza devam etti. 11. Fırka 25 Ekim sabahı Yenice Armutlu köyüne dönmüş bulunuyordu. Kuvayı Seyyare de bu civara çekilmişti. Verilen emir üzerine 61. Fırka sabahleyin muharebe ettiği sırtlardan ayrılarak geri geliyordu. Muharebeyi idare ettiğim tepeden, kıtalarımızın çekilişlerini kontrol ederken, düşmanın çekilen kıtalarımızı topçu ateşiyle bile takip etmemesi dikkatimi çekti. Keşif için karargah süvarilerini muharebe mevzilerinin istikametinde gönderdim. Düşmanın, gece yarısından itibaren çekilmeğe başladığını ve Gediz’de düşman kalmadığını haber aldım. Bu sırada yanıma gelen İzzettin Bey’e, bir atlı piyade müfrezesi teşkil ederek Gedos istikametine hareket etmesini emrettim. Ayrıca bütün kıtalara bulundukları yerlerde durmaları emrini yolladım. Sonradan düşmanın gece yarısından sonra çekilmeğe başladığını ve son kıtalarının gün doğmadan evvel Gedos’tan çıktığını anladık. Dr. Fazıl Bey kumandasında Emet’ten gelmiş olan milli kuvvetler, evvela Gedos’a giderek Hamidiye Hanı yönünde düşmanı takibe koyudular. Ben vaziyet hakkında malümat vermek üzere, yol kenarından geçen te1graf hattına telefonu bağlatarak cephe karargahını aramaya başladım. Ali Fuat Paşa’nın Çavdarhisar’da bulunacağını biliyordum. Çavdarhisar’ı ararken Kütahya telgrafhanesi cevap verdi. Ankara’dan muharebenirı neticesi hakkında geceden beri malümat beklediklerini ve muharebede muvaffak olmadığımızı işittiklerinden merak içinde bulunduklarını ve Mustafa Kemal Paşa’nın son haberleri beklediğini bildirdi. Ben de hemen geceki muharebeyi ve bu sabahki vaziyeti anlattım ve kıtalarımızın Gediz’e girdiklerini arz ettim. Bu haber Ankara’yı çok memnun etti. Bundan sonra cephe kumandanıyla muhabere ettik. 61. Fırka, 159. Alay ve Kuvayı Seyyare’yi Gediz’e hareket ettirdik. Ben yeni tertibatı hazırlamak üzere karargahımla daha evvel Gediz’e vardım. Halk bizi sevinçten gözyaşı dökerek karşıladı[18].
Ali Fuat Paşa taarruzun gerçekleştiği 24 Ekim 1920 günü öğleye doğru cephede yaptığı gözetlemede hareketin başarılı olmadığını görmüş, fakat bu vaziyette beklemenin, Türk tarafının takviye alma ihtimalinin bulunmamasına karşılık, Yunanlılar’ın böyle bir imkana sahip olmaları yüzünden düşman lehine olacağına karar vererek güneşin batmasından önce tekrar taarruza geçmelerini birliklerine emretmiştir. Bu emir Ertuğrul Grubu, Kumandanı tarafından tümen kumandanlarına duyurulurken, 11 ve 61. Tümenler harekete geçmişlerse de kuvvetle tutulmuş (özellikle makineli tüfeklerle) Yunan mevzilerine bir türlü girilememiş, Kuva-yi Seyyare ise ikinci defa taarruz emrini de yerine getirmemiştir. Bu Yunan saldırısı sonunda Balıkesir, Bursa, Uşak ve Nazilli elden çıktıktan sonra Batı Cephesi Komutanlığınca girişilen Gediz Saldırısı başarısızlığa uğramıştı[19]. Bu sırada Yunan kuvvetleri Türk askerlerinin 25 Ekim gecesi büyük bir taarruz istediklerini tahmin ediyordu. Cephanesi azalmış ve aynı zamanda diğer Yunan birlikleriyle irtibatı kesilmişti. Bu sebeple 13. Yunan Tümeni Gediz’i terk etme kararı aldı. Yunanlıların çekilmesinden habersiz olan Ertuğrul Grubu 24-25 Ekim gecesi Batı Cephesi komutanlığından aldığı emirle geri çekilmeye başladı. Doğancılar köyü ve Bakacek mevkiine kadar çekildiler[20].
