Dünya, öldükten sonra ahiret olarak diriltilecektir. Gurup etmiş güneşin sabahleyin yeniden doğacağı derecesinde bir kesinlikle gösterilmiştir ki, dünya hayatının gurubundan / batışından sonra hakikat güneşi; uhrevî / ahirete ait, hayat suretinde çıkacaktır.
x
İnsanlar öldükten sonra, ruhları başka makamlara gider. Cesetleri çürüyor, fakat insanın cesedinden, bir çekirdek, bir tohum hükmünde olacak. İnsanın kuyruk sokumunda bulunduğu belirtilen, ikinci yaratılış için çekirdek hükmünde olduğu bildirilen ve bedenin özünü oluşturduğu kabul edilen madde; bir tür genetik şifre diye vasıflanan ve adlandırılan ve acbüzzeneb tabir edilen küçük bir parçası bâkî kalır. Hz. Allah onun üstünde insan cesedini haşirde / mahşerde yaratır. Onun ruhunu ona gönderir. Nitekim, her baharda milyonlarla misali görülüyor.
x
İnsanın şuurlu yaratılmış olan vicdanı, ebedî saadete bakar, gösterir. Nitekim, kim kendi uyanık vicdanını dinlerse, “Ebed, ebed!” sesini işitecektir. Bütün kâinat o vicdana verilse, ebede olan ihtiyacının yerini dolduramaz.
Demek, o vicdan, o ebed için yaratılmıştır. Demek, bu vicdanî olan cezbe, hakikî bir gayenin, çekici bir hakikatin cezbi ile olabilir.
x
Dünyayı ahiretin tarlası, İlahî isimlerin aynası, Allah’ın mesaj yüklü mektupları ve geçici bir misafirhanesi olduğu için sevmek; kötü şeylerin yapılmasını emreden nefis karışmamak şartıyla, Cenab-ı Hakka ait olur.
Kısaca, dünyayı ve ondaki mahlûkları; kendileri için değil, gösterdikleri ve işaret ettikleri mânâlarından dolayı sevmeli. “Ne kadar güzel yapılmış” demeli, “Ne kadar güzeldir” dememeli. Yani, fiilde fâil’i, nakışta nakkaş’ı, yapılanda yapanı görmeli. İsimde takılıp kalmamalı, mânâya geçmeli. Kalbin içine başka muhabbetlerin girmesine fırsat vermemeli. Çünkü, kalbin içi Allah’ın Samed isminin tecelli ettiği yerdir. Ve O’na mahsustur.
x
Bahar ve yaz mevsiminde yeryüzünde; yüz binler muhtelif / çeşit çeşit mahlûkların taifeleri, birbiri içinde beraber icat edilir. Yanlışsız, kusursuz tam bir düzenle değiştirilir. Rahmet sahibi Hz. Allah’ın binlerce sofrası açılır, kaldırılır; taze taze getirilir, götürülür. Her bir ağaç, birer tablacı olur. Her bir bostan birer kazan hükmüne geçer.
x
Dünyanın birinci yüzü, Allah’ın isimlerine bakar. Onların nakışlarını gösterir. Onlara aynalık yapar. Dünyanın bu yüzü, sayısız İlahî mektuplardır. Bu yüzü son derece güzeldir. Nefrete değil, sevilmeye lâyıktır.
Dünyanın ikinci yüzü, ahirete bakar. Ahiretin tarlasıdır. Cennetin mezraasıdır, rahmetin çiçek bahçesidir. Bu yüzü de, evvelki yüzü gibi güzeldir. Hor görülmeye değil, muhabbete lâyıktır.
Dünyanın üçüncü yüzü, insanın heveslerine bakan ve gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın heveslerinin yerine getirildiği alandır. Bu yüz çirkindir. Çünkü fânîdir. Zeval bulucu / yok olucudur. Elemli ve aldatıcıdır.
x
Bu dünya hayatına arzulu olup, ölümden kaçılırsa, kesin bir şekilde bilinmeli ki, hayat sanılan haller, yalnız bulunulan dakikadır. O dakikadan evvel bütün zamanlar ve o zaman içindeki dünyevî şeyler, o dakikada ölmüştür. O dakikadan sonra bütün zaman ve onun içerdikleri, o dakikada yoktur, hiçtir. Demek, güvenilen maddî hayat yalnız bir dakikadır. Hatta bir kısım araştırıcılar “Belki bir anda akıp giden zaman dilimidir” demişler. Madem böyledir. Nefsin; süflî maddî istekleri ile yaşamak istenilen hayat, bırakılmalı. Kalp, ruh ve sırrın hayat derecelerine çıkmalı. Geniş hayat dairelerine bakmalı.
Çünkü, ölü olan mazi, müstakbel; onlar için hayattır ve mevcuttur. Öyle ise, fânî olanı istememek gerekir vesselâm.


