Yerküremiz Üzerinde Bilgece/Hikmetle Yaşamak

29

Aralık ayının ilk haftası sonunda TÜRYAK tarafından tertiplenen “II. Uluslararası Örnek Kıdemli Vatandaşlar Kongresi” başlığı ve “Dünya Krizine Bütünsel ve Sağlıklı Çözümler” alt başlığı altında iki gün süren ve 42 ülkenin temsilcilerinin katıldığı bir toplantı yapıldı İstanbul’umuzda. Toplantıda çok değerli yerli ve yabancı konuşmacılar arasında bendenize de bir tebliğ verme görevi verilmişti. Aralarında çeşitli ülkelerden yabancıların da bulunduğu komisyon çalışmasına sunduğum tebliğimi kısaltarak bazı bölümlerini, okuyucularımın müsaadeleri ile kendileriyle paylaşmak isterim. Komisyonumuzdaki tebliğcilerden istenen sunumun başlığında “Medeniyetler İttifakı” ifadesi bulunduğundan konuya öylece girmem gerekmişti. İşte kısaca düşüncelerim…

“Sanırım “Medeniyetler İttifakı” yaklaşımı, dünyanın genel sistemler ve yapılar esasında yaşadığı gerilimlere ve sorunlara karşı insanlığın ortak değerlerine vurgu ile daha barışçı bir gelecek kurmayı amaçlamaktadır. Fakat burada altını çizerek üzerinde durmak isterim ki “Medeniyetler İttifakı” ifadesi tam katıldığım bir terim değildir. Zira görüşüme göre “Medeniyet” geçmiş yüzyıllardan, başlangıç noktası Çin veya Mısır kabul edilebilir, günümüze uzanan ve bir kabın doldurulması veya bir nehrin akışı gibi gelişen bir bilimler manzumesidir. Kısaca, farklı kulvarlarda kendi başlarına yapılan bir koşu değildir. Hareket noktamın bir Batı, Doğu veya dinler menşeli medeniyetlerin olmadığı, medeniyetin bir seyir içerisinde birbirini tamamlayarak bugünlere vardığıdır.

O halde temel hareket noktam, Medeniyetler arası değil “Kültürler arası bir İttifak Anlayışında Bilgece/Hikmetle yaşamanın” sırlarının arayışından ibaret olacaktır. Fakat buna rağmen bilmekteyim ki B.M. tarafından kabul edilmiş olan “Medeniyetler Arası İttifak” teriminden kaçınmak kolay olmayacaktır. Bu konudaki düşüncemi dile getirmemdeki asıl amaç “medeniyetler” kavramının günümüzdeki kavramlar kargaşası içinde medenileşmek ifadesiyle özdeştirilmesi ve ifadenin âdeta Batılılaşmak tabiri ile birlikte kullanılır olmasıdır. Genelde bilinmektedir ki Batı ülkeleri olarak ifade edilen ülkeler dışında kalan Gelişmekte Olan Ülkelerde, Batıda son yüzyıllarda şekillenmiş maddî gelişmişlik seviyesini elde edebilmek için yaptıkları siyasi, sosyal, kültürel ve teknik alanlardaki hareketleri anlatmak üzere Batı Medeniyetinden söz edilmektedir. Böylece, acıdır âdeta Batı Ülkeleri dışındakilerin farklılaşmış varlığı ve medeniyet dışılıkları, kendilerince, tescil edilmiş olmaktadır.     

Oysa çağdaşlaşma ve ilerlemenin en temel şartı olan bilgilenme ve aydınlanma şuurunu halka benimsetmekle yükümlü olan aydınların, halka, Batı bilimiyle Batı kişiliğini ve değerlerini(!) birbirine karıştırarak sunmamaları gerekir.  Bu suretle halkın kişilik ve değer buhranına uğraması ve doğan tepkilerle özlenen “birlikte/bilgece” yaşamanın engellenmesi de önlenmiş olur…     

Ülkemizde ve dünyada yaşanan sosyal, ekonomik, kültürel vb. alanlardaki gelişmeler sebebiyle millî ve küresel değerler, katılım ve/veya demokrasi, çok kültürlülük ve barış eğitimi gibi konuların önemi giderek daha belirgin bir şekilde artmaktadır. Fakat ne yazık ki bu, bazı grup, kurum ve hatta devletlerce henüz tam anlamıyla idrak edilmemiştir veya kasıtla idrak dışı tutulmaktadır!..

 Şüphe yok ki böylesi bir gelişme seyri içerisinde toplulukların, iletişim unsurlarına ve özellikle medya yapısı içinde yer alan “gizlenmiş” değerler veya değersizliklere, görüşlere karşı bilinçlendirilmeleri konusu gündeme gelecektir. O halde günün olumlu ve/veya olumsuz değerlendirmeleriyle karşı karşıya, hatta iç içe olan gençler dışında daha ileri yaştaki yetişkinlerin de, bu konuda sahip oldukları alışkanlıklar üzerinde düşünmeleri ve sorumluluk sahibi kişiler olmaları bakımında gerekli çalışmalar yapılmalıdır. İletişim araçlarının özellikle medyanın, öncelikle toplumun kültürünü korumak ve geliştirmek adına gerekli özeni göstermesi gerekir. Ki böylece toplumlar arasında insanî değerler açısından birbirlerine “ötelenmiş, ayrıştırılmış ve de başkalaştırılmış” gözlerle bakmaları tamamen önlenmiş olmasa da,  hafifletilmiş olsun…

 Bilgiye ulaşmada internetin rolü, artık günümüz kaçınılmazlarındandır. Ancak teknolojinin zararlarından korunmak için toplumun özellikle gençlerin bilinçlendirilmesinde, kamuoylarınca kabul gören değer hükümlerinin, ahlâk ve terbiyenin ön plânda tutulması gerekir. Bunun için de özellikle teknolojinin esiri olunmaması, kitle iletişim araçlarının doğurduğu zararlı etkilerin azaltılması gerekecektir. Bununsa yaygın bir eğitim sürecine ihtiyaç duyduğu ise açıktır. Sürecin aileden başlayarak toplumların bütün katmanlarını ilgilendirmekte olduğu ise aşikârdır.  