Kazım Özalp özetle “26.10.1920 günü 61. Fırka Gediz’de, 11. Fırka Çavdarhisar civarında bulunuyorlardı. Ben 61. Fırka ile beraberdim. Geri çekildikten sonra tekrar dönen Kuvayı Seyyare de Hamidiye Köprüsü istikametinde ilerleyerek orada düşmanla temas kurmuştu. 26/27 gecesi Hamidiye Hanı mevzilerinde bulunan düşman bizim kuvvetlerimize taarruza başladı. Aynı zamanda Bursa cephesinde de düşmanın faaliyete geçtiği bildirildi. 61. Fırkadan bir alayı ve Kuvayı Seyyareyi Gediz mıntıkasında bırakarak, diğer kuvvetlerle 26/27 Ekim sabahı Kütahya’ya hareket ettim. Gediz muharebesi çok şiddetli olmuştu. Kaybımız önemli idi. 11. ve 61. fırkalardan 14 subay ve 170 er şehit ve 13 subay ile 260 er yaralı vardı. Ayrıca 700 erimiz de kayıptı. Silah ve cephanede de kaybımız ve sarfiyatımız çoktu. Düşman Gediz’e dönüş taarruzunu yaparak orada terk ettiğimiz kıtaları geri çekilrneğe mecbur bırakmış ve 31 Ekimde Yunuslar Gediğini de işgal etmişti[21]. Sabaha karşı Gediz’den gelen 12 yaşlarında Ahmet adındaki bir çocuk, Yunanlıların gece Gediz’i terk ettiği haberini getirdi. Bu durum derhal Grup komutanlığına bildirildi. Grup komutanı da bu haberi Ankara’da Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya arz etti. Düşmanın çekilişini öğrenen Cephe Komutanı, 1. Kuvayi seyyare’nin derhal geri dönmesini, 61. Tümenin Gediz’e girmesini, 11. Tümenin de Yenicearmutçuk civarında istirahat ettikten sonra Yunuslar köyü civarına gelmesini emretti. 1. Kuvay-ı Seyyare Hamidiye Hanı civarında Yunan Birlikleriyle yapmış olduğu muharebede büyük kayıplar verdi. Bunun sonucunda da çekilmek mecburiyetinde kaldı. Türk askerinin bu çekilişinden faydalanan Yunanlılar 31 Ekim 1920 tarihinde Gediz’i tekrar işgal ettiler. Fakat bu işgal fazla devam etmedi. 12 Kasım akşamı 13. Yunan tümeni Gediz’i tekrar boşaltmak mecburiyetinde kaldı[22].
Kuva-yı Milliye’den Düzenli Orduya Geçiş
Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduktan yaklaşık üç ay sonra; Kuva-yı Milliye yerine düzenli ordu kurulması yolunda tartışmalar başlamıştır. 1920 Haziran sonunda başlayan Yunan genel taarruzu karşında millî birlikler zaman zaman başarılı mukavemette bulunmuşlar ancak Türk kuvvetlerinin düzenli bir ordu şeklinde olmayışı üzerine Yunan kuvvetleri gittikçe ilerleme götermiştir. Türk kuvvetleri bu yapısının bir neticesi olarak 24 Ekim 1920 günü yapılan Gediz Muharebesi’nde mağlup olmuştur. Bu yenilgi TBMM’de derin etkiler göstermiştir. Mustafa Kemal Paşa’da “Efendiler, dalgalı ve düzensiz ve komutasız bazı savaşlardan sonra bildiğiniz üzere Gediz’de yenildik” diyerek, düzenli ordunun kurulmasının zamanı geldiğini çoktan ifade etmiştir. Nitekim Gediz taarruzunda alınan bu yenilgi bu konuda dönüm noktasını oluşturdu[23].
Bu sırada Anadolu’nun diğer yerlerinde de Yunanlılarla çetin muharebeler devam ediyordu. 1. ve 2. İnönü savaşlarında Yunanlılar büyük kayıplar vermişlerdi. Bu durum Anadolu halkının maneviyatının yükselmesine sebep olmuş ve yenilgilerin kendileri için bir alın yazısı olmadığını anlamıştı. Yunanlıların arka arkaya almış oldukları bu iki yenilgi onları Türk ordusuna son darbeyi vurmak için taarruza geçmeye zorlamıştı. 8 Temmuz 1921 günü düşman bütün cephelerde ileri harekete başladı. Düşman bu taarruzuyla Sakarya nehrine kadar olan bölgeleri işgal altına aldı. Bu işgalden 13 Temmuz günü Gediz de nasibini aldı. Böylece Gediz ikinci defa düşman işgali altına girmişti. Bu işgalle birlikte Yunuslar da işgal altına girmiş oldu. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın emrindeki Türk askeri Yunanlıları önce Sakarya Meydan Muharebesinde bozguna uğrattı. Arkasından 26 Ağustos 1922 tarihinde Büyük Taarruz’a karar verildi. Bu tarihte başlayan Büyük Taarruz kısa bir müddet içinde başarıdan başarıya koşarak, 1 Eylül 1922 tarihinde sabah ezanları okunurken Gediz’e Türk ordusu hakim oldu. Böylece Gediz’le birlikte işgal edilen diğer yerler ve Yunuslar da düşman işgalinden kurtuldu.
