19 Haziran 2013 tarihinde ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben Bernanke’nin açıklaması üzerine dünyada kısa süreli bir panik oldu. Türkiye’de derin etkili bir şok yaşandı: Borsa düştü, Dolar 1,947 TL’ye, faizler % 8,10’a yükseldi. Bunlar, kırılgan yapılı ekonomiler için normal gelişmelerdir.
Gezi parkı olayları sebebiyle yurt dışına kaçan 8.000.000.000 dolara rağmen, şoku ucuz atlattık sayılır. Merkez Bankası’nın 50.000.000 dolarlık döviz satışı yerinde bir müdâhale olarak değerlendirilmeli.
Tehlike henüz sona ermiş değil. Bernanke’nin açıklamalarına göre tahvil alımına 2014 ortasında son verilecek. O tarihe ve kısa süreli sonrasına kadar tedirginlik devam edecektir.
‘Ne yapılabilir‘ veya ‘Ne yapılmalı‘ sorusuna verilecek cevap klasiktir: Ekonomide tek doğru yoktur, akıllı tercihler vardır. Finansla ilgili olarak resmen açıklananlar dışındaki bilgilere sâhip olmayanlar için akıllı tercihlerin detayları hakkında fikir beyan etmek yanlış olur. Bilgiye dayalı olmayan her türlü fikir gibi…
Ancak, şu kadarı söylenebilir: Ekonomi ile ilgili (şâyet var ise) yanlış uygulamaları iç siyâset malzemesi, hükümeti yıpratma aracı olarak kullanmamak gerekir. İş başındaki hükümeti severiz veya sevmeyiz. O ayrı bir meseledir. Memleketimizi sevme konusunda mecburiyetimiz vardır. Daha büyük krizleri tetiklemek ülkemize ve milletimize zarar verir.
Hatırlanacağı üzere Yunanistan’da kriz çıktı, hükümet devrildi. ‘Fırsat bu fırsattır. Bizde de devrilsin‘ Diyemeyiz. Unutmamalı ki Yunanistan’da büyük ümitlerle işbaşına getirilen teknokratlar hükümeti, aradan 2 yıla yakın zaman geçmesine rağmen krizin üstesinden gelemedi. Aileler, besleyemedikleri çocuklarını yetimhânelere teslim ediyorlar. Ne hazin bir durum…
Ülkemiz ve insanlarımıza böyle bir acıyı yaşatmaktansa, iktidarı sevmeyenlerin bir müddet daha dişlerini sıkıp tahammül ve sabır göstermelerinde fayda vardır.
Her tuğyanın ardından tufan beklemek, sevmediklerimizin veya sevemediklerimizin bu tufan ile yok olmasını dilemek; ancak, sâdece akıllarını değil, bütünüyle kendilerini cacık için doğrayan insanların harcıdır.
Bir hususu daha göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz: Türkiye Yunanistan değildir. Yunanistan Avrupa’nın ve uzak batı diyebileceğimiz ABD’nin şımarık ve fakat sevgili çocuğudur. Her türlü desteği görür. Evlat Yunanistan’ı kimselere ezdirmezler.
Türkiye öyle mi? Allah korusun, aşağı tökezleyip düşse, kalkmasına fırsat vermeksizin üzerine çullanıverirler. Hepimiz altında eziliriz.
Bernanke’ye kızanlar var. Adam kendi ülkesinin gerçeklerini yerine getiriyor ve bu işi de haber vererek yapıyor. ‘Tahvil alımını giderek azaltacağım, 2014 Haziran’ında da tamamen durduracağım. Tedbirinizi buna göre alın.’ Diyor. Bu dediklerini yapamayabileceği ihtimali de yok değil. Önümüzde uzun bir zaman var. Bakalım Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler.
Krizler, riskle birlikte gizli fırsatları da berâberinde getiriyor olabilir.
O fırsat, Türkiye ekonomisindeki kırılganlığın giderilmesi yolunda kullanılabilir.
Kırılganlığın sebebi bellidir: Döviz çıkışlarımız, döviz girişlerimizden çok. İthalatımız, ihracatımızdan daha fazla. Kaba görünümde bile böyle. İhracat ürünlerimizdeki ithal girdisine baktığımızda, sanki ihracatı ‘Dostlar ihracat yaptığımızı zannetsinler‘ diye yaptığımız, güneş gibi ortaya çıkar.
Bu şartlar altında ihracat yapmayalım mı? Yapalım tabîi ki… Yapalım da, ‘ihracatı şu kadar artırdık…’ diye caka satmayalım. Kendimiz dâhil, kimseyi kandırmaya teşebbüs etmeyelim. Zaten kanmıyorlar. Hiç değilse, kendi kendimizi komik duruma düşürmeyelim. Gerçeği bilelim ve tedbirini alalım.
Döviz sıkıntımız yok diye bol keseden harcamayalım. ‘Dış borçları sıfırladık, IMF’ye borç veriyoruz.’ Diye hava atmayalım. Henüz bir şey vermediğimizi, ‘Verin bakalım‘ dediklerinde de verebileceğimiz miktarın devede kulak mesâbesinde bile olmadığını bilelim.
Şunu da bilelim: Batı ve uzak batı, Türkiye’yi tekrar IMF’nin ağına düşürmek için fırsat kolluyor. Aklımızı kullanmazsak her an düşürülebiliriz.
Cam köşkte oturanlar, ‘taş’ denilen bir malzemenin varlığını kimsenin aklına getirmemeli.