Unutulmamalıdır ki insanı insan yapan temel değer “farklılıkları” anlamadır.  Yüzde yüz benzerlik, olağan olmadığı gibi, farklılaşmayı anlamayı da imkânsız kılar. O halde farklılık ve benzerlikler ölçülü olmalıdır, aşırı olması kutuplaşmayı ve sonucunda ise çatışmayı doğurur. Günümüz topluluklarının en önemli problemi kültür yozlaşmasıdır. Çünkü küreselleşmenin getirdiği benzeşme temayülü yozlaşmayı hızlandırmaktadır. İşte Medeniyetler ittifakından amaçlanması gereken husus farklı kültürler arasında bilgi, kültür ve tecrübe alışverişi yapılmasıdır. Hedeflenen farklı yaşama şartlarında yer alan, farklı özgürlükleri olan, farklı cinsiyette insanın hem millî hem de uluslararası düzeyde farkındalıklarını sağlamak, birbirlerini anlamaya çalışırken aynı zamanda kültürel alışveriş yapabilmelerini, dünyanın ortak meselelerine beraber çözüm arayabilmelerini temin etmektir. Küreselleşen dünya düzeni içerisinde kültürlerarası ittifakça varılması gereken hedefin, kültürlerin birbiri üzerine baskın hâle getirilmesi değil, farklı düşüncelerin sentezi ile verimli neticeler elde edilmesi olmalıdır.

Bu ortam, medeniyetler çatışması tezinin medeniyetler ittifakına dönüştürülebilmesi için önemlidir. Uygulamaya bağlı olarak ders program ve kitaplarının genelleştirerek ve fakat, önemle üzerinde durduğum gibi karşılıklılık esası dikkate alınarak ülkelerin eğitim politikalarını “vatandaşlık ve barış eğitimine” uygun olarak yeniden şekillendirilmesi; küresel ve kültürlerarası eğitime destek verilmeleri; özellikle farklı kültürlere yönelik ve sürekli düşmanlığı besleyen unsurların ayıklanması temel hedefler arasında olmalıdır…

O halde kültürlerarası bağları güçlendirmek, kültürleri arasında temassız alanlar yaratmaktan değil, birlikte yaşama idealini gerçekleştirmekten geçer. Bu bağları güçlendirmek, bir arada yaşama kültürünü geliştirmek, medeniyetler ittifakı veya kültürler arası ittifaka doğru somut adımlar atmakla olur. Fakat bütün bu iyi niyetli düşüncelerin karşılaştığı bir soru ortaya çıkmaktadır… Hâkim Devlet veya Hâkim Güçlerle, aynı şekilde hâkimiyet ihtirasını sürdüren devlet ve topluluklar bu iyi niyetli tasarı ve/veya düşüncelere ne derece sadakat göstereceklerdir? Aksi halde bütün bu adımlar nasıl gerçekleşecektir? Asıl üzerinde durulması gereken nokta budur!

Ayrıca gözlenen bir başka nokta ise, dünün geçmiş tarihi olaylarıyla bugün arasında devamlı illiyet bağı kurdurularak bugünün nesillerine huzur verilmek istenmediğidir. Daha da acısı birileri belli bir sömürü sisteminin sağladığı imkânları, söylemde tabir caizse “mangalda kül bırakmadan” ifadelendirirken, varsayımlarından yola çıkarak kendileri için tabii kabul ettikleri hakları(!) başkaları için çıkarcı bir üslupla istismar aracı olarak kullanmakta beis görmedikleridir! Böyle bir dünya düzeninde, “Medeniyetler İttifakında Birlikte Bilgece ve Hikmetle” nasıl yaşanacaktır? Doğrusu bilgelerden başlayarak devlet adamlığına soyunanların ve de topluma yön veren aydınların bir kere, bir kere daha üzerinde durarak, önce kendilerinde başlayarak düzeltecekleri sorun budur! Aksi takdirde ancak bu güzel ifadeler birilerinin istismar aracı olmağa devam ederken,  varlığını ancak insan-i kâmil sıfatına erişmiş bilgelerin düşünce sınırları içinde sürdürecektir… Çözüm yolu yüzyılların ötesinde örneklerinin bulunduğunu görerek ve bilerek, ülke yöneticilerinin kendi topluluklarından başlayarak farklılıklara saygı duymaları, âdil olmaları ve de başka ülkelerle aynı değer hükümleri çerçevesinde bağ kurmalarından geçer..

Sözlerimi, Yusuf Has Hâcib’in “Kutadgu Bilig”inden bir son sözle bitirmek isterim: “İnsan gönlünü çıkarıp, avucuna koyarak, başkaları önünde, mahcup olmadan dolaşabilmelidir.” Dikkat ediniz Bilgemiz, aklını demiyor ve hemen hiçbir Batılı dilde karşılığı olmayan, kültürümüze has olan “gönlünü” ifadesini kullanıyor. Kısaca bu hikmetli söz fert fert bütün insanlar için olduğu kadar devletleri yönetenler ve dolayısıyla devletlerarasındaki ilişkiler için de geçerli olmalıdır. Ancak o zaman Bilgece ve Hikmetle yaşanabilecektir.”