ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, diplomatik kural ve teamüllere aykırı şekilde, Türkiye devlet sistemine dair hadsiz ve densiz tavsiyelerine devam ediyor. Son olarak Türkiye ve Ortadoğu ülkeleri için demokrasi yerine “müşfik/ merhametli monarşileri” tavsiye etti.
“Bölgede güçlü liderlik rejimlerinin/ müşfik monarşi ve meşruti yönetimlerinin işe yaradığını, demokrasilerin başarısız olduğunu” söyledi.
Barrack’ın daha önce de “Türkiye için Osmanlı’nın millet/ümmet sistemi daha uygundur” sözünü de hatırlayalım. Barrack’ın “Osmanlı millet sistemi” önerisi, vatandaşlık esasına dayalı toplum yapısını yıkarak Türkiye’yi cemaat, tarikat ve aşiret odaklı bir “Ortadoğululuk” kimliğine hapsetme projesidir.
Önce soğukkanlılıkla kavramları netleştirelim ki “müstemleke valisi” gibi davranan ABD Büyükelçisinin maksadını daha iyi anlayalım:
“CUMHURİYET, devlet başkanlığının irsî olarak intikal etmediği devlet şekli ve MONARŞİ de devlet başkanlığının irsî olarak intikal ettiği devlet şekli olarak tanımlanabilir.”
****
CUMHURİYET ile DEMOKRASİ aynı şey değildir.
Bir rejimin demokratik olarak kabul edilebilmesi için: (1) Etkin siyasal makamlar seçimle işbaşına gelmelidir. (2) Seçimler düzenli aralıklar ile tekrarlanmalıdır. (3) Seçimler serbest, adil olmalı ve genel oy ilkesi uygulanmalıdır. (4) Seçimlere birden fazla siyasal parti katılabilmelidir. (5) Muhalefetin iktidar olabilme şansı olmalıdır. (6) Ülkede temel kamu hakları güvence altına alınmış olmalıdır.”
Bir rejimin demokrasi olması için, bu şartlara ilaveten, Hukuk Devleti veya Hukukun Üstünlüğü ilkesinin benimsenmiş olması da gerekir.
Yani devletin bütün faaliyetlerinde hukuken belirlenmiş sınırlara bağlı kalmasını, bütün iş ve işlemlerinin hukuka uygun olması ilkesinin uygulanması gereklidir.
Sadece kuralların olması yetmez, İktidarı eline geçiren kişinin kuralları kendi yararına kullanmak için manipüle etmesini imkânsız hale getirecek şekilde geliştirilmesi de icap eder.
Ayrıca milli mutabakatla kabul edilmiş bir anayasa, birey hakları, hukuk önünde eşitlik, kuvvetler ayrılığı ve kamu otoritesini sınırlayacak diğer araçları içeren anayasal devlet sisteminin de olması gerekir.
1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinde tespit edilmiştir: “Kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde anayasa da olmaz. Kuvvetler ayrılığının olmadığı bir devlet, anayasal devlet değildir.”
Bu çerçeveden bakınca “Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandırmak” hedefi doğru ve gerçekçidir.
*********************************
DEMOKRASİ VE GERÇEK İSLAM ABD’NİN İŞİNE GELMEZ
Demokrasilerde “müşfiklik” bir lütuf değildir; Yöneticinin “merhametli” olması değil, “hesap verebilir” ve “denetlenebilir” olması esastır.
Lord Acton’ınmeşhur “Güç bozar, mutlak güç mutlak bozar” ilkesi demokrasi arayışlarının temel nedenlerinden olmuştur.
Barrack’ın “müşfik” sıfatıyla şirin göstermeye çalıştığı monarşi, İslam’ın yönetim esaslarıyla da taban tabana zıttır. İslam hukuku, yönetimin meşruiyetini yöneticinin unvanından değil; emanet, liyakat, adalet ve meşveret (istişare) ilkelerini hayata geçirip geçirmediğinden alır.
Kur’an gücü elinde tutan insanın “kendini yeterli” gördüğünde azgınlaşacağını belirtir.
(Nisa, 58)’de “Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder” der. Yönetim bir mülk değil, halkın yöneticiye bıraktığı bir emanettir. Liyakat, yani işi en iyi yapanın seçilmesidir. Liyakat ilkesi hanedanlık (monarşi) yapısını kökten reddeder.
Şura suresi, 38. Ayette “İşleri aralarında istişare iledir” denilmektedir. Tek bir kişinin aklı, toplumun ortak aklından üstün görülemez. Bu ilke, bugün parlamenter sistemin ve katılımcı demokrasinin özünü oluşturur.
Siyasal gücün tek bir elde veya ailede ömür boyu kalması, toplumun geri kalanının “yönetime katma değer sunma” hakkını gasp eder.
ABD Büyükelçisi Türkiye’nin Ortadoğululaşmasını yani modernleşme ve demokrasiden uzaklaşarak otoriter, dini referanslı (ama İslam’ın özüne aykırı) bir yapıya dönüşmesini telkin ediyor.
Tom Barrack’ın çoğu “İslam ülkesi” olan bölge ülkelerine demokrasinin ve İslam’ın temel ilkelerine aykırı olarak monarşi tavsiye etmesinin pratik bir amacı var. Bir iş adamı olan Barrack bu tür konulara ilkeler değil kazanç açısından bakar.
*********************************
ABD’NİN TERCİHİ: KONTROL EDİLEBİLİR LİDERLER
2003 yılında, ABD Türkiye ile ve Türkiye üzerinden Irak’a müdahale etmek istedi. Bu plan TBMM’de tezkerenin reddiyle gerçekleşmedi. Bu olayı hiç unutamayan ABD yönetimleri dersler çıkardılar.
Türkiye’de “Milli iradenin” dış güce karşı en büyük kalkanı olan tartışan bir parlamento yerine tek bir kişiyi ikna (veya manipüle) etmenin çok daha kolay olduğu bir rejim olsun istediler. Türkiye’nin tek adam rejimine giden uygulamalara destek verdiler. Türkiye Arap şeyhlik ve krallıkları gibi “Ortadoğulu” bir monarşi olsun dilemekteler.
Batı demokrasilerinde esas halkın iradesiyken, Ortadoğu’da halkın iradesinin önemi yoktur. Barrack veya ABD’nin bu isteği Batı’nın kendi çıkarları için bölgede “öngörülebilir ve kontrol edilebilir” tek adamlar istemesinden kaynaklanıyor.
Şimdi sadece Erdoğan’ı ikna etmekle sonuç aldıklarını düşünüyorlar ve bu sistemin tam bir monarşiye dönüşerek devamını talep ediyorlar.
Barrack’ın önerdiği sistem, “halka sormadan kapalı kapılar ardında yürütülen süreçlerin” önünü açan bir “Ortadoğululaşma” modelidir.
Barrack’ın vizyonu, milleti “koyun sürüsü”, lideri “çoban” gören Vahdettin zihniyetinin modern versiyonudur. Monarşi tavsiyesi, aklını ve vicdanını birilerine teslim eden, “itaat et rahat et” sloganına teslim olmuş kimliksiz kitleler ve güdülebilir liderler arzusunun dışa vurumudur.
Oysa Cumhuriyet, “fikri hür, vicdanı hür” nesiller ister ve “müşfik” diktatörlere değil, hesap soran/ hesap veren, milli iradeye dayanan bir meclise ihtiyaç duyar.