Millî Mücadele yıllarında şehit olanlarla ilgili muhtelif arşivlerde yaptığım çalışmalarda resmi olarak ulaşabilinen bir tane şehit kaydı bulunmaktadır. Bu kişi Musakahya Oğullarından (şimdiki soyadları Akbaş) İbrahim Oğlu Mehmet’tir. Mehmet Milli Mücadelenin hemen akabinde eşkıya takibi esnasında şehit olmuştur. Bundan başka resmi kayıtlarda yer almayan Bastırların Halil Efe ve Çakmak Osman Kuvay-ı Milliyeci olarak savaşa katılmışlar ve şehit olmuşlardır. Bundan başka, Kel Veli’nin oğlu Ahmet de köyde Yunanlılar tarafından şehit edilmiştir[24].
Gerek Milli Mücadele ve gerek bundan önceki savaşlardaki vatan savunmasında Yunuslar Köyünden birçok kişi savaşa katılmıştır. Bunlardan tespit edilenlerden bir tanesi İbrahim Örnek (Hacı Şılak) Birinci Dünya Savaşı’nda HicazYemen cephesinde İngilizlerle mücadele etmiştir. Buradan Milli Mücadele döneminde de savaşa katılmış, her hangi bir yara almadan köye dönmüştür. Yine Mustafa Onbaşı (Mustafa Akpınar) savaşa katılanlar arasındadır. Mustafa Onbaşı girmiş olduğu bir savaşta gözünü kaybetmiş ve gazi olarak köye dönmüştür. Gazi olarak köye dönenlerden birisi de Ömer Yiğit’tir. Ömer Yiğit Milli Mücadele döneminde Afyon, Dumlupınar ve Murat Dağı civarında kuvay-ı milliye birlikleri içerisinde yer almış ve Yunanlılarla mücadele etmiştir. Hüseyin Çavuş (Kocaman) yine kuvay-ı milliye birlikleri içerisinde yer almış ve Yunanlılarla Murat Dağı civarında mücadele etmiştir. Bu durum Yunanlılar tarafından öğrenilmiş ve köydeki babasına (Ulu Oğlu Abdullah) ait ev yakılmıştır[25].
Yunanlılarla mücadele eden bir başka kuvay-ı milliyeci İbrahim (Berbero) Çavuştur. İbrahim Çavuş Birinci Dünya Savaşında bulunmuş ve gazi olarak köye dönmüştür. Köye döndükten sonra halk tarafından köye muhtar seçilmiştir. Yunanlılann köyü işgali sırasında muhtarlık vazifesini devam ettirmiştir. Yunanlıların köyü işgal edince köyün işgalden kurtulması için büyük çabalar sarf etmiş ve Yunanlıların Arpakıranındaki mevzilerini tespit ederek Bakacek mevkiindeki Türk askerine bildirmiştir. Kendisinde aynı zamanda çok iyi bir topçu olduğu ve bazı Yunan mevzilerini tam isabetle bombaladığı anlatılmaktadır. 1298 Doğumlu Mustafa Araz (Mısdan), 1315 Doğumlu Mehmet Çakmak (Çakmak) da savaşlara katılmışlardır. Yunuslar köyü ve çevresinde Millî mücadele döneminde meydana gelen bu savaşlarda çok şehitler verilmiştir. Bunların bir kısmı şehit oldukları yerlere defnedilmiştir. Yedi şehidimiz duyarlı köy halkı tarafından Karaçayır’ın güney tarafına getirerek ayrı bir mezarlık oluşturmuştur. Bu şehitlik ve şehitlerin mezarı hâlâ korunmaya devam etmektedir. Şehitlik birkaç defa onarımdan geçmiştir. Bunlardan birinci onarım 1940 yıllarda köy halkı tarafından gerçekleştirilmiştir. İkincisi 1998 yılında köyümüz öğretmenlerinden İsmet Yıldız’ın babası Mehmet Yıldızın önderliğinde olmuştur. Son onarım ise 2020 Yılında Gediz kaymakamlığının desteğiyle yapılmıştır[26].
