6.6 C
Kocaeli
Pazartesi, Şubat 2, 2026
Ana SayfaDin ve AhlâkBütün Elem Dalâlette

Bütün Elem Dalâlette

     Mağdûb / gazaba uğrayanların ve dâllîn / hak yoldan sapanların nasıl karanlık bir yolda olduklarına bir göz atacak olursak, neler görürüz neler: İnsan, önceleri en büyük bir mezar ve ölüler şehri hükmünde olan yokluk karanlıklarında idi! Ezelî kudret sahibi Allah, kendi kudret eliyle insanı, yokluk / karanlıklar ülkesinden çıkardı. Varlık hâline getirerek, onu gerçek lezzetlerin bulunmadığı, zahiren korku çölünü andıran dünya’ya gönderdi!

     Münkir / inkâr eden insan; gözünü açıp etrafına, merhamet istercesine bakınca; belâ, musibet, acı ve elem denen düşmanların hücumlarıyla karşılaşmış sanır kendini! Korkup çekinir! Etrafındaki her şeyden, hatta dağdan taştan yardım umar olur! Onların kalpleri katı ve çok acımasız olduklarını anlar! Ümitsizce yardım istercesine başını göklere çevirir. Onların da kendine karşı tehdit eder bir tavır almış durumda olduklarını sanır! Herbiri sanki çok sür’atli birer bomba gibidirler! Hızla geçip giderler. Allah’dan birbirlerine dokunmuyorlar.

     Eğer biri kazara yolunu şaşıracak olsa, görünen âlemin ödü patlar! Tesadüfe bağlı olacaklardan ise, hayır gelmez. O cihetten de bir fayda ummayınca, üzülerek hayretler içinde kalır! Sinesine sığınır. Bir de nefsime başvurayım der. Fakat nefsinden yükselen binlerce yoksulluk, fakirlik gibi, ihtiyaçların feryat ve figanlarını duyar. Tesellî ve yatıştırma beklerken, daha derin korkulara giriftar olur!

     Bu sefer, iyiyi kötüden ayırma kabiliyetinde olan vicdana sığınmak ister. Fakat onda da bir kurtuluş yolu bulamaz! Çünkü, binlerle emel, arzu, istek ve duyguları kâinatın her tarafına uzanmıştır. Onlara el uzatacak hiçbir kimse ve yer kalmaz! İnsanın, gelecekle ilgili bütün emel ve arzuları yokluk âlemi içinde sıkışmış vaziyettedir! Bir tarafı, başlangıcı olmayan Ezel’e, bir tarafı, sonu olmayan Ebed’e uzanıp gidiyor! Öyle genişlikleri vardır ki; eğer dünyayı yutsa, o vicdan tok olmaz.    

     İşte bu acı yolda nereye başvursa, onda bir belâ bulur! Zira mağdûb / gazap edilenler ve dallîn / dalâlet yolunda gidenlerin yolları hep böyledir! Tesdüf / rastlantı ve dalâlet / sapıklık ile, o yola bakan inkârcı insan; o bakışı, bizzat kendisi edinir! Bu duruma düşer! Böylece: Başlangıç’ı, Sonuç’u, Sâni / San’atla Yaratan’ı ve Haşri / ölümden sonraki dirilmeyi, geçici olarak unutur!

     Bu durum ise, Cehennem’den daha beter, daha kötü, daha yakıcıdır! Ruhu eziyor! Zira başvurduklarından öyle bir hâl alır! Çünkü o hâl; korku ve dehşetten, acz ile ürpermeden, sıkıntı ve huzursuzluktan, kendini yabancı ve yalnızlıktan kaynaklanan korkudan, yetim ve kimsesiz sanıştan, yeis ve ümitsizlikten meydana gelen yakıcı vicdandan ileri gelir!

     Şimdi her yöne mukabil bir cepheyi alır, def’ine çalışır.

x

     Önce: Kudret, güç ve kuvvetine müracaat eder. Görür ki;

     Âcizelik / güçsüz ve kudretsiz oluşu kendisiyle birlikte.

     İkincisi: Bedenine olan ihtiyaçların susmasına yönelir.

     Ne yazık ki, durmadan bağırıp çağırırlar!

     Üçüncüsü: Medet ve yardım istercesine, bir kurtarıcı için bağırır, çağırır!

     Fakat, ne kimse işitir sesini, ne cevap verir kimse!

     Biz zannediyoruz ki, herbirşey bize düşman,

     Herbirşey bizden garîb.

     Hiçbirşey kalbimize bir teselli vermiyor!

     Hiç emniyet bahşetmiyor! Gerçek zevki vermez!

     Dördüncüsü: Biz ulvî / yüce yıldızlara baktıkça,

     Onlar nazara verir / dikkate sunar; bir korku ile dehşeti,

     Hem vicdandan kaynaklananın bir korku geliyor!

     Akılsız, kuruntu verici!

x

     Böylece, inkârdaki karanlık yolu gördük.

     Sıra: Sırat-ı Müstakim / Doğru Yol’u göstermekte:

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.

Seçtiklerimiz

spot_img