Öcü Görmek ve Göstermek!

24

Öcü geliyor!.. İmam Hatipliler geliyor!.. Belli kesimlerimizin ruhi saplantılarından biri de bu. Daha önceki zamanlardan beri bitmeyen bir sis üflemesi halinde “irtica geliyor” nakaratı vardı. Halen bundan tamamen vazgeçilmemiştir ama bazıları, yeni nakaratlar bularak konuların sakız haline getirilmesine vesile olmakta fayda bulmaktadırlar!.. Bu anlayışın temelini araştırdığımızda, çok söyledim biliyorum ama yine de tekrarlamak istiyorum, bu vesayetçiliklerin halk çoğunluğunun eğilimlerine rağmen ellerine geçirmiş oldukları çok yönlü iktidar gücünün avuçlarının içinden kaymakta oluşunu fark etmekte ve buna tahammüllerinin olmadığıdır.

Evet, İmam Hatipliler geliyor. Doğru ve çok yönlü olarak doğru… Her sahada artık dünyevi bilgiler yanında manevi bilgilere de sahip yepyeni bir nesiller zinciri Türkiye’mizde varlıklarını ispat etmektedir. Kısaca kendilerinden yıllarca çok şey esirgenmiş buna rağmen dirençleri ve inançlarıyla ayakta kalmayı başarmış halkın çocukları, her sahada varlıklarını ispatlayarak geliyorlar… Peki nedir sorun? İmam Hatip Okullarında okuyanlar sadece mesleklerini icra etsinler! Ve bu yüzden de bu kadar çok okula ihtiyaç yoktur!.. Meseleye bu açıdan bakarsanız bir bakıma doğru da!… Fakat bu, meselenin satıhtaki yüzüdür. Gerçekte şu soruyu doğru sormak gerekir.  Neden bu kadar çok sayıda İmam Hatip Okulu açılmıştır ve bu açılışlara hangi gerekçeyle, kimler bütün gönlüyle sahiplenmiştir? O halde öncelikle bu davranışın sosyolojik yapısının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Her şeyden önce unutmamak gerekir ki İmam Hatip Okulların büyük çoğunluğu halkın bizzat kendi imkânlarıyla yapılan binalar ve hatta iç donanımlarının tamamlanmasıyla gerçekleşmiştir. Yani halk bu okulların öncülüğünü üstlenmiştir.

Sebep mi? İşte bu noktada meselenin künhüne inilmemekte veya üzerine toz atılarak örtülmek istenilmektedir. Acaba bu okulları yapanlarla, çocuklarını buralarda okutanlar çocuklarını İmam ve Hatip olmaları için mi gönderiyorlar? Yahut benim çocuğum dünyevi bilgiler yanında dinini, edebini, yani irfana giden yolu buradan alacakları bilgilerle bulabilirler düşüncesi mi bu tercihlere sebep olmaktadır? Din ve ahlâk derslerinin düz liselerimizde bizlerin zamanındaki hiçlikten bir adım ileri giderek öğretilenler arasına girdiği bilinir. Fakat sosyal ve manevi bir gereklilik olan din ve ahlâki meselelerin bu tedrisat çerçevesinde ne kadar tatmin edici bir hüviyet taşıdığı, sanırım, çok yönlü olarak tartışmaya açık bulunmaktadır. İşte bu yüzdendir ki bu toprakların insanı, evladını dinini, edebini öğrensin, sonra da başka mesleklerde gönlü olursa oralarda tahsiline devam etsin temel düşüncesiyle İmam Hatip Okullarına teveccüh etmiştir.

İmam Hatipliler hedefli ancak neticede bütün meslek liselileri mağdur eden katsayı uygulamasının neden, nasıl ve hangi zihniyetin dürtüleri ile konulduğunu herhalde bilmek istemeyenimiz vardır, ama bilmeyenimiz yoktur. Neden bu kadar İmam Hatip Okulu açılmaktadır sorusun gerçek cevabını bulmak yerine buna bir takım kılıflar giydirilerek sebep “siyasilere” kadar uzatılmaktadır. Bu görüşte bir anlamda gerçek payı da vardır. Ancak asıl gerekçe insanımızın, artan ve âdeta tabileştirilmekte olan ahlâki çöküşe giden yolda, muhtemeldir ki daha çok evlatlarını böylesi bir gidişattan bu okullarda alacakları eğitimle kurtarabilme ümidi bulunmaktadır. Gerçekleşir veya gerçekleşmez ama ebeveynlerin İmam Hatip Okullarına sığınma arayışlarındaki temel sebep budur.

Şüphesiz bu okullarda da kalitenin gerilemekte olduğu veya çok iyi olmadığı dile getirilenler arasındadır. Ancak bu genelde bütün bir eğitim sistemimizin hastalığıdır. Son seçme sınavlarında otuz binleri bulan “0 puanlı” çocukların varlığı herhalde çok şey söylüyor olmalıdır. Bu gerçeği bile görmezliğe gelerek katsayı meselesini İmam Hatipler konusuna indirgeyerek takdim etmek olsa olsa bir korkunun eseridir. Yani burada belli bir siyasi-iktisadi iktidar gücünün, bugüne kadar ellerine geçirerek sahip oldukları imkânlara, kendi inançları yönünde madde ile mânâ arasında denge arayan yeni bir grubun ortak olmasından duyulan endişe yatmaktadır.

