“Demokrasi Güvene, Diktatörlük Teröre Dayanır”

54

Sevgili okuyucum: Bir bakın bakalım bu yazımın Türkiye’nin bugünleri ile bir ilgisi var mı?

Sosyal sermaye o kadar unsura birden etki ediyor ki… Bu hüküm bir “cici cici” nutku, bir “kendinizi iyi hissedin” diskuru değil. Bir dizi araştırma art arda aynı sonucu gösterdi. Bu arada şu notu da ekleyeyim: Bir toplumun sosyal sermayesini ölçmenin birden fazla yöntemi var. Fakat en basiti, insanların birbirine ne kadar güvendiklerini ölçmek. Bir bakıma sosyal sermaye = Güven.

Bildiğim kadarıyla ilk inceleme Robert D. Putnam’ın 1993 tarihli Demokrasiyi Çalıştırmak kitabıydı. Onu 1995’te Fukuyama’nın Güven-Sosyal Erdemler ve Refahın Yaratılması izledi. Sonra ekonomi dergilerinde sonucu teyit eden makaleler çıkmaya başladı. (Mesela “Does Culture Affect Economic Outcomes?” Luigi Guiso ve arkadaşları, Journal of Economic Perspectives, 20, 2—Bahar 2006—s. 23–48 ve oradaki atıflar).

Bütün çalışmalar aynı noktayı gösteriyordu. Güven, sosyal sermayeyi, sosyal sermaye ekonomiyi ayağa kaldırıyordu. Bunun tersi de doğruydu, insanların birbirine güvensizliği sosyal sermaye kaybına, sosyal sermayenin düşüşü de fakirliğe götürüyordu. Beşerî bilimler artık deneyle, gözlemle yürüyor. Deneylerden toplanan veri ilgileşim veya regresyon denilen istatistik tekniklerle incelenip matematiğe dayanan sonuçlar hâline geliyor. Bu ne demek? Mesela şu demek: Dünyada iki yüz civarında ülke var. Her birinin güven indeksini ölçüyorsunuz. Kişi başına gayrı safi yurt içi hasıla da belli. Sonra şu soruyu soruyorsunuz: Güvenle refah arasında ilgi var mı? Büyük bir evet çıkıyor.

Güven, güvensizlik ve dikta

Bunlar bilinen sonuçlar. Alt Akıl-Aptallar ve Diktatörler kitabımda güven, sosyal sermaye ve ekonomi konularını daha derinlemesine incelemiştim. Kitabın ismi meğer öngörüye dayanıyormuş. Güvenle demokrasi arasında da güçlü bir ilgileşim varmış. Birkaç gün önce Harari’nin iki ayrı konuşmasından aşağıdaki pasajları buldum.

İkisinin de başlığı şu olabilir: Demokrasi güvene, diktatörlük teröre dayanır. Okuyucularım için metni çevirdim ve tercüme ettim. Buyurun:

Harari:

“Buradaki kilit mesele demokrasinin güvene, diktatörlüğün ise teröre dayanmasıdır. [Alkışlar] Eğer siz, kurumlara olan güveni sistematik olarak yok ederseniz, medyaya, akademiye, mahkemelere ve benzerlerine olan güveni yok ederseniz, bazı insanlar bunun insanları bu kurumlardan özgürleştirmek olduğunu düşünür. Ama öyle değil. Tüm güveni yok ettiğinizde hala işe yarayabilecek tek şey diktatörlüktür. Diktatör olmak isteyenlerin yaptığı da budur: sistematik olarak güveni yok ederler…” 

Onlar kötü! Ben iyiyim!

Kaynak: 4 News

Sunucu: “Peki tarih bize popülistleri neden iktidar mevkilerinde tuttuğumuza dair ne söylüyor?”

Harari:

“Bu kitaptaki en eski numaradır. Böl ve yönet. Bir diktatör için iktidara giden yol toplumu bölmek, vatandaşlar arasında güvensizlik yaratmaktır, demokrasinin işleyebilmesi için vatandaşlar arasında güvene ihtiyaç vardır. Diğer partiye, siyasi rakiplerime güvenmeliyim, onlarla aynı fikirde değilim, belki aptal olduklarını bile düşünüyorum ama kötü olduklarını düşünmüyorum. Bana zarar vermek istediklerini düşünmüyorum. Demokrasinin temeli budur. O hâlde seçimi kaybetsem bile, vatandaşların çoğunluğunun kararını kabul etmeye hazırım. Ama eğer diğer partinin benim rakibim değil, düşmanım olduğunu düşünürsem, onlar benim yaşam tarzımı yok etmek istiyorlar. Beni köleleştirmek istiyorlar. Seçimleri kazanmak için yasal ya da yasadışı her şeyi yaparım. Kaybedersem de kararı kabul etmeyeceğim.”

Toplum yok kabile var

“Bu durumda ya iç savaş çıkar ya da diktatör olursunuz. Bir diktatörün vatandaşlar arasında güvene ihtiyacı yoktur. Aslında, insanların birbirlerinden korkması ve nefret etmesi bir diktatör için daha iyidir; o zaman diktatörü zorlamak için birleşemezler. Diktatörlük bu anlamda ayrık otu gibidir. Her yerde yetişebilir ama demokrasi narin bir çiçek gibidir. Başarılı olmak için ön koşullara ihtiyaç duyar. Kilit ön koşullardan biri de toplumun farklı kesimleri arasındaki güvendir. Dünyanın her yerinde popülistlerin yaptığı da aynı numaradır. Toplumda önceden var olan yaraları, insanların anlaşamadığı yerleri bulurlar. Ve yaraları iyileştirmeye çalışmak yerine parmaklarını yaraya sokup büyütmeye ve vatandaşlar arasındaki güveni yok etmek için mümkün olduğunca alevlendirmeye çalışırlar. Sonra da kendilerini bir kabilenin lideri olarak sunarlar. Bu artık bir toplum değildir. Artık savaşan kabilelerdir ve kendilerini bir kabilenin başına geçirerek diğerini yenme sözü verirler. “