9.4 C
Kocaeli
Pazar, Ocak 11, 2026
Ana SayfaDin ve Ahlâkİnsan, Dünya ve Sonrası

İnsan, Dünya ve Sonrası

     İnsan; fiil / davranış, hareket ve amel / iş ve emek cihetinde ve maddî çalışma bakımından âciz bir mahlûktur. O cihetteki sevk ve idare etme dairesi ve mâlikiyeti / sâhipliği; o kadar dardır ki, elini uzatsa, ona yetişebilir.

     Fakat o insan; tepki, kabul ve isteme cihetinde, şu Dünya Hânı’nda; azîz, muhterem ve saygın bir yolcudur. Öyle ikram ve ihsanı bol Kerîm bir Zât’a misafir olmuş ki, nihayetsiz rahmet hazînelerini ona açmış! Sayısız; eşsiz ve güzel, sanatla yaratmış olduğu hizmetçilerini onun emrine âmâde kılmış! O misafirin gezintilerine ve seyrine, istifade ve yararlanmasına; öyle büyük bir mekân açıp hazırlamıştır ki, o alan; gözün kestiği, belki hayâlin gittiği yere kadar geniş ve uzundur! 

     Eğer insan; enaniyet ve benliğine dayanarak, sâdece dünya hayâtını ideali ve hayâlî bir gaye edinerek; hem de geçim sıkıntısı içinde, geçici bâzı lezzetler için çalışsa; gayet dar bir alan içinde boğulur gider! Ona verilen bütün organ, uzuv ve ince duyguları; ondan şikâyetler ederek, onun aleyhinde Haşir’de / Kıyamet’ten sonraki toplanım meydanında, onun aleyhinde şâhitlik edecek ve ondan dâvâcı olacaklar!

     Eğer Dünyâ’da kendini misafir bilse, ömür sermayesini; misafiri olduğu, kerem sahibi cömert bir Zât-ı Kerîm’in izni dairesinde sarf etse; kendini geniş bir daire içinde bulur. Uzun, ebedî / sonsuz bir hayât için, güzelce çalışmış olur. Rahat bir nefes alarak huzûr bulur. Sonra, yüceler yücesine kadar gidebilir. Üstelik, bu insana verilen bütün cihaz ve âletler / uzuv ve organlar; ondan memnûn olarak Âhiret’te lehinde şâhitlik ederler.

     Çünkü, insana verilen tüm bu şaşırtıcı uzuv ve organlar; sâdece, bu önemsiz Dünyâ Hayâtı için değil. Belki pek mühim Bâkî / Ebedî / Âhiret Hayâtı için verilmiştir. Bütün bu İlahî verişlerin sebebine gelince: Dünya’nın her lezzetinde binlerce elem izleri olduğu içindir. Geçmiş zamânın elemleri, gelecek zamânın korkuları ve her bir lezzetin dahi yok olacağı endîşesi; onun zevklerini bozuyor! Lezzetinde bir iz bırakıyor! Nitekim Dünyâ fâni ve geçicidir!

     Demek, en mükemmel ve en güzel biçimde yaratılan insan; sırf Dünyâ Hayâtı’na fikrini hasretse; yüz derece, hayvandan yüksek olduğu halde, yüz derece, serçe kuşu gibi bir hayvandan bile aşağı düşer.

     İnsan gözü, güzelliğin bütün mertebelerini fark eder. İnsan, tad alma hissiyle taam ve yemeklerin çeşit çeşit kendilerine mahsûs lezzetlerini inceleyip ayırt edebilir. Aklı, gerçeklerin bütün inceliklerine nüfuz edebilir. Mükemmelliğin tüm çeşitlerini arzular. İnsanın; kalbi gibi, daha bir çok his ve duyguları var.

     İnsanın bu derece his ve duygularının zenginliği, şu sırdan ileri gelmekte: Akıl ve fikir sebebiyle, insanın hasseleri, duyguları fazla gelişme göstermiş. Çünkü insanın ihtiyaçları, âdeta sayısız ve sonsuz! Hassasiyeti de çok çeşitli. İnsan fıtratının farklı özellikleri sebebiyle, pek çok maksatlara yönelik arzuların sahibi. Bu sebeplerden ötürü, pek çok fıtrî / yaratılışından gelen görevleri var. Bu yüzden maddî ve mânevî uzuv ve organları ziyadesiyle gelişmiş hâlde.

     İşte bu husûsiyetlerinden dolayı, ibadetlerin her çeşidine kabiliyetli bir durum arz etmekte. Bütün bu özellikleri taşıdığı için, kendisine mükemmelliğin bütün tohumlarını içeren istidat ve kabiliyetler verilmiş.

     Hiç şüphesiz insana verilen bu üstün özellik ve zenginlikler; elbette sâdece, geçici Dünyâ Hayâtı’nın elde edilmesi için verilmemiştir. İnsanın asıl görevi: Sonsuz maksatlara yönelik vazifelerini yapması. Acz, fakr ve kusûrlarını kulluk sûretinde ilân etmesi. Kapsamlı nazarıyla varlıkların kendi dilleriyle Allah’ı anışlarını görmesi. Buna şâhit olması. Nîmetler içinde Rahmanî yardımları görüp şükretmesi. Varlıklardaki Rabbanî kudret mûcizelerini seyretmesi. İbret nazarıyla tefekkür etmesi ve düşünmesidir.

     Aslında insan bir yolcudur.

     Rûhlar âleminden, ana rahminden, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, berzahtan, haşirden, köprü’den geçerek; Ebedî Cennet tarafına yaptığı bir yolculuktur.

     Bu yolculuğun selâmetle yapılması için, insanın Dünyâ’da meşrû dairede, helâl çalışmasıyla aldığı zevkler, lezzetler keyfine kâfi gelip yeter. Harâma girmeye hiç gerek yok.

İdris Türkten
İdris Türktenhttps://kocaeliaydinlarocagi.org.tr/
İdris Türkten 1 12 1949 tarihinde Tokat/Artova da doğdu. İlkokulu Artova Gaziosmanpaşa ilkokulunda, Ortaokul ve Liseyi Turhal da okudu. Berlin Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünün 2. Sınıfından ayrıldı. Kocaeli Petkim Petro Kimya Fabrikasından emekli oldu. Ülkü Ocakları ve Milliyetçi Hareket Partisi teşkilatlarının her kademesinde görev yaptı. İYİ Parti Kocaeli İl kurucuları arasında bulundu ve İYİ Parti yönetim kurulunda bir dönem görev yaptı. Halen Kocaeli Aydınlar Ocağı İdari Sekreterliği görevini yürütmektedir. Editörlük ve güncel Köşe Yazarlığı yapmaktadır. Biri kız, iki erkek evladı var.
Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Seçtiklerimiz

spot_img