“Hiç kuşkusuz bu Tarık / Kur’an, doğru ile yanlışı ayırt edici, doğru yolu gösterici olan gerçekleri ayrıntılı olarak açıklayan sözlerin / Kavlun Faslun kitabıdır.” (Târık:13)
“Dolayısıyla da O, asla hafife alınamaz. Çünkü içindekiler boş ve anlamsız laflar değildir.” (Târık:14)
Ayetlerdeki bu özellikleri ile, Kur’an, bütün insanların yararlanacakları Ana ders kitabı, dinin anayasasıdır. Kur’an’ın bu zenginliğine vakıf olan Atatürk, halkın dindeki doğruları Kur’an’dan öğrenmesi için, Kur’an’ın Türkçe tercümesini yaptırmış ve ilk 10 bin baskısını kendi cebinden verdiği 10 bin lira ile yaptırmıştır. Bütün dindarları kucaklama amacıyla “Dinin özüne dönüş projesi” ni başlatmış ve bu çerçevede aydınların İslâm dinine sahiplenmelerini ve eleştirel özgür akıllarla Kur’an’ın farklı yaklaşımlarla incelenip farklı tercümeler yapılmasını istemiştir. Çünkü Atatürk, Batı ülkelerinde aydın filozofların, dine sahiplenmiş, öğrenmiş, hatta papaları aydınlatmış ve onların sultasından kurtararak toplumu aydınlatmış olduklarını biliyor ve aynısını ülkemiz aydınlarından bekliyordu.
(Çünkü) din kelimesi “Deyn-Borç” kökenli bir kelime olup, Allah, Vahiy kitaplarının hepsinde Muhkem (Evrensel) kurallar bütününü Beşerler (insanlar) uysunlar ve bunlara göre Dünya eğitimlerindeki yaşamlarında uygulasınlar diye onlara borç olarak verdiğinden, bu kurallar bütününe “Din” demiştir. Peygamberler bu borçluluğumuzu hatırlatıcı (Müzekkir), her bir vahiy kitabı da hatırlatma (Zikir) kitabı olmaktadır.
Buna rağmen, bildirdiklerine inanmayan ve şirk koşan inkârcılar, O’nun (Kur’an’ın) önemini zayıflatmak üzere devamlı planlar kuruyorlar. (Târık:15)
Kur’an’ı zayıflatıcı uğraşılar, 1400 yıldır olduğu gibi günümüzde hâlâ devam etmektedir.
(Son Davet KUR’AN, Prof. Dr. Gazi Özdemir, s: 61)
Tek Taraflı Karar Vermek
İki hasım kişinin, kendi aralarındaki anlaşmazlığın öyküsünü Sana anlatalım: O iki kişi gizlice mabedin duvarından atlayarak Davud’un yanına kadar girmişlerdi. (Sâd: 21)
Davud, iki adamı karşısında görünce korkmuştu. Her ikisi de “Korkma! Biz sadece kendi aramızda anlaşamadığımız bir mes’elenin çözümü için sana geldik. Sen aramızda adaletle karar vererek bizi anlaştır. Bu arada haksızlık etme. Bize yardımcı ol, aramızdaki sorunu da doğru olarak çöz” dediler. (Sâd: 22)
İki kişiden biri, “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Buna rağmen kardeşim ‘Onu da bana ver’ diyerek ısrar etti, ben ise etkileyici sözleri karşısında onunla baş edemedim” diyerek durumu anlattı. (Sâd: 23)
Tek koyunu olanı dinler dinlemez ve diğer kardeşi dinlemeden Davud hemen, “Gerçek şu ki! O senin bir tek koyununu elinden almak istemekle sana zulmetmiştir. Zaten imanı hiç olmayan veya zayıf imanlı olan ve birbirlerine yakın veya akraba olanların çoğu birbirlerinin hakkına el uzatır. Ancak içtenlikle iman edip, iyi ve güzel işler / Salih ameller üretenler böyle yapmaz. Fakat böyleleri de sayıca çok azdır” diyerek tek koyunlu kardeş lehine karar vermek üzere iken TEK TARAFLI KARAR VERMEKLE yanlış yaptığını anladı ve kendisinin bir sınava tabi tutulmuş olduğunu fark etti. Bunun üzerine de hemen rükû etti / Allah’a boyun eğdiğini ifade etti ve yaptığı yanlış için af diledi. (Sâd: 24)
Bu ayette, karar verme yetkisi olanlara bir tavsiyede bulunulmakta ve aldıkları kararları zaman zaman gözden geçirip vicdan muhasebesi yapmaları önerilmektedir. Ayrıca bu olay vasıtası ile Davut Peygambere de yaptığı bir yanlış nedeniyle de ikaz söz konusudur.
(a.g.e. s: 67)


