Başlıktaki söz George Orwell’in 1984 adlı romanından alınmıştır. Orwell’in bu klasikleşmiş kitabı geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur.
Romanda kurgulanan totaliter dünya düzeninde insanlar makineleşmiş kitlelere dönüştürülmüş, bireysellik yok edilmiş, sistem tarafından herkesin zihni kontrol altına alınmıştır.
1984 evreninde nesnel, bağımsız ve değişmez bir “gerçek” veya “hakikat” yoktur. Gerçek, Partinin (ya da sistemi yöneten Ağabey’in) o an doğru kabul ettiği şeydir.
Parti isterse 2 + 2 = 5 eder, isterse güneşin batıdan doğduğunu söyler; zihinler öyle şartlandırılır ki birey buna inanmak zorunda kalır. Kimse bu belirlenmiş “gerçek” haricinde bir doğru olabileceğini düşünemez. Kazara biri bunu düşünse bile kimseye hatta kendine bile açıklayamaz. Zira bunun aksini savunmak ağır suçtur.
Halk içinden birinin sistem aleyhine bir eylem ve eleştiri yapmaya kalkması mümkün değildir. Çünkü sistem herkesi hiçbir özel alan bırakmaksızın izleyebilmektedir.
Romanın en tüyler ürpertici cümlelerinden biri bu mekanizmayı özetler: “Hiçbir şey yasadışı değildi, çünkü artık yasa diye bir şey yoktu.”
****
1984 romanını tanıtan şu cümleleri önemli buluyorum: “Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir kitap; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.”
Yasanın olmadığı, daha doğrusu yasanın lafzının kılıfa uydurulmuş birer sopaya dönüştüğü bir yerde, suç ve ceza evrensel normlara değil, iktidarın kılıcını kullanmasına göre şekillenir. Bugün Türkiye’de gazeteciliğin, ifade özgürlüğünün ve anayasal hakların getirildiği noktaya ve bazı hukuk uygulamalarına bakınca, Orwell’in kâbus senaryosunun içindeymişiz gibi hissediyorum. Bu uygulamaları Türk Milletinin hak etmediğini düşünüyorum.
******************************
Halkı Yanıltıcı Bilgi
“HALKI YANILTICI BİLGİYİ YAYMA SUÇU” diye bir suç icat edildi. “Ceza Kanunumuzda böyle bir suç yoktu… Ekim 2022’de, eklenen TCK 217/A maddesi şöyle:
‘Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”
Evrensel hukukta suçun ve cezanın kanunilik ilkesi vardır. Fiil bellidir, sınırı keskindir. Lakin bu yeni kanun maddesinde sınır yok, muğlaklık var. Hangi bilginin “yanıltıcı”, kimin “halkı yanıltmaya” niyetli olduğuna karar veren yargı mekanizması “tarafsız ve bağımsız mı?”
Bir vatandaşımızın şu sorularına cevap vermek kolay değil: “İktidar kanadının halka sahte video göstermesi yanıltıcı bilgi değil mi?” “Enflasyon değerlerinin gerçek değerlerinden farklı göstermek, yanıltıcı bilgi yaymak değil mi?” “Al-ver yok deyip başlatılan yeni süreçte Öcalan’a statü vermeye çalışmak, villa tahsis etmek, PKK taleplerine göre yasa ve anayasa değişiklikleri yapmak halkı yanıltma değil mi?”
****
Kanun maddesindeki “gerçeğe aykırı bilginin” ne olduğuna karar veren savcı ve hakimler son zamanlarda bol bol gözaltı, tutuklama, mahkûmiyet kararları veriyor.
Geçen hafta içinde de gazeteciler Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç aynı suçlamayla tutuklandı, İsmail Saymaz ve Murat Ağırel, “ev hapsi” ile cezalandırıldılar.
Gazetecilerin tutuklanmasına gerekçe gösterilen o kare, halka açık bir etkinlikte, kamusal bir alanda çekilmiş, mahremiyetle ilgisi olmayan sıradan bir fotoğraftı.
AKP Sözcüsü Ömer Çelik ile fon krizinde milyarları götürdüğü iddia edilen ismin aynı karede yer aldığı resmi paylaşmak, nasıl olup da “halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak için” kullanılan gerçek dışı bilgi sayıldı? Ve nasıl “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu kapsamına sokulabildi? Gazeteciler yargılanabilir ama neden tutuklu yargılanıyor?
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in şu sözleri dikkat çekicidir: “Olay gerçek, haber gerçek, fotoğraf gerçek; ama milleti dolandıranlar değil, bunu açığa çıkaranlar hapse konuyor.”
Herkesin açıkça gördüğü o fotoğraf karesi bile, iktidarın çıkarlarına çomak soktuğu an ‘yanıltıcı bilgi’ ilan edilebiliyorsa; burada aranan gerçek değil, tam anlamıyla Partinin rızası hilafına konuşanların susturulması olsa gerektir.
Belki de yaratılan korku ikliminde, herkesin kendi özgür düşüncesini ifade etmekten çekineceği bir otosansür uygulamasının yaygınlaşması isteniyordur.
******************************
Bazı İnsanlar Diğerlerinden Daha Eşittir
“Türkiye’de iki ayrı hukuk uygulanıyor. Birisi muhaliflere uygulanan ‘düşman hukuku’, diğeri yandaşlara uygulanan hukuk.” Bu ve benzeri cümleleri muhalefet partilerinden sıkça duymaktayız.
Gerçekten iktidara yakın “gazeteciler” her türlü yalan ve iftira içeren haber ve yorumları yaparken çok pervasız olabiliyorlar. Çünkü hiçbir şekilde “Halkı yanıltıcı bilgiyi yaymaktan” yargılanmıyorlar.
Aynı veya benzeri suçla suçlananlar muhalefet kanadına bağlı önemli kişilerse uygulanan prosedür belli: Sabah şafak baskınlarıyla gözaltına alınıp, 4 gün gözaltında tuttuktan sonra tutuklu yargılanmasına karar veriliyor. Bu arada boy boy kelepçeli veya arabaya bastırarak sokma görüntüleri servis ediliyor. Belediye başkanları derhal görevden alınıyor, yerine kayyım veya vekil getiriliyor.
Oysaki milyarlarca dolarlık fon soygununda ismi geçen iktidar partisinin önemli isimleri, suçun bütün delilleri kayıtlı olduğu halde, gözaltı ve tutuklama yapılmamakta, ifadesi davet edilerek alınmaktadır.
İşte tam bu noktada Orwell’in diğer başyapıtı Hayvan Çiftliği’ndeki o sarsıcı cümle yüzümüze çarpıyor: “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir.”
Ben bu sözü “BÜTÜN İNSANLAR EŞİTTİR, BAZI İNSANLAR DİĞERLERİNDEN DAHA EŞİTTİR” şeklinde başlığa taşıdım.
Özetle; Hukukun bittiği yerde keyfilik başlar, keyfiliğin olduğu yerde ise ne gerçek kalır ne de özgürlük.