Sonuç
Türkiye ve diğer Türk Dünyası coğrafyasında Yunus Emre’nin mezarlarının bulunduğu birçok köy veya yerleşim alanı bulunmaktadır. GEDİZ YUNUSLAR KÖYÜ’de muhtemelen bunlardan bir tanesidir. YUNUSLAR (ÇATALZEYTİN KASTAMONU), YUNUSLAR (GEREDE), YUNUSLAR (MAHALLE, BEYŞEHİR-ESKİ DOĞANBEY BUCAĞI, KONYA, YUNUSLAR (MAHALLE, BURHANİYE-ESKİ M BUCAĞI-BALIKESİR), YUNUSLAR (MAHALLE, DURSUNBEY-ESKİ GÖKÇE DAĞ BUCAĞI-BALIKESİR), YUNUSLAR (MAHALLE, GÖLMARMARA, MANİSA), YUNUSLAR (MAHALLE, İSLAMLAR BAĞ. ELMALI, ANTALYA), YUNUSLAR (MAHALLE, KELES-ESKİ M BUCAĞI-BURSA), YUNUSLAR (MAHALLE-ÜĞÜMCE BAĞ. KANDIRA, KOCAELİ), YUNUSLAR (MEZRA, GÖKDOĞAN BAĞ, KURTALAN, SİİRT), YUNUSLAR (ZAVET, RAZGRAD, BULGARİSTAN)’DA YUNUSLAR isminde şimdilik bilinen yerleşim yerleri bulunmaktadır. Bizim araştırmamıza konu olan Kütahya Gediz Yunuslar Köyü doğa ve tarihî zenginlikleri ile bunlardan birisidir. Millî Mücadele döneminde büyük ölçüde sayılabilecek bir taarruz bu bölgede gerçekleşmiştir. Sonuçları itibariyle başlangıçta yöre Yunan askeri güçleri tarafından işgal edilmiş olsa da daha sonra çekilmek zorunda kalmışlardır. Son olarak Büyük Taaruzla başlayan Dumlupınar zaferiyle sonuçlanan Türk karşı harekatıyla düşman İzmir’de denize dökülmüştür. Gediz Yunuslar Köyü halkı şehitlerine sahip çıkmış onlar hatırasına bir anıt ve şehitlik inşa etmiştir. Bu ruhla Yunus Emre nefesi taşıyan Türkiye coğrafyası, Türkistan Kelamının canlı kitabı Hoca Ahmet Yesevî’nin hikmetini asırlar sonrasında temsil etmekte ve evlatlarına emanet bırakmaktadır.
Kaynaklar
1-Aykut Akgül, Beş Savaş Bir Şehir Eskişehir, Dorlion Yayınları, Eskişehir, 2019.
2-Hüseyin Göksal, Tarihi ve Kültürüyle Yunuslar Köyü, Sonçağ Yayınları, Ankara, 2021.
3- Hüseyin Göksal, 19. Yüzyılın İlk Yarısında Yunuslar Köyünün Demografik Yapısına Dair Bir İnceleme, Toplum, Ekonomi ve Yönetim Dergisi, Cilt 4, Sayı Özel, Ay Ekim, Yıl, 2023, s. 220-239.
4-Kâzım Özalp, Millî Mücadele, 1919-1922, TTK, Ankara, 1988.
[1] GÖÇEBE, Fikir, Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 31, Ağustos 2025, Gediz-Yunuslar Köyünden olması ve bizi beldeden haberdar etmesi vesilesiyle Âdem AKARSU Beye teşekkür ederim.
[2]Hüseyin Göksal, 19. Yüzyılın İlk Yarısında Yunuslar Köyünün Demografik Yapısına Dair Bir İnceleme, Toplum, Ekonomi ve Yönetim Dergisi, Cilt 4, Sayı Özel, Ay Ekim, Yıl, 2023, s. 222.
[3] A. g. m., s.222
[4] A. g. m., s.222-223
[5] A. g. m., s.223.
[6] Hüseyin Göksal, Tarihi ve Kültürüyle Yunuslar Köyü, Sonçağ Yayınları, Ankara, 2021., s. 8-9.
[7] A. g. e., s. 27.
[8] A. g. e., s. 27-29.
[9] A. g. e., s.29.
[10] A. g. e., s.29-30.
[11] Aykut Akgül, Beş Savaş Bir Şehir Eskişehir, Dorlion Yayınları, Eskişehir, 2019., s.17.
[12] Hüseyin Göksal, a. g. e., s. 31.
[13] Kâzım Özalp, Millî Mücadele, 1919-1922, TTK, Ankara, 1988., s. 164.
[14] Hüseyin Göksal, a. g. e., s.31
[15] Kazım Özalp, a. g. e., s. 164.
[16] A. g. e., s. 164-165.
[17] Hüseyin Göksal, a. g. e., s. 33.
[18] Kazım Özalp, a. g. e., s. 165-166.
[19] AykutAkgül, a. g.e., s. 17.
[20] Hüseyin Göksal, a. g. e., s. 33.
[21] Kazım Özalp,a. g. e., s.165-166
[22] Hüseyin Göksal, a. g. e., s. 33-34.
[23] Aykut Akgül,a. g. e., s. 18.
[24] Hüseyin Göksal, a. g. e., s. 34.
[25] A. g. e., s. 35.
[26] A. g. e., s. 36.


