9.4 C
Kocaeli
Pazar, Nisan 5, 2026

Büyük Hikmet

İcat / yaratma ve zıtları bir araya getirmede,

büyük bir hikmet / fayda, amaç, büyük bir mânâ ve anlam var.

Kudret ve gücün elinde; güneş ve zerre / atom birdir.

Gücün tecellîsi / kendini göstermesi, zıtların bir araya gelmesi yüzünden.

Nitekim:

Zevk ve lezzet içinde, elem ve acı. Hayır ve iyiliğin içinde şerr ve kötülük.

Hüsnün / güzelliğin içinde çirkinlik. Nef’ / faydanın içinde zarar.

Nimet / faydalı her şey içinde nıkmet / sıkıntı ve üzüntü sebepleri.

Nûrun içinde nâr / ateş vardır.

Acaba, bunların sırrı, gizemi, meçhul mahiyetleri nedir?

Nisbî / göreceli, kıyasla ortaya konan gerçeklerin vücuda getirilmesi.

Bir şeyde çok şey olması ve onların meydana çıkması, görünmesi içindir.

Bilindiği gibi, hareketin sür’at ve hızıyla bir nokta bir hat olur.

Hareketin hızı; bir nur parıltısını nurdan bir daire, âdeta bir ışık topuna çevirir.

Nisbî / göreceli hakikatlerin görevi, dünyada tanelerin sümbül haline gelmesini sağlamaktır.

Kâinatın çamurunu, nizamının rabıta ve bağlarını

ve nakşının alâka ve münasebetlerini nisbî hakikatler oluşturmaktadır.

Âhirette bu nisbî emirler; orada hakikatler olarak karşımıza çıkacaktır.

Hararetteki mertebe ve derecelere; soğuğun içine girmesi sebeptir.

Güzelikteki dereceler; çirkinliğin içine girmesiyle kendini gösterir.

Ziya / ışık, varlığını karanlığa borçlu.

Lezzet, eleme medyun / borçlu.

Sıhhatin kıymeti, maraz / hastalık olmadan bilinmez.

Cennet olmazsa, Cehennem bile azap yeri olmaktan çıkar.

Zemheri / şiddetli soğuk olmazsa, cehennem de ihrak edemez / yakamaz.

O ezelî Allah, zıtları birbiri içinde yaratarak hikmetini gösteriyor.

Haşmet ve heybetini zuhur ettiriyor.

O ezelî kudret sahibi Allah, zıtları bir araya getirerek gücünü gösteriyor.

Azamet ve büyüklüğünü nazara veriyor.

Çünkü, Allah’ın o kudreti, Zâtı’nın bir gereği.

O ezelî Zât’ın zıddı olamaz. Âcizlik ona müdahale edemez. Hem onda dereceler de olamaz.

Her şeye karşı nispeti bir. Hiçbir şey ona ağır gelmez.

O kudretin ziyasına, güneş kandil olmuş. Bu kandilin nuruna deniz ise ayna.

Şebnemlerin / çiğ tanelerinin gözleri, birer mir’at / ayna olmuş.

Denizin geniş yüzünün gösterdiği güneşi, alın kırışıklığındaki damlalar da gösterir.

Şebnemin / çiğ tanesinin küçük gözü yıldız gibi parlar.

Aynı özellikten dolayı, güneşin nazarında şebnem / çiğ, deniz bir olur.

Şebnemin göz bebeği, küçücük bir güneşe benzer.

Şu muhteşem güneş de, küçücük bir şebnemdir.

Göz bebeği, Kudret Güneşi’nden gelen bir nurdur. O kudrete Kamer / Ay olur.

Gökler bir denizdir. Rahman’ın nefesiyle alın kırışıklıklarında dalgalanan

Damlalar da, yıldızlar ve güneşlerdir.

Kudret tecellî etti. O katrelere nuranî parıltıları serpti. Her bir güneş bir damla, her bir

yıldız bir şebnem / sabahleyin düşen bir çığ. Her bir parıltı bir timsal ve bir örnektir.

O katre misal / o damla gibi güneş, o tecellî feyzinin küçücük bir aksi / yansımasıdır.

O parıltıcık cilalanmış hale getirir, dev cam parçası inci gibi parlar.

O çığ tanesine benzeyen yıldız, latif gözünün içinde, parıltıya bir yer yapar.

Parıltı olur bir lamba, gözü olur bir cam, kandili nurlanır.

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.

Seçtiklerimiz

spot_img