15. ve 16. yüzyıllar ‘Türk asırları‘ olarak anılır.
M.Ö. 220 yılında Hun İmparatorluğu ile başlayan ‘Cihan devleti kurma‘ ideali, 15. Yüzyılda doruğa ulaştı. 16. yüzyılda devam etti. Bu sebeple Türkler, dünya coğrafyasının çok geniş bir kesiminde yaşamaktadırlar.
Sözü edilen asırlarda; Osmanlı Cihan Devleti, Çin’de Kubilay Han yönetimi, Babür İmparatorluğu, Kazan, Kırım, Karadağ, Astrahan, Sibir, Kasım ve Doğu Türkistan’da, Seidiye ve Hokand, Kazakistan’da Kazak, Özbekistan’da Hive, Buhara, Özbek hanlıkları, Altın Orda Hakanlığı, İran’da Afşar, Kacar ve Safevi hanedanlıkları, Mısır’da Kölemenler ve Hindistan’da Türk sultanlıklarının hükmettiği alanın yüzölçümü 50.000.000 Km2 idi. Denizler hâriç, dünyanın yüzölçümü 150.000.000 Km2‘dir. Demek ki dünyanın 3’te 1’i, bir tek milletin, Türklerin yönetimi altında idi.
Bu gerçek, Türklerin neden bu kadar geniş alana yayıldıklarının anlaşılabilir açıklamasıdır.
Bu arada, Ahıskalı Türkler gibi, sürgün yerlerinden eski yurtlarına dönme imkânını henüz bulamayan soydaşlarımızı da hatırlamamız gerekir. Bilindiği gibi günümüzde 500.000 civarında Ahıskalı Türk, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Rusya Federasyonu’na bağlı muhtar cumhuriyetler, Türkiye, Almanya, Ukrayna, Gürcüstan, Litvanya ve Kırım başta olmak üzere; 15 ayrı devletin 265 farklı şehrinde, 4.264 adet değişik yerleşim biriminde hayatta kalma mücâdelesi veriyorlar.
Rusya Federasyonu’nun 28 yerleşim biriminde 70.000, Kazakistan’ın 36 yerleşim biriminde 145.000, Azerbaycan’ın 14 şehrinde 106.000, Kırgızistan’da 57.000, Özbekistan’da 30.000, Ukrayna’da 18.000, Türkiye’nin 45 vilayetinde dağınık vaziyette 60.000 Ahıskalı Türk yaşamaktadır.
Kendi istekleriyle göç edenlerin dışında kalan Ahıskalı Türklerin, bu kadar geniş coğrafyada yaşamaya mecbur edilmelerinin sebebi, kalabalık kütleler içerisinde azınlıkta kalmalarını sağlayıp asimile olmalarına zemin hazırlamaktır.
Doğu Türkistan’daki Türkler de öz yurtlarında Çin zulmü altında asimile edilmeye çalışılmaktadır.
Asimile edilmek istenen bir başka grup Türk, Balkanlarda hayatta kalma mücâdelesi veriyor.
Balkanlar… Veya söylerken gönül tellerimizi titreten, gözlerimizi nemlendiren adı ile Rumeli…
Rumeli’yi öylesine yürekten sevdik ki; oralarda yaşarken de, oraları terk etmek mecburiyetinde kaldıktan sonra da unutamadık. Şiirlerde, hikâyelerde, romanlarda, efsâne ve destanlarda Rumeli’yi andık. Şarkı, türkü ve manilerde hep Rumeli’yi terennüm ettik. Minyatürlerde, sulu ve yağlıboya tablolarda Rumeli’yi anlattık. Rumeli üzerine zengin bir külliyat oluşturduk.
Balkanlardaki soydaşlarımızın, dindaşlarımızın Türklük ve Müslümanlıkla bağlarının diri tutulması için bunlar gereklidir fakat yeterli değildir. Onların bize gelmelerini bekleyemeyiz. Bizim onlara gitmemiz lâzımdır. Gidildiğinde de Hıristiyan batının değil, kendi medeniyetimizin izlerini tâkip etmeliyiz.
Türklük ve Müslümanlık Balkanlarda aynı kavramı ifâde eder. Müslümanlığı kabul etmiş insan için; ‘Türk oldu‘ denilir. Babalar, dedeler, anneler ve büyükanneler, babaanneler çocuklarına ve torunlarına, fırsat buldukça, ‘Türklüğün beş şartı’nın birincisi‘ olarak ‘Kelime-i şahadet’i öğretirler.
İlgimiz, temasımız zayıflarsa, bu güzellikler yok olabilir.
*
Türkiye’de birçok kişi, sınırlarımız dışındaki Türklerin Türklükle ilgilerinin kalmadığını düşünmektedir. Onlar büyük bir yanılgı içerisindedirler.
Birkaç örnek vereyim:
Kerkük Türkleri, ay-yıldızlı bayrağımızı özledikçe Bağdat’a; Türkiye Büyükelçiliği binasında dalgalanan bayrağımızı uzaktan da olsa seyretmeye gitmekte, dönüşünde hâne halkına, heyecanla ve gözyaşı dökerek duygularını anlatmaktadırlar.
Türkiye’de Adnan Ötüken ile birlikte kütüphâneciliğin kurucusu olarak tanıdığımız rahmetli Müjgân Cumbur hanımefendi Afganistan’a gittiğinde, Afgan Türkmenlerinden bir gurup, O’nun kalmakta olduğu misâfirhânenin çevresinde geceleri nöbet tutmuş, gürültü edilmemesi için tedbir almış ve sabah olduğunda, evinden getirdiği; tâze süt, yumurta, kaymak ve çörekleri ikram etmek için çekingen hareketlerle eve yaklaşmışlardır.
400.000’lik nüfusunun % 70’i Türk olan Tuva Muhtar Cumhuriyeti’nin Türk Meclis Başkanı, Türkiye’den ülkesine turist olarak gelen Türklere soruyor: ‘Tuva’da yaşayan 280.000 Tuva Türkü’nün tamamı Türkiye’yi bilir. Türkiye’de yaşayan 77.000.000 Türk’ten acaba 200.000’i Tuva’yı bilir mi?’ Ve sonrasında feryat gibi bir istek: ‘Bizi unutmayın. Sizden fazlaca bir beklentimiz yok. Ülkemizi ziyârete gelin, yeter.’
*
Yaşamakta oldukları kendi öz vatanlarında azınlık konumunda bulunan bütün Türkler, asimilasyona ve misyoner faaliyetlerinin baskılarına mâruz kalıyorlar.
Dünyanın dört bir tarafındaki mazlum ve mağdur Türkler, kimliklerini korumak için büyük mücâdele veriyorlar.
Mazlum ve mağdur Türklerin asil ve muhteşem feryadını dünya milletleri, insan haklarının sözde savunucuları duymuyor.
Bizler duymalıyız…