Devletleri ayakta tutan kurumlarıdır. O kurumlar ne kadar sağlam ve güvenli ise; kalkınmışlığınız ve demokratik hayatınız da o derece güvenlidir. Kurumları tabii ki insanlar yönetir. Eğer atandığı kurumun başına hak etmeyen, birileri geçerse, o kurumlar görevlerini yerine getirmez, hakkaniyet ölçülerinden şaşar ve devlete karşı vatandaşlar arasında güvensizlik başlar. Prof.Dr. İskender Öksüz bir yazısında: “Birçok kötülüğün, birçok aksaklığın çok değil ancak birkaç kök sebebi vardır. Aksaklık kadar, kötülük kadar sebep yoktur. Sıklıkla bir sebep, birçok aksaklığa birden yol açar. Onu düzeltirseniz düzinelerle kötülük ortadan kalkar.”
Dilerseniz gelin İskender Hocanın bu sözünü çok güzel bir örnekle taçlandıralım. 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde 21 Temmuz 1977’de kurulan 2. Milliyetçi Cephe Hükümetinde milletvekili olmadığı halde Gümrük ve Tekel Bakanlığına atanan merhum Gün Sazak, cumhuriyet kurulduğundan beri gümrük kapılarındaki yolsuzluk ve rüşvet bataklığını görevde kaldığı 5,5 ay gibi kısa bir zamanda kurutmuştur. Sonrasında meşhur “Güneş Motel” olayı patlak vermiş ve Adalet Partisinden istifa eden 11 milletvekili CHP’ye geçerek 2. Milliyetçi Cephe Hükümeti düşürülmüştü. Gün Sazak’tan boşalan Gümrük ve Tekel Bakanlığına Tuncay Mataracı oturmuştu. Bu duruma Gün Sazak’la siyasi görüş yönünden taban tabana zıt olmasına rağmen o dönemin Milliyet Gazetesi Yazı işleri Müdürü Abdi İpekçi, olayı şiddetli bir şekilde eleştirmiş Gün Sazak’a arka çıkmıştı.
Aynı zamanda İpekçi ile aynı görüşü paylaşan CHP’nin sol kanadından İzmir Milletvekili Süleyman Genç: “Ben inceledim, cumhuriyet kurulduktan bu yana gümrüklerdeki soygunu, fikri ve felsefesi benimle yüzde yüz ters olan Gün Sazak önlemiştir.” diye konuşmuştur.
Parlamenter sistem içinde de yasalara ve anayasaya arada bir uyulmadığı oluyordu ama kurumlarımız, hiçbir zaman cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildikten sonraki kadar hırpalanmıyordu.
Anayasa Mahkemesi:
Anayasanın 2. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir “hukuk devleti” olduğunu ilan etmektedir. Hukuk devleti; her şeyden önce, Devletin tüm organ, kurum ve görevlilerinin Anayasaya uygun hareket etmesini, Anayasa ile bağlı olmasını zorunlu kılmaktadır. Anayasa maddesi 153 göre AYM kararlarının kesin olduğunu yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığını belirtmektedir. Anayasa maddesi: 6/3, “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Madde: 138/1’e göre ise, “Hâkimler Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak hüküm verirler.” demektedir. Hukuk sistemimizde hiçbir kuruma veya kişiye AYM kararlarına direnme yetkisi tanınmamıştır.
Anayasa bu kadar net ve açık olmasına rağmen anayasaya göre hak ihlâline uğradığına hüküm verilen Hatay milletvekili Şerafettin Can Atalay neden hâlâ içerde anlaşılır gibi değil.
Türkiye’de en fazla hukuk sistemimiz eleştirilmesine rağmen, adalet bakanımız: “Türkiye bir hukuk devletidir.” Demekten ileri gitmiyor. Peki ama hukuksuz gerekçelerle içeride yatırılıp sonrada hiçbir şey olmamış gibi salınan insanımızın hayatından çalınan günlerin hesabını kim verecek?
Atatürkçü Askerler
Son yıllarda görev yaptığı kıtadan üstün hizmet madalyaları ile taltif edilerek emekli edilelen askerler, bir bakıyorsunuz Ordu Evlerine giriş kartları iptal ediliyor.
Hatta Özel Harp Komutanlığından emekli edilen Albay Orkun Özeller, sosyal medyada verdiği demeçler nedeniyle önce içeriye atıldı 57 gün yatıp çıktıktan sonra Ordu evlerine giriş kartı iptal edildi.
Sözcü Gazetesi yazarı Saygı Öztürk’ün yazdığına göre, Emekli Askeri Hâkim Ahmet Zeki Üçok, Fenerbahçe Orduevinde bulunan sağlık merkezine ilaç yazdırmaya gittiğinde kartı iptal edildiği için ilacını yazdıramadı. Hâlbuki çatışmada yaralı ele geçen PKK’lılar bile önce tedavileri yapılıyor sonra cezaevine konuluyor.
En son Türkiye’de neredeyse tanımayanın kalmadığı Naim Babüroğlu Paşaya dahi getirilen yasaklar, artık tuzun bile koktuğunu ispat etmeğe yeter. Naim Paşa için terörle mücadelenin efsane komutanı Osman Pamukoğlu’nun ‘Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok’ kitabında övgüyle bahsettiği Yüzbaşı Naim’dir.
Pamukoğlu: Naim yüzbaşı için; “Bu subay ne zaman uyur, ne zaman yemek yer, hiç görmedim, 24 saat her yerde hazırdı olurdu.” Diyor.
Ege Adalarının Yunanistan tarafından işgalini sürekli dile getiren Milli Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım dahi orduevlerinden yasaklılar kervanında. Gerisini varın siz düşünün.
Milli Eğitim Bakanlığı
Adı üzerinde asıl görevi çocuklarımızı eğitecek, öğretecek bir kurum olması gerekirken, Milli Eğitim Bakanı en son demecinde: “Bizim işimiz eğitim değil, çocukları terbiye etmektir.” Demez mi? Demek ne kadar terbiye ediyorlar ki, guruplar halinde fuhuş ve uyuşturucu müptelası yakalamalarına rağmen bir türlü sonunu getiremiyorlar!


