İnsan, en güzel kıvamda yaratılmış. Ona, kapsamlı bir kabiliyet verilmiş. En aşağı vaziyetlere düşebilir! En yüksek derecelere çıkabilir. Yerden göğe, zerrreden güneşe kadar yükselebilir. Velhasıl en aşağı yerlere düşebilecek bir imtihan ve deneme meydanında bulmuş kendini.
İnsan, nihayetsiz düşüş ve yükselişlere giden, iki yolun başlangıcına bırakılmış.
Bir Kudret Mucizesi, bir Yaratılış Gayesi. Üstelik, şaşırtıcı san’atlarla bezenerek dünyaya gönderilmiş. Müspet – menfî yükseliş ve düşüşlere lâyık imkânlar içinde; âdeta, bir sır küpü olarak yaratılmış.
Nitekim insan, Kâinat ve Evren’in hemen hemen her şeyine muhtaç! Onlara karşı ilgilenecek şekilde yaratılmış. İhtiyaç ve gereksinimleri, âlemin her tarafına dağılmış. Arzuları, ebede kadar uzanmış. Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Bir bahçeyi arzu ettiği gibi, ebedî Cennet’i de arzu eder. Bir dostunu görmeye istekli olduğu gibi, Yüce Allah’ı görmeye de, arzuludur. Başka bir yerde bulunan bir sevdiğini ziyaret etmek için, o yerin kapısını açmaya muhtaç olduğu gibi, berzah ve kabir âlemine göçmüş sevdiği dostlarını da, ziyaret etmek ister.
Ebedî / sonsuz ayrılıklardan kurtulmak için, koca dünyanın kapısını kapayacak; acayip bir mahşer olan âhiret kapısını açacak, dünyayı kaldırıp âhireti yerine kuracak; Mutlak Kudret Sahibi Allah’ın kapısına sığınmaya, özellikle muhtaç.
İşte bu durumdaki insana; hakîkî Mâbud, asıl Tapılacak olan Zât; herşeyin dizgini elinde, herşeyin hazînesi yanında, herşeye nâzır, her mekânda hâzır; mekânsız, âcizlikten uzak, kusursuz, eksiksiz; Kudretli, Rahîm ve Hakîm bir Allah olabilir. Çünkü, insanın sonsuz ihtiyaçlarını yerine getirecek; ancak, nihayetsiz bir Kudret ve herşeyi kuşatıcı bir İlim Sâhibi olabilir. Öyle ise, ibadete lâyık ancak O’dur.
İşte ey insan! Eğer yalnız O’na kul olsan, bütün mahlûklar üstünde bir mevki kazanırsın.
Eğer kulluktan çekilirsen; âciz mahlûkatın hor ve hakîr gördüğü bir abd olursun!
Eğer benliğine ve gücüne güvenip, Allah’a tevekkül ve duayı bırakıp, büyüklük taslarsan; o zaman iyilik ve icat bakımından Arı ve Karınca’dan daha aşağı, Örümcek ve Sinek’ten daha zayıf düşersin.
Şer ve tahrîp bakımından ise, dağdan daha ağır, vebadan daha zararlı olursun!
Çünkü, insanda iki cihet var: Birisi; vücut, hayır, müspet ve fiil cihetidir. Diğeri; tahrip, yok etme, şer, inkâr ve tepki cihetidir.
Birinci cihet bakımından Arı’dan, Serçe’den aşağı. Sinek’ten, Örümcek’ten daha zayıfsın.
İkinci cihet bakımından ise, Dağ, Yer ve Gökler’den geçer! Onların çekindiği, acz gösterdiği bir yükü kaldırır! Onlardan daha geniş, daha büyük bir alan sahibi olursun!
Çünkü Sen iyilik ve icat ettiğin zaman, yalnız imkân ve gücün nisbetinde, elin ulaşacak derecede, kuvvetin yetişecek mertebede, iyilik ve icat edebilirsin. Eğer fenalık ve tahrîp etsen; o zaman fenalık, tecavüz ve tahrîbin yaygınlaştıkça yaygınlaşır!
Meselâ: Küfür / inançsızlık bir fenalık, tahrîp ve yıkımdır! Bir tasdiksizliktir! Fakat o tek seyyie / kötülük; bütün kâinatın hor görülmesini, bütün İlâhî İsimler’in çürütülmesini, tüm insanlığın rezilliğini içerir.
Çünkü, mevcudatın yüksek bir makamı, önemli bir görevi vardır. Onlar, birer Rabbanî mektup, birer İlâhî ayna ve birer Memurlardır. Küfür / imansızlık ve inaçsızlık ise, onları aynalık, vazifelik ve mânâlı oluştan düşürür! Tesadüfün oyuncağı yapar! Kâinat denen aynada nakış ve tecellîleri görünen İlâhî İsimleri inkâr ettirir!
Kısaca, o çok emredici Nefis; tahrîp ve şer cihetinde; nihayetsiz cinayetler işliyebilir. İcat ve hayır işlerinde ise, iktidarı pek azdır. Bir evi bir günde yıkar, yüz günde yapamaz!
Eğer benliği bıraksa, hayrı Allah’tan istese, şer ve tahrîpten ve nefse itimattan vazgeçse; istiğfar ederek tam bir kul olsa, o zaman; ondaki sonsuz şer kabiliyeti, sonsuz hayır kabiliyetine döner.
İnsan “Ahsen-i takvîm” yani en güzel kıvamda / en güzel şekilde yaratılmış olmanın sırrına erer.
“Âlâ-yı İlliyyin”e / Cennet’te en yüksek dereceyi alacak bir mevkiye yükselir.


