ABD 03 Ocak 2026’da Venezuela’ya sıra dışı bir operasyon yaptı. Bu operasyonla Devlet Başkanı Maduro ve eşini alıp kaçırması, sonrasında “ülkeyi biz yöneteceğiz” açıklaması ve ülkenin petrol kaynaklarını ABD şirketlerinin işleteceğini ilan etmesi tarihi bir dönemeç niteliğindedir.
ABD, BM Güvenlik Konseyi kararı veya meşru bir gerekçe olmadan egemen bir devletin başkentini bombalayıp başkanını kaçırdı. Trump, Bush yönetiminin Irak işgalinde (2003) öne sürdüğü “kitle imha silahı” gibi kılıflar bile aramadı.
Buna uluslararası arenada, birkaç ülkenin kınaması dışında, ciddi bir tepki gösteren ülke olmadı.
BM sistemini felç eden bu tutuma karşı uluslararası camia sessiz ve çaresiz.
Sadece, ABD’de New York’un Müslüman Belediye Başkanı bu durumu “bir savaş eylemi ve hem federal hem uluslararası hukukun ihlali” olarak nitelendirdi.
E. Büyükelçi Tugay Uluçevik‘e göre, bu eylem BM Yasası’ndaki “toprak bütünlüğüne saygı” ve “barışçıl çözüm” ilkelerini hiçe saymıştır. “Milletlerarası ilişkilerde meşruiyetin kaynağı ve ölçüsü artık BM Yasası değil, ABD Başkanı Trump’ın şahsi iradesi ve takdiridir”.
Trump, “Güvenli bir geçiş sağlanana kadar ülkeyi ABD yönetecek” diyerek Venezuela’yı fiilen 51. eyalet gibi yönetmeye başladı. Bu durum, BM sisteminin iflası ve “orman kanunlarının” ilanıdır.
****************************************
Petrol, Altın, Lityum ve NTE Kaynaklarına Çökme
Operasyonu yürüten ABD Güney Komutanı Orgeneral Laura Richardson, 13 Kasım 2025’te Atlantic Council’de yaptığı konuşmada “Venezuela konusunun yalnızca demokrasi ve kokain kaçakçılığı olmadığını” açıkça belirtmişti. Richardson’a göre asıl mesele, “Batı ordularına ve sanayisine güç veren” zengin petrol, altın, lityum ve diğer nadir toprak elementleridir.
Trump, operasyon sonrası yaptığı açıklamada Venezuela petrol yataklarına el koyduğunu ve artık bunları Amerikan şirketlerinin işleteceğini duyurarak “ticari işgali” doğruladı.
Yakın zaman içinde ABD şirketlerinin Venezuela’nın zengin lityum ve NTE kaynaklarını da işletmeye başlayacağını göreceğimiz kesin.
Yani müdahalenin sebebi Maduro’nun diktatör olması değil, Trump’ın taleplerini yerine getirmemiş olmasıdır.
****
Venezuela, 300 milyar varil ile dünyanın en büyük petrol rezervine sahiptir. Trump bu kaynağı doğrudan ABD envanterine kattı.
Venezuela aynı zamanda, 9 bin ton altın rezerviyle de en büyük altın kaynağına sahip ülkelerden biridir.
“Lityum”, elektrikli araç pillerinin ve modern teknolojinin temelidir. ABD, bu hamleyle Çin’in üretim gücünü ve ham maddeye erişimini baltalamayı hedeflemektedir. Trump, “Böyle bir operasyonu benden başka kimse yapamaz” diyerek, rakipleri olan Çin ve Rusya’ya meydan okumaktadır.
Bu yeni model ile “vekalet savaşlarının” yerine, “doğrudan el koyma” döneminin başladığını düşünebiliriz.
****************************************
Neden Kimse Maduro’yu Savunmadı?
Bu sorunun cevabı, ülke içindeki sefalet, yolsuzluk ve adaletsizliklerde aranıyor. ABD müdahalesi hukuksuz olsa da Maduro rejiminin kendi halkına yaşattıkları halkı tepkisizleştirdi.
Rejimin izlediği politika ile ülke üretim yerine ithalata alıştırılmış, petrol gelirleri “betona” ve sosyal yardımlara harcanarak halkın üretme yeteneği yok edilmişti.