Üstelik bu kıyamet tellallarına, hor gördükleri İmam Hatiplilerin okullarında nasıl bir müfredat programı ile yükümlü olduklarını bilip bilmediklerini sormak gerekir. Eğer bu okullardaki müfredatı tetkik etseler göreceklerdi ki İmam Hatip öğrencileri, normal liselerdeki dersler yanında bir de din derslerinden sorumlu bulunmaktadırlar. Bunu İmam Hatip okullunda birkaç yıl lisan dersi hocalığı yapan biri olarak söylüyorum. Yani İmam Hatip okulundan mezun olabilmek için hem genel tedrisatın getirmiş olduğu derslerde, hem de mesleki eğitimin zaruri kıldığı derslerde başarılı olmak gerekir. Bir başka anlamda normal liselerde bulunanlardan en az birkaç misli daha fazla gayret içersinde bulunmak gerekir.

İşte bu noktada, pek çok değerli genç İmam Hatip Okulluyla beraber olarak öğretmenlik yaptığım dönemde, bizim lâikçiler açısından büyük bir günahım olduğunu itiraf etmeliyim!. Dersimin son beş veya on dakikasını tartışmaya ve sohbete ayırdığım fasılda, öğrencilerime en çok tavsiye ettiğim hedeflerin başında, onların mezuniyetten sonra mutlâka fark derslerini vererek çeşitli fakültelere girmeye gayret göstermeleriydi. Zira tezim gayet açıktı. Bu millet, dinden en çok koparılmağa çalışıldığı dönemde bile, belki mükemmelini değil ama yine de imkân nispetinde iyiye yakın din hocalarını şöyle veya böyle yetiştirmekte olduğuydu. Ama asıl eksik olan dinini, irfanını bilen, aynı zamanda çağın maddi bilgileriyle teçhiz olmuş mühendislere, hukukçulara, iktisatçılara giderek daha çok ihtiyacımızın bulunduğuydu. O halde, öğrencilerimin o sıralarda başka fakültelerde okuyabilmek için şart olan bazı fark derslerini ne yapıp yaparak vermelerini ve de eğilim duydukları dallarda eğitim almaları gerekliydi. İlahiyat sahasında adım atmak isteyenlere söylemekte olduğumsa biri Batı dillerinden olmak üzere Türkçe dışında en az iki, tercihan üç yabancı dile sahip olacak gayreti içinde olmalarıydı. İşte benim günahım bu noktadaydı.

Yabancı dil tercihlerinde hemen bütün okullarımızda görüldüğü üzere pek fazla tercihe şayan bulunmayan Almanca dersimde öğrencilerime böylesi bir aşılama içersinde bulunmak için dersimin kısa bir kısmını sohbete ayırıyordum. Sanırım belki benim söylediklerim, belki kendi zekâ ve kabiliyetlerinin itişi müessir olmuştu ki, şunu açıkça söylemeliyim benim sınıflarımdaki çocukların büyük kısmı fark derslerini vererek başta hukuk, edebiyat ve iktisat tahsili yapma imkânını elde edeceklerdir. Hatta zaman zaman sohbet etme şansını yakaladığım eski öğrencilerimden öğrendiğim, benim derslerine girdiğim çocuklarımızdan pek azı İmam Hatip mesleğinde karar kılmışlardı. Hatta öğrencim olanlardan bazıları kendilerine daha sonra bilgisine sahiplendikleri konularda önemli makamlara, siyasete girenler de bakanlık koltuklarına kadar ulaşmışlardı. Eh bütün bunlarla iftihar ederken aynı zamanda şükrediyorum da.

Fakat birilerinin neler söylediklerini de tahmin ediyorum!.. Ayrıca birilerinin şu veya bu yöndeki şikâyetlerinin varlığını, belli, bir makama ulaşmış kişinin şahsiyetiyle değil de İmam Hatip menşeli oluşuna bağlamalarını ise, peki aynı zamanda bir de sizin istediğiniz okullardan mezun olanlara bakınız ve kıyaslayınız demek istiyorum. Fakat yine de asıl meselenin genelde çöküş işaretleri veren eğitim sistemimizin yapısında olduğunu; eğitimimizin insana bakış açısının o okul veya bu okulda farklılaşmadığını anlamalarını diliyorum!  Her şeye rağmen ve sapmalar, yanlışlar eksikler olsa da, İmam Hatiplilerde ahiret hesaplaşması endişesiyle muhtemelen adâlet duygusunun diğerlerine göre daha bir ağır basmakta olabileceğini, bunun da zaman ve olgunlaşmayla daha da gelişeceğini düşünüyorum. Üstelik kaldırılan katsayı uygulamasının İmam Hatip dışındaki başkaca meslek okulluları da nasıl mağdur ettiğini, böylece bir dönem başlatılan olumlu Meslek Eğitimi uygulamasına darbe vurduğunu ve de kalkınmamızın temel ihtiyaçlarından birini, kalfa-usta yetiştirme hedefini, bir inat uğruna yok ettiğini görmemek sanırım bizim lâikçilerin de farkına varacaklarını umuyorum!.. Kısaca belki korkutmaya yönelik tavırlarının gerçekte bir nevi “yobazlık” olduğunu anlamalarını ve “öcü” saplantısından kurtulmalarını diliyorum! Bunların, çoğunluğun ne ve neden istediğini tespitle madde ve mânâ güzergâhında yol almaya çalışmalarını düşünmek, acaba abesle iştigal mi, dersiniz? Her şeye rağmen ben, YÖK’ü kutluyor ve bu hakkın iadesi şansını İmam Hatipli evlatlarımızın, 40 yıl öncelerinden daha şanslı olarak, en iyi şekilde kullanmalarını bekliyorum…