Âlemi açan, anlamlı kılan Hz. İnsan’dır.
Bu âlem bize örtülü ve kapalı. İnsan, kendi içindeki insan-ı kâmil bilincini henüz bilmiyor.
Hakikatin (insan bilincinin) üstü örtülü.
Fatiha sûresi ile bu örtü kalkıyor, mânâ anlaşılır hâle geliyor.
Ey insan! Sen büyük kâinatın (âdeta çekirdeği ve tohumusun, kâinat senin açılmış ve çekirdekten çıkmış hâlindir.) Esas kâinat sensin, hakikat sensin ve kendini sadece bu görünenden ibaret zannediyorsun. Örtük olan istidatların, yeteneklerin, tohumların hayat bulması için anahtara ihtiyaç var. Bu anahtar sensin. Sen, hem bir hazinesin; hem de bir anahtar…“Kendinde ara, kendinde bul.” derler. (Kubilay Aktaş. Celcelutiye s: 94)
Âlem ve sen, ham hali ile birsin. Yani kendini bilmediğin takdirde, o renklerin birlik güneşinden geldiğini bilmediğin takdirde, sen sadece hayattasın, herhangi bir hayvansın (canlısın). Görünene kıyasla kendini biliyorsun. Yani bilmiyorsun. Hayattasın, ancak yaşamıyorsun. Canlı olman, hayatta bulunuyor olman, insan olduğunu göstermiyor. İnsan, âlemler üstünden âlemi temaşa eden (seyreden)dir. Oradan Allah’ın işlerine şahit olandır. (a.g.e. s: 95)
Her insan, ruhu itibari ile Adem, nefsi itibari ile hevva – heves – Havva’dır. Ruh, beden ile belirlendiği gibi, cennetteki en lâtif duygular, en incelikli esmalar da huriler (cennet güzellikleri) ile bedenlenir. Huri kavramı, güzelliklerin somutlaşması anlamını da içine alan önemli bir semboldür. (a.g.e. s: 134)
Sen, Allah’ın gözbebeğisin. O, sende âlemleri var kılıyor. Ve hiçbir âlem, gaflet ürünü olmamalı. Yoksa orası senin cehennemin olur. Gaflet, cehennemin tohumudur. Bilinçli yaşam ise, cennetin şimdi de yaşanmasıdır. (a.g.e. s: 141)
Maddî hayatın merkezi mide dairesidir. Manevî hayatın merkezi ise göğüs bölgesi, kalp dairesidir. Bu iki daireyi birlikte okuyacağız. Biri maddî rızık, diğeri manevî rızık; biri biz, biri ilahî ben…İnsan iç içe dairelerden oluşur: Birinci daire kalp ve mide dairesidir. Sonra sırasıyla aile, millet ve tüm zişuur(şuurlu)lar gelir…Kalp ve mide dairesi sağlam olursa, diğer menzillerin de dengede olacağına dikkat (çekilir). Kalp için hadiste diyor ki: “Kalp nasıl olursa, diğer azalar da öyle olur.” Ve mide dairesi de aynı öneme sahiptir. Malûm “İnsan yediğine dönüşür. Her hastalığın temelinde tokluk vardır.” denir hadiste. “İnsan yediklerine baksın.” denir ayet-i kerimede. Mide ve kalp dairesine girene çok dikkat gerekiyor. Evrende hiçbir küre, yıldız, canlı vs. hiçbir zerre yok ki, insanla kollektif bilinçle bağlı, irtibatlı olmasın. Hz. İsa’nın (as) dediği gibi, “Yerde ne bağlarsanız, gökte de onu bağlarsınız. Yerde ne çözerseniz, gökte de onu çözersiniz.” Zaten sema ve arz arasındaki irtibatlar (malûm)…(Nitekim) hayat sıfatının, cüz’î (parça) olanı nasıl küllî (bütün) yaptığını ve bütünün nasıl parça içine sığışabileceği ayetlerden yararlanarak (anlatılıyor). Âlemler iç içedir ve bunda bir müzaheme ve sıkışma olmaz. (a.g.e. s: 234)
Gerçek insan olmanın, “Her şey olmak.” olduğunu (bilmek gerek). Çünkü insan, suret-i Rahmandır, siret-i Rahimdir. İnsanın Allah bilinci ile bilinçlenmesi -sakın yanlış anlaşılmasın, bu hâşâ insanı Allahlaştırmaz- Allah ile bir ayniyet değil, sadece insan nefsinin Allah tarafından kapsanmasının, realite ile harmonize olmuş yeni bir hayat nizamına girişin deneyimidir. Burada söz konusu durum, şahsın yok olması değil, daha derin bir gerçeklikte realize olmasıdır. Yani insan hayatının hakk üzere olmasıdır. Realitedeki hakkımız olan ve bize bahşedilmiş hayat ise ancak ilahî hayattır. (a.g.e. s: 265)
Ne görürsen, ne anlarsan, o olursun. “Talebin neyse, ‘o’ sun sen.” der Hz. Kenan Rıfai. Algılar, gerçekliği tecelli ettirir. (a.g.e. s: 380)
Hz. İnsan ile kendisini bildirmeyi dileyen “İlahî Bilinç”…Ashab-ı Suffa’yı yürüyen Kur’an hâline getirerek, ehadiyet şuuruna yükselten…Allah; İsm-i Azamı olan Hz. İnsan’dan…Murad-ı İlâhî’si; insanda görülmesi ve yaşanması san’atıdır. (a.g.e. s: 35)
Anlayış – deneyim ve özgünlük, insanı insan yapan temel dinamiktir. Deneyimlenmeyen bilgi size ait değildir. Bilgi de sadece bilgi değildir. Bilgi odur ki, insanı özgür kılmalı. (a.g.e. s: 20)