Halk o kadar yoksullaştırıldı ki, çoğu ülkenin işgalini bir kurtuluş olarak gördü.
Venezuela’da son 10 yılda 9 milyon vatandaş ülkeyi terk etmiş. Memur maaşı 5 dolar, emekli maaşı 3 dolardır. Saray çevresi zenginleşirken, halk çöpten yemek toplar hale gelmiştir. Bu yüzden halk sadece “iş ve aş” verecek birini beklemektedir.
E. Müsteşar Necdet Topçuoğlu’nun “içerideki işbirlikçiler” tezi doğrulanmıştır; Reuters’a göre CIA ekipleri Venezuela hükümeti içinden istihbarat alarak bu “nokta atışı” kaçırmayı gerçekleştirmiştir.
Ordunun hareket yeteneği yok olmuş, hiçbir karşılık vermemiştir.
****
RUH İKİZİ: Murat Muratoğlu’nun 12.07.2020’de yayınladığı “TÜRKİYE’NİN RUH İKİZİ VENEZUELA NEDEN BATTI?” https://www.youtube.com/watch?v=M8N4Wda6nDc başlıklı videosunu izlemenizi tavsiye ederim. Muratoğlu’nun anlattığı, Türkiye ile Venezuela’ya dair benzerlikler üzerinde düşünmemiz lazımdır.
Elbette iki ülkenin şartları her konuda aynı değildir. Türk Milletinin cevheri benzersizdir. Dış müdahalelere asla boyun eğmez. Ama dış müdahale anında “iç cephenin” zayıflamasına neden olabilen sebepleri ortadan kaldırmak lazımdır. Bunun için Venezuela örneğinden ders çıkarmamız gerekir.
****************************************
Türkiye İçin Dersler
Türkiye BOP kapsamındadır. Trump’ın enerji kaynaklarını kontrol etme ve NTE (nadir toprak elementleri) kaynaklarına el koyma hedefi de biliniyor. Bu sebeplerle ABD’nin Venezuela operasyonu doğrudan Türkiye’yi ilgilendirmektedir.
Venezuela’nın işgali şunu gösterdi: Yolsuzluğun olduğu, hukukun bittiği, halkın yoksullaştığı ve kutuplaştığı bir ülke, en gelişmiş silahlara sahip olsa bile savunmasızdır.
Dış müdahaleye karşı dirençli olabilmemiz için, Türkiye’nin (Venezuela’daki gibi) ekonomisi çökmüş, hukuku bitmiş, yolsuzluk ve partizanlıkla iktidarın halk desteğini kaybettiği, etrafını satın alınabilecek kişilerden oluştuğu bir devlet yapısına dönmemesi gerekir.
Venezuela halkının Maduro’nun kaçırılmasına sessiz kalması, açlığın vatanseverliği bastırabileceğini gösterdi.
Türkiye’de gelir adaletsizliği giderilmeli, halkın alım gücü artırılmalı ve “sosyal yardım bağımlılığı” yerine “üretim ekonomisine” geçilmelidir.
Özellikle gıda ve enerjide ithalata dayalı ekonomik model, ambargo veya abluka durumunda Türkiye’yi Venezuela gibi çaresiz bırakır. Tarım ve hayvancılıkta tam bağımsızlık, en az savunma sanayi kadar stratejiktir.
Yargı, Ordu, MİT, Merkez Bankası gibi kurumların şahsileşmesi değil, kurumsallaşması gerekir. Lider odaklı değil, sistem odaklı bir devlet yapısı, lider hedef alınsa bile devletin çarklarının dönmesini sağlar.
İktidar, muhalefeti “düşman” değil, devletin bekası için “paydaş” olarak görmelidir. Kutuplaştırıcı dil terk edilmeli, “İÇ CEPHE” adalet ve demokrasi ile güçlendirilmelidir.
Ordunun ve istihbaratın içine siyaset girmemeli, kurumsal hiyerarşileri siyasi tartışmaların dışında tutulmalı; atamalarda liyakat tek kriter olmalıdır.
Venezuela, “İÇ KALEYİ” kaybettiği için kolayca işgal edildi.
İç kalemizi tahkim etmek için, teröristbaşı ile müzakere çare değildir. Çare yoksulluğu yenmiş, adalete güvenen, kurumları sağlam ve birbiriyle barışık, kaynaşmış bir Türk milleti haline gelmektir.


